DestanlarDosya KonusuKitap İncelemesi

“Söğüt Dergisi Dede Korkut Destanı Sayısı” Tanıtımı

Bu makaleyi 7 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Berkay Aris

GİRİŞ  

Dede Korkut ya da Korkut Ata Türk tarihinin ortak miraslarından biri olarak öne çıkmaktadır. Dede Korkut destanları kitabının da Türk tarihinde çok önemli bir yer edindiği görülmektedir. Dede Korkut kitabını yazıya ilk geçiren kişi Camiüt Tevarih eseriyle tanıdığımız Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî’dirKorkut Ata Türk kültüründe bilge ve velayet sahibi ulu bir kişi olarak aynı zamanda şaman ve ozan kimliği ile de karşımıza çıkmaktadır. Dresden nüshasında destanın tam ismi Kitâb-ı Dedem Korkud alâ Lisân-ı Tâife-i Oğuzân olarak geçmektedir. Korkut Ata’nın nesebi konusunda farklı rivayetler vardır. Reşîdüddîn’in Câmiʿu’t-tevârîḫ isimli eserinde Oğuzların Bayat boyundan olarak gösterilirken Ebul Gazi Bahadır Han’ın Şecere-i Terakime’sinde Oğuzların Kayı boyuna mensup olarak kaydedilmiştir. Dede Korkut destenlarının bilinen iki nüshası bulunmaktadır. Birincisi Dresden nüshasıdır ki bu nüsha 1815’te von Diez tarafından ortaya çıkarılmıştır. İkinci nüsha olan Vatikan nüshası İtalyan bilim insanı Ettore Rossi tarafından ortaya çıkarılmıştır. Dede Korkut destanları Türk gelenek, görenek ve yaşam tarzını yansıtması bakımından mühim bir yere sahiptir. 

Söğüt Dergisinin Ocak-Şubat 2020 sayısı Dede Korkut Destanı” temalı ilk sayısı Ayşegül Büşra Çalık ve Göktürk Ömer Çakır editörlüğünde, Sinan Terzi genel yayın yönetmenliğinde hazırlanmıştır.  

Deneme türünde Cengizhan Orakçı “Dedem Korkut’u Camekândan Kurtarmak” isimli yazısıyla Dede Korkut’un kitabı hakkında bilgi verirken onun neden yurtdışında Dresden ve Vatikan’da bulunduğunu sorgulayarak eserin kendi ata topraklarında korunamadığına sitem etmektedir. Orakçı, toplumlar için bir takım ortak dini ve edebi metinlerin önemli olduğunu belirtmiş Dede Korkut kitabını Türk dünyasının ortak kültür mirası olarak nitelemiştir. Ayrıca bu eserin Türk dilinin daha iyi anlaşılması ve gelecek nesillere öğretilmesi için mühim bir yapı taşı olarak kabul etmiş Dede Korkut destanlarının ilkokul, ortaokul ve lise düzeyi öğrencilere okutulmasını önermiştir. 

Tekin Şener kaleme aldığı duru ve akıcı diliyle dikkat çeken “Bir Serüven Olarak Okuma Kalemin Yazdığı ve Kaderin Yazdığı” isimli deneme yazısında bizleri okuma ve yazmanın eşsiz öneminden bahsederken bize yazının tarihi hakkında okuyucuyu güzel bir yolculuğa çıkarıyor. 

Necdet Subaşı “Belki” isimli deneme yazısında esasında hepimizin zaman zaman özellikle içerisinde bulunduğumuz pandemi döneminde yeni, sakin yerler keşfetmek biraz kendimize dönmek gibi bizden duygular barındırıyor yani sanki bizleri yansıtıyor. Subaşı bu yazısında boğuntu duygusu, soluklanmak, kendini dağlara atmak, kendini bulmak vs. hayatın ve insanın  mihenk taşı olmuş sözcüklerden bezeli bir metin oluşturmuş, yazar aynı zamanda deneme yazısının sonunda şöyle söylüyor: “Şimdi bir başka yere dönüp ufukta bizi bekleyen bir kurtarıcı bekleme yerine oturup yanı başımızda ne var ne yok ona bakmak gerekir. Belki de tohum burada, toprak burada rahmet de buradadır.” 

Alaaddin Diker İnceleme yazısı bölümünde “Avrupa Türkleri ve Edebiyatı” isimli yazısında yurtdışında oluşan ve gelişen Türk edebiyatı ürünlerinden bahsediyor. Esasen edebiyatımız açısından önemli bir konuya parmak basıyor. Kilit soru yurtdışında yazılan ve basılan Türkçe eserler basıldığı ülkenin mi yoksa Türk edebiyatının mı unsuru olduğu sorusudur. Yazar yanıtı Türkçe yazılan eserler Türk edebiyatınındır görüşüyle veriyor. Bu yazarlara örnek olarak Cengiz Dağcı ve Yüksel Pazarkaya’yı verirken Cengiz Dağcı’nın “Benim vatanım dilim; gittiğim her yeri vatan yaparım” sözüne yer veriliyor. Metin içerisinde cevabı aranılan diğer soru ise Türkçeyi yeni kuşakların dili nasıl yapabiliriz? Bunun çözümü ise gidilen yerin dili ve kendi anadilinin de eşit derecede benimsenmesi ve bir takım edebi ürünlerin verilmesi olarak açıklanıyor. 

