Kitap İncelemesi

“Kızılbaşlar Tarihi” İncelemesi

Bu makaleyi 8 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Ahmet Şahin

Kızılbaşlar Tarihi 
Tarih-i Kızılbaşan 
 
Tercüme ve Notlar: Tufan Gündüz, 
İstanbul, Yeditepe Yayınları, 2015, 134 sayfa, ISBN: 978-605-5200-67-1 

Tarih araştırmalarında birinci el kaynaklar incelenen olay ve dönem hakkında tanık olan ya da yakından takip eden kişilerin yazdığı eserler olarak adlandırılmaktadır. Bu kaynaklar tarih araştırmaları açısından çok büyük önem arz etmektedir. Özellikle Türklerin yaşamış olduğu geniş coğrafyalarda kültür, dil, tarih, siyasî, askerî gibi daha birçok konuda bilgi edinmemiz ve bu bilgiler ışığında değerlendirmelerde bulunmamızı sağlayan araçlar bunlardır. Kaynakların tasnif, tahlil ve tenkid meselesinde birinci el kaynakların mühim bir yeri teşkil eder. 

Güneybatı Asya’da yer alan İran tarih boyunca birçok medeniyeti bünyesinde barındırmakla birlikte birçok kavim bünyesinde yaşamıştır. Bu coğrafya Türk tarihi için her vakit çok önemli bir yer olmuştur. Gazneliler’den bu yana Türklerin o sahada tam manasıyla varlığından haberdarız. İran, her bakımdan Türk kültürünün yayılması ve gelişmesi açısından uygun bir coğrafya olmuştur. Bu coğrafyalarda yaşanan kültürel ‘kaynamalar’ ciddi bir biçimde tahlil ve tetkik edilmesi gerekmektedir. 

Tarih-i Kızılbaşan isimli bu kitapçık biyografik eser olma hüviyetinin yanında Şah İsmail’den Şah Abbas dönemine kadar Kızılbaş beylerinin siyaseti, ilişkileri, hâkim olduğu coğrafyalar hakkında bilgi vermektedir.  Özellikle beylerin künyelerinin ve yaşadıkları coğrafyaların künyelerin yer alması önemlidir. Avşar/Afşar, Şamlu, Rumlu, Bayramlu, Bayat, Çepni, Tekelü ve daha birçok boy ve oymağından isimlerinin, beldelerinin zikredilmesi İran coğrafyasında o tarihlerde ciddi bir Türk nüfusunun bununla birlikte yine ciddi bir Türk kültürünün mevcut olduğunu öğrenmekteyiz. Bu beyler arasında siyasi çekişmelerin varlığı da yayılma sahası konusunda bize bilgiler vermektedir. 

Eserin tercümesi sırasında o döneme ait kullanılan Safevî Şahları için kullanılan “Şah-ı Cennet-mekân, Hazret-i ârâ, darü’s saltana”  kalıplara yer verilerek, edebî anlatıma müdahale edilmemiştir. Böylelikle dönem hakkında araştırma yapacak olan kişilere daha fazla yardımcı olmak istenmiştir.  

Bununla birlikte “Ekler” kısmında İskender Bey Türkmen’in “Tarih-i Âlem-ârâ-yı Abbasî, Mirza Muhammed Tahir Vahid-i Kazvinî’nin “Tarih-i Cihan-ârâ-yı Abbasî ve Oruç Bey Bayat İlişkiler adlı eserlerin “tamamlar mahiyetteki bilgilerin de tercümelerine” yer verilmiştir. 

Tarih-i Kızılbaşan isimli bu eserin müellifi belli olmamakla birlikte; 1599-1605 yıllara arasında yazıldığı düşünülmektedir. Kızılbaş kabileleri ve bu kabileye mensup Safevî devlet idaresinde ve orduda görevli alan önemli kişilerin kısa biyografilerine de yer verilmiştir. Bu sayede birçok bölgede bulunan Türk nüfusu hakkında bilgi edinmenin yanında hangi Oğuz boylarının yaşadığını da öğrenmekteyiz. Bununla birlikte dönemin siyasî ilişkileri hakkında bilgi veren bu eser Akkoyunlu- Karakoyunlu devletleri hakkında da kısa özetler sunmaktadır. 
Bölgede bulunan Kürd ve Lor kabilelerine yer vermiştir. 

Eserde genel itibariyle Kızılbaş beylerinin künyelerini vermesinin yanı sıra Kürd ve Lor kabileleri ile de bilgi verdiğini arz etmiştik.  

