Kitap İncelemesi

“İslam Dönemi İran Mimarisi” Kitap Tanıtımı

Bu makaleyi 22 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Murat Arapoğlu

Muhammed Yusuf Keyani, ,İslam Dönemi İran Mimarisi, çeviren Kaan Dilek, İraniyat yayınları, Ankara 2018, 184 s, ISBN978-605-82251-76

 

Muhammed Yusuf Keyani XX. Yüzyılın ikinci yarısında İran coğrafyasında hüküm süren medeniyetlerin sanat eserleri ve mimari yapıları üzerine pek çok çalışmalar yapmıştır.[1] Yazar eserinde İslam medeniyetinin başlangıcından itibaren İran’da İslam mimarisinin gelişimini belli yapılar üzerinden incelemeye çalışmıştır. Bu kıymetli çalışmayı Fars dili üzerine araştırmaları ile tanınan Kaan Dilek dilimize kazandırmıştır.[2]

Keyani, eserin önsözünde İran’daki İslam mimarisinin 1400 senelilik serüvenini pek çok araştırmacının yaptığı gibi üç döneme ayırarak inceleyeciğini belirtir.[3] İslam hakimiyetinin başlangıcından Selçuklu İmparatorluğu’nun başlangıcına kadar olan tarihi süreci ilk dönem olarak kabul ederken , Selçuklu döneminin başlangıcından Timurluların hakim olduğu tarihi süreci ikinci dönem, Safevi devletinin kuruluşundan eserin kaleme aldığı güne kadar olan tarihi süreci üçüncü dönem olarak belirlediğini zikreder. Yazar eserin ilk bölümünde İran İslam dönemine ait yapıların mimari özellikleri, yapım teknikleri, yapı malzemeleri ve süsleme programı ile ilgili genel bilgiler vereceğinden bahseder. Eserin ikinci , üçüncü ve dördüncü bölümünde daha önce zikrettiği şekilde İslam mimarisini üç tarihi dönemde inceleyeciğini ifade eder. Yazar eserin son bölümünde dini ve dini olmayan yapılardan bir araya gelen yapı komplekslerinin irdeleneceğini belirtir. Keyani eserin kısa bir tanıtımı yaptığı önsöz bölümünde eserin sonunda kaleme aldığı sonuç bölümünden bahsetmez.

İslam döneminde İran mimarisinin özellikleri ismindeki eserin ilk bölümünün başlangıcında araştırmacıların bir yapıyı ortaya çıkaran üç sosyal öge olduğuna inandıklarını söyler. Bu unsurların ilkinin yapıya ihtiyaç duyan grup, yapıyı yaptıran grup ve son olarak yapıyı inşa eden veya ortaya çıkaran mimarlar başta olmak üzere yapıda çalışan diğer kimselerin oluşturduğu grup olduğunu belirtir. Yazar yapının yapım sürecini izah etmeye çalıştığı bu bölümde günümüzde de ortaya konmuş olan yapıya olan ihtiyacın ortaya çıktığı zamandan yapının inşa edildiği süreye kadar geçen süreci anlatmaktadır. Günümüzde bu süreçten sonra devam eden yapının yaşam döngüsü içerisindeki yapının işletim dönemi veya yapının işlevinin değiştirilerek yeniden kullanım sürecinden bahsetmez. Halbuki sözü edilen yapıların bir kısmı işlev değişikliğine uğramıştır.

Yapıları kullanımına göre dini olan ve dini olmayan kullanım olarak iki ana grup altında sınıflandırmıştır. Yapıların kullanım şekline göre yaptığı sınıflandırma aslında mimarlık tarihi çalışmalarında tercih edilen yapıları işlevlerine göre sınıflandırarak incelendiği yöntemdir. Bu sınıflandırma da kimi yapıların dini ve dini olmayan işlevler ile kullanıldığı tespitinde bulunmamak ile beraber genel olarak ibaresi kullanarak tenaküze düşmekten kaçınmaya çalışmıştır.

Keyani dini yapılar başlığı altında inceleyeciği cami, medrese ve türbe yapılarının mimari özellikleri üzerine genel bilgiler verir. Bu başlık altında bahsettiği hüseyniyeler, tekkeler ve musallalar ile ilgili bilgilerin İran coğrafyası üzerine çalışmalar yapan başta mimarlık tarihi yazıcıları ve diğer araştırmacılar için ilgi çekici olduğu söylenebilir. Yazar dini işlevi olmayan yapılar başlığı altında köprü, saray, kervansaray, hamam, kale,su deposu yapılarına ve pazarlara dair başta mimari özellikleri olmak üzere genel bilgiler paylaşır.

