Destanlar

“Dede Korkut Kitabı’nın Poetikasına Giriş” Tanıtımı

Bu makaleyi 13 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Sümeyye Bayır Taşdemir

Kamal Abdulla. Dede Korkut Kitabı’nın Poetikasına Giriş. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2020, 269 s. (Türkiye Türkçesine Aktaran, Ali Duymaz.)

Kitap tanıtım yazımıza başlamadan önce kısa bir şekilde Kamal Abdulla’nın kim olduğuna değinmek isteriz. Kamal Abdulla Azerbaycanlı dilbilimci, edebiyatçı, yazar ve akademisyendir. 2017’den beri Azerbaycan Diller Üniversitesi rektörlüğü görevini yürütmektedir. Çalışmaları Dede Korkut Kitabı üzerine yoğunlaşmaktadır. Tanıtımını yaptığımız bu eserini Türkiye Türkçesine Ali Duymaz kazandırmıştır.

Ana hatlarıyla kitaba baktığımızda eserin Dede Korkut Kitabı hakkında önemli akademik çalışmalardan biri olduğu söylemek mümkün. Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Bölümlere başlamadan önce yazar, kitapta geçen kavramları açıkladığı ve onları kendi çerçevesinde nasıl anlamamız gerektiğine dair açıklamalar yaptığı bir giriş bölümüne yer vermiştir. Kitabın adına dair açıklamalar yine bu bölüm içerisinde yer almaktadır. Estetikpoetik-lik kavramının tercih edilme nedeninin Dede Korkut Kitabı’na yalnızca tek bir yönden değil geçmiş ve şimdiyi harmanlayarak ele almak olduğunu vurgulamaktadır. Giriş kısmının Dede Korkut Kitabının edebi sanatlar içerisindeki yerini belirlemek adına kıymeti dikkat çekicidir. Yaklaşık elli sayfaya tekabül eden bu kısım, tarih, felsefe, fizik gibi alanlardan yararlanılarak Dede Korkut Kitabının estetik ve poetik özelliklerini ele alırken oturtulması gereken zemini oluşturmaktadır. Tarih öncesi dönemlerim mitolojik anlatılarından ve şimdinin gerçeklik düzleminden örnekler bulunabileceği ve bu geniş çerçevenin nasıl daha anlaşılır kılınabileceğine dair imkânlardan bahsedilmektedir. “Dede Korkut Kitabı’nda tarih öncesi mit yaratıcılığı çağını temsil eden Düz Anlam Alanı ile tarihsel mit anlatımı çağını temsil eden Mecaz Anlam Alanı karşı karşıya vaziyet almışlardır.” Kitaptan alıntılanan bu kısımda görüldüğü üzere yazı öncesi ruhtan harekete bahsedilen konuların yazı kültürü ile beraber kazandığı nesnellik Dede Korkut Kitabı’nda bir arada görülmesi muhtemel şeylerdir. Estetikpoetik kavramından anlamamız gereken de budur. Yazar, Dede Korkut Kitabı’nın yalnızca nesir veyahut yalnızca nazım gibi şekilsel bir konumdan daha çok ikisinin ayrıştırılamadığı bir alanda bulunduğunun da altını çizmektedir.

Yine aynı bölümde yazar Dede Korkut Kitabı’nın “poetika”sına bakan başka eserlerin içinde bulunduğu anlam derinliğinden yoksun ve yeterince araştırılmamış olmalarına değinmektedir. Kaleme aldığı eserin ilgilendiği poetik alnın zenginliğine dikkatleri çekmiş bu alanda yapılan eserin nazım mı nesir mi olduğuna dair tartışmaların sonuç getiremeyen bir kısır döngüde olduklarından bahsetmektedir. Eserin poetik ve estetik değerinin nazım veya nesir olmasıyla temellendirilmesi doğru görmemektedir. Yazar, “Gerçeklikte önce cisim, sonra ruh olur, mitte ise önce ruh, sonra bu ruhun cismi meydana çıkar. Biz Dede Korkut Kitabı’nın mit çağına ait derin katmanında önce estetik poetik modelin enerjisini, başka bir ifadeyle ruhunu hissederiz, daha sonra onun kendisini görürüz” ifadeleriyle bu anlayıştan uzak daha kapsayıcı ve nesir-nazım tartışmasının ötesinde bir bakışla esere baktığını göstermektedir. Peki bakış hangi aşamalardan geçmektedir? Yazar burada üç aşamadan bahseder. İlki stil aşamasıdır. Bu aşama durgunluk aşamasıdır. En ilkel metin yüzeyidir. İkinci aşama ise kabarma aşamasıdır. Bu aşama bazı kavramların içindeki enerjiyi görme fırsatı verir. Son olarak ise “Stilden kabarmaya, kabarmadan patlamaya!” sloganı ile açıklığa kavuşan anlamsal bir doğuştan bahseder.