“Zik-i Kavm-i Lor” adlı bölümde şu şekilde rivayet edilmektedir: 

“Bir başka zümrenin de itikadı şöyledir: Dahhak zamanında, her gün iki şahsı öldürüp, beyinlerini omuzlarına çökmüş ağrıları gidermek amacıyla yiyordu. Nihayet, mutfakçı iki neferden birini öldürüp diğerini serbest bıraktı. O cemaat bayırdan yerlerden nefret edip dağlara kaçtılar. Yavaş yavaş çoğaldılar; Kürtler ve Lorlar buradan türedi. Bu taifeye Lor ve Kürd adının konulmasının sebebi şudur: Matrud vilayetinde bir mevziiye Kürt derler, yine bu havalideki bir geçit yerinde bir köy bulunmaktadır, ona da Lor derler. Çünkü bu topluluğun eskiden bu bölgeden zuhur etmiş olmasında dolayı böyle isimlendirilmişlerdir” (s.72) 

Karakoyunlar adlı madde de şu şekilde ifade edilmektedir: “Bunlar Erciş havalisinde olup Baranî de derler” (s.55) 

Karakoyunlular’ın  kaynaklarda Baran ve Baranlu şeklinde karşımıza çıktıklarını biliyoruz.  
Faruk Sümer Karakoyunlular isimli eserinde Baran sözcüğünün Mardin dolayların “Koç” manasına geldiğini, “Koç” un ise Karakoyunlularla mezartaşları yönünden ilişkilendirilebileceğini ifade etmiştir.1 Ancak  Baran sözcüğü Farsça kökenli olup, “Yağmur manasına gelmektedir.  

Rus araştırmacı Minorskiy ise Baran sözcüğünün bir oymak adı değil, bir yer adı olduğunu iddia etmiştir. Yine İlhanlı, Celâyirli ve Eretna beyliklerinin paralarının basıldığı yer “Baran” bir mevki olarak belirtilmiştir. Bununla birlikte Baran isimli Doğu Anadolu bölgemizde birçok köyün ve yerleşimin adının bulunduğu ortaya çıkmaktadır.2 

Sonuç olarak 1599-1605 yıllara arasında yazıldığı düşünülen Kızılbaşlar Tarihi adlı bu eserde Karakoyunlar oymağı için “Baranî” ifadesinin kullanılması onun salt bir yer ismiyle sınırlandırılamayacağını, İran coğrafyasında da bir oymak ismi ile anıldığını açıkça bizlere ifade eder. 

Bu eserde aşiret ve oymakların isimlerinin yanında İran sahasından geniş bir şekilde bahsedilmiştir. Şehir ve bölge isimlerinin yer verilmesi toponomi ilmi açısından mühim bir yeri teşkil etmektedir. Saha üzerinde aşiret ve oymakların hâkimiyetinin yanı sıra bu yerlerin siyasî, iktisadî, idarî gibi birçok yapısını gözler önüne sermektedir. Anlatımların arasında dörtlüklere ve mısralara yer verilmesi edebî açıdan zenginleştirmektedir. 

Pir Budak Şiraz’da yaşanan bir isyan sonucu Bağdat’a gönderilmesinin ardından özellikle göçebe Kaşkay Türkleri’nin bugün hâlen yaşadığı “Şiraz” bölgesi için şu mısralar edebî bir üslup ile anlatılmaktadır: 

شراز ز حقیقی كل م د ل یا بد 

(Hakikî, gönlünün muradını Şiraz’da buldu.) 

Eserin çevirisi gayet iyi bir biçimde yapılmıştır. Okuru zorlayacak, yoracak cinsten bir ifade içerisinde bulunmamaktadır. Açık, sade bir dille kaleme alınmıştır. Kızılbaş Türkmen askerlerini tasvir eden bir kapak kullanılmış. Ek olarak verilen kısmında İskender Bey Türkmen’in “Tarih-i Âlem-ârâ-yı Abbasî, Mirza Muhammed Tahir Vahid-i Kazvinî’nin “Tarih-i Cihan-ârâ-yı Abbasî ve Oruç Bey Bayat İlişkiler adlı eserleri bölgeler (saha), bölgeyi idare eden emirlere yer verilmiştir. Araştırmacılar için bir kolaylık olmanın yanında eserin zenginleşmesi sağlanmıştır. 

İran ve İran tarihi incelenmesi gereken bakir bir alan olup, Türk kültür havzasının en yoğun olduğu bir coğrafyadır. Bu coğrafya üzerinde yaşayan Türklerin tarihi ve kültürünün bir disiplin içerisinde incelenmesi ve ilim camiasına sunulması son derece önemlidir. Batılı kaynakların bu coğrafyadaki Türklerin tarihi ve kültürü üzerine yaptığı araştırmaları iyi tetkik ve tahlil etmek mühimdir.  

[1] Faruk Sümer, Karakoyunlular (Başlangıçtan Cihan-Şah’a Kadar), Türk Tarih Kurumu Yayınları, C.1, Ankara 1967, s. 16-17

[2] Faruk Sümer, Karakoyunlular (Başlangıçtan Cihan-Şah’a Kadar), Türk Tarih Kurumu Yayınları, C.1, Ankara 1967, s. 16-17

Comment here