Yazar yapıların mimarisini şekillendiren unsurlar ismini verdiği başlıkta yapılardaki mekanlardan bahseder. Yapılardaki avlu, eyvan, revak, kümbet, şebistan, sofa, hücre, minare, merdiven , badgir ve serdabe mekanlarının işlevlerini ve mekansal özelliklerini zikreder. İran ile ilgili araştırmalarının başlangıcında olan mimarlık tarihi araştırmacıları için kümbetler veya Orta Asya coğrafyasına has mekanlar olan badgirlerin anlatıldığı kısımların ilgi çekici olduğu söylenebilir.

Yazar eserin bu bölümünde yapılardaki yapım ve süsleme tekniklerinden bahsettiği kısa bir kısım bulunur. Yapılarda kullanılan yapı malzemelerini tuğla, alçı, çini ve seramik, kerpiç, taş, ahşap ve taş başlıkları altında yedi maddede inceler. Yazarın yapım malzemelerinin yapılardaki kullanım biçimleri başta olmak üzere genel bilgelerin verdiği bölüm kısa olması ile beraber yapıların anlatıldığı bölümlerde okurun yapıyı okuması için gerekli bilgilendirmeyi kapsadığı söylenebilir.

Keyani eserin ikinci bölümünde İran coğrafyasında İslamiyet’in ilk zamanlarından Selçuklu hakimiyeti öncesindeki yerel hanedan yönetimleri ve Gazneliler döneminde tesis edilen yapıları inceler. Bölümün başında kısaca coğrafyada İslam hakimiyetinden sonra mimari anlayışın radikal değişim gösterdiğini belirtir. İslam fetihleri sonrası İslam yöneticilerinin ilk olarak cami yapımına önem verdiklerini zikreder. Yazar İran ‘daki mimari anlayaşın radikal bir değişim göstermesine rağmen yapıların Sasani dönemi mimarisinden etkilendiğini söyler. Emeviler dönemi sonrası Abbasiler döneminin başlangıcında İslam mimarisinde görülen büyük değişiklikte İran coğrafyasındaki mimari tarzın etkili olduğunu söyler. İran coğrafyasında kurulan yerel hanedan devletler ve Gazneliler döneminin tarihinden kısaca bahseder. Bu bölümde İran coğrafyasındaki ilk camiler olan Fehrec ve Damgan Tarihane[4] camilerini anlatır. Yazar bu bölümde Buhara ‘daki İsmail Samani türbesi ile ilgili bilgiler verir. Günümüzde Özbekistan sınırları içersinde bulunan yapı eserin belirlediği coğrafyanın dışında kalmaktadır. Eserin bu bölümünde Nayin , Neyriz ve Saffari emiri Amr bin Leys döneminde inşa edilen Şiraz Ulu cami ile ilgili bilgiler verilir. Dini yapılar Cürcan şehrindeki Kümbet-i Kabus ‘un anlatılaması ile son bulur. Dini olmayan yapı örneklerinden ilk olarak Büveyhiler döneminde Şiraz ‘da yapılan köprüye dair bilgiler verilir. Gazneliler döneminde yapılan Serahs’daki Ribat-ı Mahi yapısından Mahi veya Çahe tekkesi olarak söz edilir. Burada ribat teriminin çevirisinden kaynaklanan bir yanlışlık söz konusudur. Farklı işlevlerde yapıları tanımlamak için kullanılan ribat terimi burada çeviride tercih edilen hankah veya tekke yapısını tanımlamak için değil kervansaray yapıları belirtmek için kullanılan isim halinde kullanılmıştır. Ribat-ı Mahi veya Ribat-ı Çahe kervansarayından kısa bilgilerin verilmesi ile bölüm son bulur.