İlkel estetikpoetik süreci mağara çağı olarak tanımladığı leolitik, mezolitik ve neolitik çağları içeren bir tarihe konumlandırmaktadır. Bu mağaranın medeni uyanışın ilk adımı olarak görmek mümkündür. Ardından mağara temel hayat derslerinin verildiği bir mekân olmuştur. Bu tarihsel arka plan Dede Korkut Kitabı’nın öğreticiliği temasına bir dayanak olmaktadır.

Kitabın birinci bölümü dört kısımdan oluşmaktadır. Bu bölümde yazar otantik mit çağı olarak konumlandırdığı Dede Korkut Kitabının mekân ve zamanını estetikpoetik anlamlar doğrultusunda ele almaktadır. Yazılmış bir eser olarak yazıldığı yerin geniş anlamda coğrafyanın önemine değinerek eseri mağara medeniyeti olarak tanımladığı bir döneme sabitler. Bu dönem mitten medeniyete geçiş aşamasını temsil etmektedir. Bu temsili Platon’un mağara anlatısına dayandırmaktadır. Böylece mit çağından medeniyet çağına doğru gelişecek olan ve aynı amaca hizmet eden bir öğretici pozisyonuna da ışık tutmaktadır. Dede Korkut’un bu öğretici statüsü hakkında bir izlenime de sahip olmaktayız. Toplumun mağara dışındaki hayatı mağarada bulunan insanlara anlatması ona bir toplum önderliği gücü vermektedir. Kitabın satır aralarında yer aldığı gibi öğretmen ve bilirkişi olarak kendini geliştirmiş bir tasavvuru temsil eder.  Peki mit ve medeniyet arasındaki bu kişi kendini nasıl eğitmiştir? Bu soru cevabını doğa da buluyor ve yazar Platon örneğinin ardından Nietzsche’den örnek vererek bu iddiasını sağlamlaştırıyor. Kültür bilimci Vico’nun “o dönemin şairleri kendi kendini eğitirlerdi” sözü ile Dede Korkut’un da kendi eğiten bir şahsiyet olduğunun altını çizmektedir. Dede korkut aynı zamanda yasa koyucudur ve halktan insanları için hayati öneme sahip bilgiler vermektedir aynı zaman da bu bilgiler geleneğe bağlı kalarak yasalaşır.

Birinci bölümün üçüncü kısmında Dede Korkut Kitabı’nın estetikpoetik enerjisinin tezahürünü ele almaktadır. Mekân, zaman ve şahıs olarak ele aldığı eserin edebi gücü ve içindeki enerjisi önem arz etmektedir. Estetikpoetik enerjiyi stil dönemi, kabarma dönemi ve patlama dönemi olarak üçe ayırmış olan yazar, stil dönemini mitolojik şafak dönemine teşmil etmektedir. Bu durum kelimelerin ve kelime grupların cümle içinde yükleme olan yakınlıklarıdır. Daha açık ifade etmek gerekirse kelimelerin metafor olarak varlığına denk gelmektedir.  Kelimelerin estetik potansiyeline karşın durgun olduğu bir dönemi resmetmek için bu tanımla yapılmaktadır. Hikâyeler ele alınırken oldukça durgun ve herhangi bir benzetme ve betimlemeden uzak ele alınışıdır. Kabarma dönemi ise nasıl sorusuna verilecek cevapların bulunduğu bir dönemdir. Bu aşama kelimelerin sahip olduğu yan anlamlarla beraber farklı çıkarımlar ve alt mesajlara kısmen de olsa yer verilmesi anlamına gelir. Kabarma estetik enerjinin patlamasına bir ön hazırlıktır. Patlama dönemi artık kelimelerin anlamdaşları yerine kullanılıp estetik enerjinin dışa vuruşunu ifade etmektedir. “bağrım ile yüregüm ne dağlarsan” cümlesi estetik bir enerjinin duyulduğu bir cümledir. Patlamanın örneklerinden biridir.

