Kitap İncelemesi

Nurettin Topçu: Milli Mektebin Dört Duvarı

Bu makaleyi 6 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Sümeyye Bayır Taşdemir

Nurettin Topçu’nun Türkiye’nin Maarif Dâvası Kitabında Milli Mektebin Dört Duvarı 

Nurettin Topçu’nun “Türkiye’nin Maarif Dâvası” eseri ve “Var Olmak” eserleri gazete ve dergilerde yayımlanan yazılarından ve konferans konuşmalarından oluşmaktadır. Nurettin Topçu’nun eğitim ve öğretim konusundaki fikirleri din, felsefe ve sanat gibi insanın kişilik gelişimde katkısı olan alanlara yoğunlaşmış şekilde ele alınmıştır. Ders, talebe, muallim ve mektep olarak adlandırılan dört duvar metaforu kurularak maarif dâvamızın olması gereken temelini kaleme almıştır.  

Yazılarının genelinde önce problem tespiti yapılıp daha sonra çözüm önerileri sunulmuştur. Yazımızda üçüncü bölümün ilk yazısı olan “Maarif Dâvası” başlığının çözüm önerilerine değineceğiz.  

Az önce sıraladığımız üzere ilk ele alacağımız mesele derslerdir. Topçu, “Ders, hakikatlerin araştırılmasıdır” der. Bu düsturla yola koyularak ilköğretimin gayesinin kalbin terbiyesi, ortaöğretimin gayesinin aklın terbiyesi ve yükseköğretimin gayesinin ise ihtisaslar olduğunu belirtmektedir. Bu doğrultuda “Kendini bilen Rabb’ini bilir” hadisi ile paralel bir eğitime şahit oluyoruz. Ahlak temeline dayanan eğitimin ardından aklıselim olmanın terbiyesi ve ardından mesleki ihtisaslaşma gerekmektedir. Öncelikle ruh eğitimine odaklanan Topçu bunun musiki ile gerçekleşebileceğine inanmaktadır.  

Derslerde ciddiliğin sağlanması için soru hazırlayan bir zümrenin olması ve muallim ile öğrenci arasında nota dayalı bir ilişkinin olmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Böylece öğrencinin derse ilgisi artacak ve öğrenmeyi ciddiye alacağını ifade etmektedir.  

İkinci ele alınacak mesele ise talebedir. Topçu’ya göre göre hakikati arayan, gayesi manevi olgunlaşma olan bu talebe diploma müşterisi veya geleceğin mevki dilencisi değildir. Ruhsal olgunluğa erişmiş, halkın önünden gidecek, yol gösterecek şahsiyetlerdir. 

Ele alacağımız üçüncü mesele yani eğitimin üçüncü duvarı ise muallimdir. Topçu muallimleri milli maarif dâvamızın en asil unsuru olarak görmektedir. Bu yüzden ilim ve irfan sevisi yüksek kişiler olmalıdırlar. Eğer tüm muallimlerimiz idealist bir fikir dünyasına sahip olup, yapılmak zorunda olunan bir meslek gözü ile bakmaz ise dâvamız zafere ulaşacaktır. Muallimlerin Avrupa’nın büyük üniversitelerinde eğitim almaları gerektiğinin altını çizen Topçu, bu muallimlerin liselerde ders vermeleri gerektiğini düşünmektedir. Sekiz, on senelerini Avrupa’da eğitime vermeleri gerektiğini düşünmektedir. Üniversite mezunların doğrudan okullara atanmasını uygun görmemektedir. Bunun yerine her muallim adayının kendi branşında yeterli kültür seviyesine ulaştığını kanıtlayacak sınavlardan geçmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu aşamalar muallimlik değeri iken muallimlik sanatı ise yalnızca defter imzalamakla değil talebeye kendini feda etmekle gerçekleşecektir.  

Eğitimin son duvarı ise mekteplerdir. “Kutsal çatısı altında siyasete asla yer vermeyen” diye tanımlaması gerçekten günümüz içinde geçerli olmaktadır. Mektep, ideal bir çatıdır ve bu çatı altında ilmi, ahlaki otorite muallimdir. Ruhların huzur içinde birleştirici bir disiplinle bulunması maarif dâvasını en yükseğe ulaştıracak, zafer kazandıracak bir aşamadır.  

Topçu’nun vurguladığı diğer bir husus ise muallimin ve mektebin talebenin seçimine bırakılmasıdır. Zorlama yöntemlerle eğitimde kalite sağlanamaz. Talebenin istifade edeceği muallimi kendi fikrine göre arayıp bulması ideal olandır ve olması gerekendir. Topçu’nun fikirleri günümüzde uygulanan bazı eğitim politikalarının da eğitim için yanlış olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Bugünlerde öğrencilerin mahalle okullarına gitmek konusunda mecburiyeti, seçim haklarının olmaması veya zorunlu olarak eğitim almaları ülkenin eğitim kalitesini düşüren sebeplerden bazılarıdır. 

Mektebin yapısal düzeni de eğitim için önem arz etmektedir. Topçu’ya göre orta, lise ve üniversite binalarımız yoktur. Kimi konak bozması, kimi yurt, kimi devlet dairesi gibi inşa edilmiş mektep ruhundan uzak yapılardır. Bu noktada var olan milli bir mektep binası ruhunun eksikliğinden ve böyle bir binanın ülkemizde var olmadığından yakınmaktadır. “Hakikat şu ki: caminin yanında, ruhumuzun hayatını en derinden kavraması lâzım gelen yapı ifadesini mektebe bağışlamak lazımdır.” İfadeleriyle bu eksikliğin altını çizmektedir. Ve böyle yapılarımızın olmamasının nedenini, işin ruhunu kavrayamamış olmasında bulmaktadır. “Mektebi ruhta idrak etseydik, mekânda da yerine getirebilirdik.” 

İşte bu dört duvar ile birlikte maarif dâvası temellenmiştir. Böylece geç kalınmadan uygulamaya geçilmesi gerektiği Topçu sonuç kısmında ele almaktadır. Sanattan, ahlaktan, felsefeden ve ideallerden vazgeçmeden kaliteli bir eğitimin verilmesi bu şartların gerçekleşmesiyle mümkün olabilir.  

 

Comment here