Eserin üçüncü bölümünde İran coğrafyasında Selçukluların hakim olduğu dönemin başlangıcından Timurluların hakimiyetinin sona erdiği zamana kadar olan tarihi süreçteki yapılar incelenir. XI. Yüzyılın ilk yarısından XVI. Yüzyılın ilk yıllarına kadar sürece tekamül eden beş asırlık bu zaman dilimi özellikle Anadolu’daki erken dönem İslam mimarisinin üzerindeki İran coğrafyasındaki yapıların etkisini göstermesi açısından önemlidir. Keyani’ye göre Selçukluların İran coğrafyasında yapım ve süsleme teknikleri başta olmak üzere getirdikleri yeni usuller ile İslam mimari tarzında yenilikler ve gelişmeler ortaya çıkar. XIII. Yüzyılda Moğol saldırılarına kadar söz konusu yenilikler ile beraber Harzemşahlar dönemini de kapsayan bu tarihi süreçte mimari bir inkişaf görüldüğünden bahseder. Keyani Moğol saldırıları sonrası ortaya çıkan kargaşa döneminden sonraki İlhanlılar dönemi eserlerinin Selçuklu mimari üslûbunun devamı niteliğinde olduğunu belirtir. İlhanlılar’ın merkezi yönetimde zayıfladığı devirde ortaya çıkan Muzafferiler ve Celayiriler gibi hanedan devletlerinin tesis ettiği yapıların mimarisinin bir yenilik barındırmadığını belirtir. Yazar XIV. Yüzyılın yaklaşık son çeyreğinde başlayan Timurlular dönemi yapılarının sadece İran coğrafyasında değil tüm İslam coğrafyasında özellikle süsleme teknikleri bakımından eşşiz eserler olduğunu söyler.

Yazar eserin bu bölümünde ilk olarak Selçuklu dönemine ait İsfahan, Erdistan, Burucerd camileri başta olmak üzere diğer dini yapılardan bahseder. Harakan kümbetlerinden sonra dini olmayan yapılarda Ribat-ı Şerif kervansarayını anlatır. Yapı ile ilgili daha önce çalışmaları olan Keyani yapıda yapılan son restorasyon çalışmalarındaki buluntulara dair bilgiler paylaşır.[5]

Yazar Harzemşahlar döneminde yapılan Zuzan, Furumed ve Gunbad camilerinin mimari özelliklerini anlatır. Eserde bahsedilen diğer camilerin Harzemşahlar döneminde yapıldığı daha sonraki devletlerin döneminde yapılarda onarımlar ve ilaveler yapıldığı hususu belirtilir. Bu bölümde İlhanlı hükümdarı Olcaytu Han adına tesis edilen türbe yapısına dair bilgiler Sultaniye Kümbeti başlığı altında anlatılmıştır. Yapı ile ilgili uzun ve ayrıntılı anlatımda yapının yapım yılı ve banisi ile ilgili bilgilerin dışında yapının mimari özellikleri ve süsleme programına dair detaylı bir paylaşım yapılmıştır. Eserin bu bölümünde XV. Yüzyılın ikinci yarısının başında Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah döneminde tesis edilen Gök Mescid olarak bilinen Tebriz’deki cami anlatılır. Keyani İslam’ın firuzesi olarak tanımladığı yapının mimari özelliklerini ve yapıdaki süsleme programını detaylı bir şekilde izah eder. Timurlar dönemi eserlerinden Kaşan Ulu cami, Gıyasiye medresesi ve İmamzade Salih türbesinin anlatıldığı kısımlar ile söz konus bölüm son bulur. Eserde Timurlular dönemindeki mimari yapıların anlatıldığı bölümlerde dini olmayan yapılara yer verilmemiştir.

Eserin dördüncü bölümü XVI. Yüzyılın başında başlayan Safeviler döneminden eserin kaleme alındığı XX. Yüzyılın sonuna kadar olan sürecdeki mimari yapıları kapsar. Bu dönemin tarihçesi ile ilgili kısa bir bilginin ardından yazar Safeviler dönemindeki mimari anlayaşın İran coğrafyasındaki yerel mimari tarzın yenilenmiş hali olduğunu belirtir. Safeviler döneminden sonraki Afşar, Zend ve Kaçar hanedanlıkları döneminde siyasi belirsizliklerin getirdiği ortamında sebebi ile mimaride bir yenilik ve gelişim olmadığını söyler. Keyani özellikle Kaçar döneminde Avrupa ile olan ilişkilerin artmasının sonucunda İslam sanatlarında ve özellikle mimaride Avrupa etksinin görünmeye başladığı tespitinde bulunur.