Birinci bölümün dördüncü kısmı ise Dede Korkut Kitabı’nın düz anlam alanından mecazi ablam alanına doğru göstermiş olduğu gelişmeleri ele almaktadır. Somutlaştırma veya kişileşme dediğimiz metnin estetik enerji katmanları ele alınmaktadır. Bu estetik enerjinin edatlarla olan ilişkisinin altını çizmektedir. Bu edatlardan “gibi” önemli ölçüde ele alınmış olup mit ve medeniyet düzleminde özgün çıkarımların yapıldığı bir kısım olarak dikkat çekmektedir. Bu konuda Max Müller’in mitolojik dönemi tek söz ile birçok şeyi ifade etmek zorunda kalınan bir dönem olarak ele almasına dayanır. “parlayıp uçan Beyrek” ifadesine yer verilen Dede Korkut’un burada “parlayıp kuş gibi uçan Beyrek” olarak ifade edilmediğinin ve mit dönemine işaret ettiğinin altını çizer düz anlam alanında insanı kuş olup uçmaya dönüştürdüğünü ifade ediyor.

İkinci bölüm, mimari kurguları ilkel estetikpoetik araçlar olarak ele alınan bölümdür. Mimari kurgularının metnin estetik araçlarından biri olduğunu vurgular. Mimari kurguların dilsel özellikler olduğunun altını çizmekte fayda var. Dilin unsurları mimari kurgular olarak ele alan yazar, safdil sorulara, düzenleyici unsurlara, tekrarlara ve estetik yasaklara odaklanmaktadır.  Kurgularda kullanılan bağlaçlar ve anlam düzeylerine, bazen bağlaç ya da yazarın ifadesi ile düzenleyici kullanılması gereken fakat kullanılmayan kısımlara değinmektedir. Düzenleyici kullanılması gerekirken kullanılmayan kısımları “sıfır varyantlı düzenleyici öge” olarak tanımlamaktadır.

Öğretici gücüne dayanan ve geçmiş ve şimdi arasında tecrübe ve saflık alanında bulunan soruları safdil sorular olarak değerlendiren yazar, bu soruları da metnin düzenleyici bir ögesi olarak ele almaktadır.  Estetikpoetik açıdan Dede Korkut Kitabı’nda var olan tekrarlarda önem arz etmektedir. Bu nedenle yazar bu tekrarları çeşitli gruplara ayırarak ele almaktadır. Ses, söz, birleşik söz, cümle, durum tekrarları olarak tek tek ele almaktadır.

İkinci bölümün son kısmı gerçeklik ve estetikpoetik yasaklara ayrılmıştır. Yasak kavramı aslında verilen mesajın gizlenmesi gibi kelimelerin gücüne sığınılan alanları ifade eder. Gerçeklik yasağı ifade edilmeyen gerçekliklerin ima ile anlatılmasına denilmektedir. Estetikpoetik-lik yasağı olarak ele alınan şey ise Dede Korkut Kitabı’nda düşmana veya yöneticiye karşı kişilerin adlarını saklamasıdır. Bu durumun Oğuz toplumunda ayıp olarak karşılanmasına rağmen. Böylece estetikpoetik-liğin önüne engeller konulmuştur. Bunun için yasar bu kısma esteteikpoetik yasaklar adını vermektedir.

Sonuç kısmı, genel olarak anlatılanların estetikpoetikle ilişkisi üzerine yoğunlaşır. Yazar bu kısımda çalışmanın tamamının üç varyant olarak düşünüldüğünü ifade eder. Bunlar; şafak varyantı, öğle varyantı ve günbatımı olarak isimlendirilmişlerdir. Kitabın tüm anlatısını özetler mahiyette olan bu isimlendirme şafak varyantı ile tarih öncesi çağın ilkel mitolojik anlatılarını ifade etmektedir. Öğle varyantı, mitolojik süreçlerin hararetli yaratıcılık devrine tekabül eder. Günbatımı varyantı ise klasik yazı döneminin eşiğidir. Yazıdan önceki mitolojik unsurlar ve yazıyla beraber kullanılan mitolojik unsurların kaynaşmasını ifade etmektedir.

Son olarak yazar kitabına iki ek koymuştur bunlardan ilki “Azerbaycan Türkçesinde Cümlenin Tekyüklemli Yapısının Oluşumu” ve “Mit ve Yazı” ekleridir.

 

Comment here