Kitap İncelemesi

“Uçtaki Adam” İncelemesi

Bu makaleyi 6 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Mustafa Can Tiryaki

Bahaeddin Özkişi
İstanbul, Ötüken Neşriyat, 10. Baskı 2016, 247 sayfa, ISBN: 978-975-437-268-7

Bahaeddin Özkişi’nin “Köse Kadı” adlı romanının devamı olan ve yazarın ölüm yılı olan 1975’te ilk baskısı çıkan eser, günümüzde Ötüken Neşriyat tarafından basılmakta ve satışı yapılmaktadır.

Olay, Köse Kadı’nın görevini devralan Murat Bey’in İştorni-Belgrad’a, yani Kara Ali Bey’in yanına gelmesi ile başlıyor ve onun Viyana ve Komaran teşkilatlarının yaşadığı olayları yaşıyoruz. Sade bir anlatımla ve ilahi bakış açısıyla yazılan eserde, Türklük ve İslam şuuru kendini hemen gösteriyor. Osmanlı’da yaşanan taht mücadeleleri, saray oyunları ve haremde yaşanan entrikalar arasında, vatanı ebed kılmak isteyen bir avuç istihbaratçının -günümüz deyimi ile- yaşadığı olaylar, pek tarihten uyarlanmış denemese de, tarihi hakikatlerden çok da uzak değil.

Özellikle sadr-ı azam değişimlerinin nedenleri, biraz abartılı bir şekilde, Yahudi ve Mason lobilerinin gücü olarak gösteriliyor. Bu, yazarın yaşadığı dönemde büyük infial uyandıran bazı yazıların ve fikirlerin mevcudiyetinden olsa gerektir.

Kitap, birçok farklı alt karakterler etrafında gelişen ve sonunda birleşen bir hikayeler bütünü gibi dizayn edilmiş ve bu dizayn okumayı gayet hızlandırıyor. Ve romanın bence en güzel özelliği, okuyucuda sürekli bir ters köşe ihtimali bırakıyor. Olaylar gelişirken her şey bir anda tersine dönebiliyor veya bir şeyler ters gidecekmiş gibi dururken bir anda düzeliyor. Bu, kitabın okuyucuyu mutlak bir şekilde kendisine bağlamasını sağlıyor. Kitap bunu tadında yapıyor, böylece sıkılmamıza da engel oluyor. Yazarın, Hristiyanlık terminolojisini iyi bildiği de gözlerden kaçmıyor. Hristiyan karakteri tam bir Hristiyan gibi, Müslüman olanı da tam bir Müslüman gibi anlatıyor.

Yalnız, 16. yüzyıl olaylarını anlatmasına rağmen (ilk kitapta olduğu gibi) Macarları “Türk kanı olan insanlar” gibi anlatıyor ki; aslında ilahi bakış açısından bizim biliyor olmamıza rağmen, karakterlerin de bunu biliyor olması büyük bir anakronizm örneği. Bu, kitaptaki bariz hatalardan biridir. Yine Yahudiler, yazarımızın fikirleri neticesinde oluştuğuna kanaat getirebileceğimiz şekilde; kötü, kurnaz ve söz tutmaz insanlardır. Ve 16. yüzyıldan itibaren, Kudüs’ü almakla uğraşıp gerektiğinde kendi soydaşlarının kanını dökebilecek insanlardır. Bu kitabın harika anlatımına pürüz getirmeyecek kadar ince işlense de, yine de göze çarpmaktadır. Kitabın yine en önemli eksiklerinden biri hemen hemen hiç tarih verilmemesidir. Kitap, anladığımız kadarı ile III. Murat devrinde ve 16. yüzyılda geçiyor. Tabii ki sadr-ı azam isimleri ve olaylar neticesinde kitaptaki olayların tarihleri bulunabilir. Lakin neredeyse birkaç ipucu dışında net bir tarihin verilmemesi, kitabın eksik yönlerinden biridir.

Akıcı bir tarihi roman okumak isteyenler için en iyi alternatiflerden biri diyebileceğimiz eser, ilk başta söylediğimiz gibi Köse Kadı kitabının devamı olduğundan, o okunduktan hemen sonra okunmalı. Aksi takdirde olay örgüsünde kopmalar yaşanabilir ve bu da okuyucuyu sıkabilir.

Zaten kitabın bir kısmı, ilk kitaptaki ana karakterimiz olan Köse Kadı’nın doğumu ve yaşamıyla ilgili. İşin içine tam burada harika bir kurgu giriyor ve ilk kitaptaki yaşananlar dahi bu kurguya bağlanıyor. Viyana, İstanbul ve sair büyük Avrupa şehirlerinde ve Macaristan topraklarındaki büyük istihbarat ağının da, Köse Kadı’nın bizzat oluşturduğu bir yapı olduğunu anlıyoruz. Ayrıca Macar halkının ve yöneticilerinin bağımsızlık duygusu ve bunun için de bilmeden Türklerle beraber çalıştığını görüyoruz. Tüm bu olaylar, yazarın Türkçü bir çizgi üzerinde olması ve Macar- Turan tezini savunduğunu gösteriyor. Tarihte yaşanan savaşlar, idari olaylar da kurguya uygun şekilde anlatılıyor.

Comment here