Yazar, İslam sanatının zirveye ulaştığı dönem olarak gördüğü Safevi hanedanlığı devrinde yapılan Save Ulu cami, İsfahan Ali cami, İsfahan Şeyh Lütfullah cami başta olmak üzere beş caminin mimari özelliklerini anlatır. Safeviler döneminde yapılan başta İsfahan ‘daki Çaharbağ medresesi olmak üzere Meşhed , Firdevs ve Şiraz ‘daki medreselerden bahseder. Dini yapıları İsfahan Harun kümbeti, Meşhed Yeşil kümbet ve Hace Rebii kümbetinin mimari özelliklerini izah ettiği kısımlar ile son bulur. Dini olmayan yapılar Safeviler döneminde yapılan saray yapılarını anlatarak başlar. Yazar Kazvin ‘deki Çehel sütün sarayı başta olmak üzere İsfahan’da tesis edilen diğer sarayları ve son olarak Behşehr şehrindeki Safi Abad sarayının mimarisine ait bilgiler verir. Safeviler döneminde yapılan Bisütun, Allahverdi Han ve Hacu köprüleri ile çok kısa bilgiler verdikten sonra kervansaray yapılarını anlatığı bölümlere geçer. Safeviler döneminde ticaretin geliştirilmesi ve desteklenmesi siyaseti doğrultusunda kervansaraylar yapıldığını belirtir. Bu dönemde yapılan dairesel planlı Zeynüddin kervansarayının tarihçesi ve mimari özelliklerine detaylı bir şekilde anlatır. Deyr Geçin ve Mahyar kervansaraylarının aralarında olduğu dokuz kervansarayın kısaca mimari özelliklerinden bahseder. Safeviler döneminden sonra İran ‘da hakimiyet gösteren Afşar ,Zend ve Kaçar hanedanlıkları döneminde yapılan bir kaç eserin mimarisine dair anlatıların olduğu kısım ile eserin bu bölümü son bulur.

Eserin beşinci bölümünde tarihi süreçte bir araya gelen veya oluşan yapı komplekslerinden bir diğer deyişle külliyeleri anlatır. İlk olarak Erdebil’deki Safeviyye tarikatının kurucusu Safiyyüddin-i Erdebil’ e ait türbenin etrafında oluşan yapı kompleksine dair tafsilatlı bir anlatı yapar. Kum, Meşhed ve Rey şehrindeki türbe yapısı etrafında oluşmuş külliyelerden bahseder. Kazvin başta olmak üzere Bestam ve Natanz’ daki külliyeleri anlatır. Külliyeleri anlatığı bölümlerde kompleksi oluşturan yapılar ilgili teker teker bilgiler verir. Kaşan’daki Fin bahçesi ve saray yapısını anlatığı bölümlerden sonra Sari ve Kirman şehirlerindeki yapı komplekslerinden bahseder. Bölüm XX. Yüzyılın son çeyreğinde yapılan İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu İmam Humeyni adına tesis edilen türbenin tarihçesi ve mimari özelliklerinin izah edildiği bölüm ile son bulur.

Keyani özet ve sonuç adını verdiği başlık altında İran mimarisinin İslam öncesi dönemden başlayarak günümüze kadar olan dönemde coğrafyada yaşayan halkların dünya görüşünü, dini inançlarını ve geleneklerini yansıtan bir süreklilik gösterdiğini düşündüğünü belirtir. Keyani’ye göre İslam döneminde ortaya koyulan mimari eserlerde mimarlar yerel mimarinin anlayışı ile beraber İslam’ın manevi dünya görüşünü de yansıtma gayretine girmişlerdir. Yazar İran islam mimarisinin görkemli olmasını coğrafyadaki yönetimlerin ve halkların tarihi büyüklüğüne ve dindarlığı ile ilişkilendirmektedir.

Kitap eserde bahsedilen yapılara ait fotoğraf, plan ve çizimlerin bulunduğu kırkbir sayfalık ekler bölümü ile son bulur.

Keyani’nin eseri İran coğrafyası gibi geniş bir bölgeye kaplaması ve İslam hakimiyetinin başından XX. yüzyıla kadar olan geniş bir zaman aralığındaki yapılara dair bilgiler barındırması açısından İran coğrafyasındaki İslam mimarisi ile ilgili kaynak yayınlardan biri olarak nitelendirilebilir. Büyük coğrafya ve geniş zaman dilimi seçimi yapan yazarın yapılardan kısaca söz ederken, yapılar ile ilgili şahsi yorumlarına ve gözlemlerine fazla yer vermediği söylenebilir. Keyani İran İslam mimarisinin coğrafyada varolan İslam öncesi medeniyetlerin mimari anlayışından etkilendiğini ifade eder. Selçuklular döneminde mimari anlayışın inkişaf ettiğini belirtir. Fakat Selçuklu mimarisinde var olan İslam öncesi Orta Asya mimari anlayışından veya onu da etkileyen Çin coğrafyasının mimari hasletlerinden bahsetmez. Eserin bir çok kısmında İranlı mimarlardan ve İslam mimarisine etkilerinden bahseder. Keyani, öznel anlatımında Selçuklu, Gazneli veya Timur döneminden bahsederken Türk kelimesini kullanmaz. Yazar eserinde kronolojik olarak yapıların tarihçesini ve mimari özelliklerini anlatırken karşılaştırma yapmamıştır. Yazarın analoji yapmadan yapıları anlatması okura bahsettiği dönemlerin mimari anlayaşına getirdiğini söylediği yenilikleri ve gelişimi anlamasına imkan tanımadığı söylenebilir. Eserde yapılara ait mimari belgelerin ve fotoğrafların kitabın sonunda verilmesi okuyucunun yapıları çözümlemesinde sürekliğini kaybetmesine sebep olduğu ifade edilebilir.