Sevgi Kübra Akdemirel Sergüzeşt-i İran: Acem Diyarına Gecikmiş Bir Seyahat” isimli gezi yazısında Ortaçağ Tarihi alanında çalışan bir lisans öğrencisinin yurtdışına çıkma öyküsünü ve bu minvalde İran seyahatini aktarıyor bizlere. Yazar birinci gidişinin ardından ikinci olarak Çevirmen-Tarihçi Serdar Gündoğdu hocamız ve ekibi ile birlikte YezdKaşan, Kum, Tebriz, İsfahan, Şiraz, Tahran gibi tarihi dokusu önemli şehirleri gezdiğini ve gördüğünü aktarıyor. 

Necati Demir inceleme türünde “Yeni Gelişmeler Işığında Dede Korkut Kitabı” adlı yazısında Dede Korkut kitabının Türklüğün derin hafızası olduğunu vurgulamaktadır. Dede Korkut’un Salur Kazan zamanında yaşadığı tespitinde bulunmaktadır. Dede Korkut ile ilgili ilk bilgiler Reşidüddin’de rastlanır. Kitabın Dresden ve Vatikan nüshaları boylar halinde düzenlenmiştir. Saltuknameye göre Korkut Ata Kayı Boyuna dayanmaktadır. Şehzade Cem oğluna “Oğuz”, 2.Bayezid oğluna “Korkut” ismini vermiştir. Bilginlere göre Dede Korkut’un asıl yurdu Kazakistan’ın şehirlerinden biri Janakent olduğu vurgulanmıştır.  

Dergideki diğer yazılara değinecek olursak deneme türünde Mehmet Ali Kalkan’ın “Saz Göğsüne Yaslananda”, Berna Güzey’in “Lisana Hükmedebilmek”, Hüseyin Kaya’nın “Sabır”, Elif Sabır’ın “İstanbul’u Bulmak”, Ayşe Samiha’nın “Bir Tutam Baharat”, 

Dosya Konusu: Prof. Dr. Metin Ekici ile Dede Korkut Kitabı Üzerine Röportaj”, Süleyman Çobanoğlu “Ejderhayı Öldürmek”Mustafa Ruhi Şirin “Dedem Korkut”,  

HikayeBahtiyar Aslan “Böyle Böyle Sebepsiz”, Sema Bayar “Bu Bir Yaradır”, Emine Altınkaynak “Bir Kuş Uçumu”, Misli Baydoğan “Acı Lokma”, Caner Çaylak “Gıybet Meclisleri”, Asuman Güzelce “Elbruz’a Veda”, Süheyla Ağan “Sana Dair”, Leyla Şerif Emin “Eski Bir Radyo”, Sinan Terzi “Hicaz’a Giden Kimdi”,  

Şiir: Ali Günvar “Baharın Sırına Arttırılmış Sone”, Berat Demirci “Zamirler Manzumesi”, Mehmet Fidancı “Eylül Öksüz”, Hafız-ı Şirazi “Dedim Dedi”, Hüseyin Akın “Sessiz Harpler”, Selami Mete “Ece Nazire”, Cengizhan Orakçı “Seyir Esnasında Zapta Geçirilen”, Fatih Akça “Kaşgarlı Bir Rüzgarın Elleri”, Anıl İbrahim Bakırcı “Devletlü Dertlere Abece”, İsmail Orhan Sönmez “Pardus”, Ayyüce Güloğlu “Uçurtma Dilerim”, Maide Öztosun “Kuyudan”, Birdal Akar “Gümüş Tezhipli Fahriye”, Celil Cavanşir “Kim Unudur, Unutsun Meni”, İbrahim Daş “Hoşundu”, İsmail Atakan Çetiner “Kutadgu Bilig”, Fatma Aksu “Güz Telaşı” 

Film Eleştirisi: Mehmet Aycı “Salkım/Salkımlı Söğüt Ağacı” 

İnceleme: Metin Savaş “Tarih Öncesi Aklın Köklerle Birlikteliği, Orhan Aras “Öğretmen”, Özge Aydın İsmail Bey Gaspıralı’nın Hikayelerinde Bilinçli Anne Rolü” 

Portre: Muaz Ergü “Sıdki Baba” 

Kitap İncelemesi: Funda Özsoy E. Otizm Üzerine Otobiyografik Bir Roman: Dört Ayaklı Mucize 

Comment here