Keyani’nin eseri ülkemizde özellikle erken dönem İslam mimarisi ile ilgili çalışmalar hazırlayacak akademisyenler için istifade edilebilecek kaynak eserlerden biri olabileceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Öznel bir anlatıma sahip olmayan eserin komşu coğrafyadaki İslam mimari eserlerine dair bilgileri tek bir kitapta bulundurması araştırmacılar için önemli bir kazanımdır. Eser ülkemizdeki ve İran ‘daki İslam mimarisinin birbiri üzerinde etkileşimini ortaya koyacak çalışmalar için çok kıymetli bir çalışmadır. İslam dönemi mimarlık tarihi üzerine yapılacak çalışmalarda İran mimarisi ile ilgili Keyani’nin eseri ana kaynakların arasında gösterilebilir.

Eseri dilimize kazandıran Kaan Dilek kendi uzmanlığı dışında olan bir alanda genel olarak başarılı ve titiz bir çeviri performansı göstermiştir.

[1] Keyani ICAR ( İran Arkeolojik Araştırmalar Merkezi) başta olmak üzere İran hükümeti Kültürel Miras, Turizm ve El Sanatları Bakanlığı, İran ‘da arkeolojik çalışmalarda bulunan DAI ( Alman Arkeoloji Enstitüsü) gibi kurumlar ile beraber pek çok araştırma projesinin içerisinde bulunmuştur. DAI İran merkezinde görevli Wolfram Kleiss ile beraber hazırladıkları “Iranian Caravansarais” İran coğrafyasında bulunan kervansaray yapılarının mimarisi üzerine hazırlanmış bir kaynak eserdir. Tarihi Cürcân şehrindeki İslam eserlerini incelediği “The Islamic City of Gurgan” ile beraber İran coğrafyasındaki yapılardaki süslemeler ile ilgili “Introduction to Iranian Art of Tiling” ve  “Decorations Related to Iranian Architecture in the Islamic Period” eserleri ile tanınmaktadır. Detaylı bilgi için:  Keyani, Muhammad Yusuf, ” Introduction to Iranian Art of Tiling”, Reza Abbasi Museum, Tahran , (1983), “Decorations Related to Iranian Architecture in the Islamic Period”, National Islamic Cultural Heritage Organization, Tehran  (1997), Keyani, Muhammed Yusuf & Kleiss, Wolfram, “ Iranian Caravansarais”, Tehran (1995), Keyani, Muhammed Yusuf , “ The Islamic City of Gurgan” , D. Reimer, Berlin, (1984).

[2] Kaan Dilek Fars dilinden yaptığı çeviriler dışında edebiyat ve tarih üzerine kişisel çalışmaları bulunmaktadır. Ayrıca ülkemizde İran tarihi ve kültürü üzerine yapılan çalışmalara katkılar sağlayan İranoloji derneğinin başkanlığı vazifesinde bulunmaktadır. Detaylı bilgi için:  www.iranoloji.com

[3] Keyani pek çok araştırmacı nitelendirmesi ile genel bir değerlendirme yapmıştır. Uzmanlar olarak bahsettiği kimselerin beraber çalışma imkânı bulduğu Wolfram Kleiss, Arhur Upham Pope ve Donald Wilber olduğu düşünülebilir.

[4] Tarihane veya hudahane kelimelerinin ibadet edilen yer anlamında kullanıldığı eserde belirtilir. Tarihane ibaresi haricinde araştırmalarda tarikhane kelimesi kullanılmıştır. Detaylı bilgi için Godard, A.,” The Art of ıran”, New York,  (1965)

[5] Eserde Şeref kervansarayı olarak belirtilen yapı Ribat-ı Şerif yapısıdır.

Comment here