İslam

Hz Ömer’in Halifeliği Sırasında Arapların Belencer Seferi

Bu makaleyi 19 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Furkan Uzel

 

Kafkasya’nın kapısını açmak isteyen Araplar ile Kafkasya’daki gücünü arttırmaya uğraşan Hazarlar arasındaki münasebetler yer yer başka yönlere kaysa da savaş ağırlıklı olarak ilerlemiştir. Bu ilişkiler Hz. Ömer ve Hz. Osman dönemi, Emevîler ve Abbasîlerin ilk devirlerini kapsar. Bu savaşların başlangıcı hakkında yaygın bir hâl alan Hazreti Osman döneminde başladığı iddiası doğru değildir. Zira ilk savaş Hazreti Ömer devrinde gerçekleşmiştir [1]. Bu dönemde Azerbaycan’a giren Arap ordusu, Kafkas dağlarındaki geçitlerin kapısı olan Arap kaynaklarında “Bâbu’l-Ebvâb” ismiyle anılan Derbent’e kadar gelmişti. O sıralar Derbent, Şehrabaz isimli Fars asıllı bir idarecinin elindeydi. Müslümanlar buraya saldırmaya başlayınca Şehrabaz, dağınık ve karışık topluluk hâline geldiklerini, ortak bir ülkülerinin olmadığını ve güçlerinin yetersiz olduğunu söyleyerek barış talep etmiştir [2]. Şehrabaz, Derbent’in savunmasını üzerine almak şartıyla cizyeden muaf tutulmak istiyordu. Derbent’in fethinde Arap ordusunun başında bulunan Abdurrahman b. Rabîa, Şehrabaz’ı kendisinin üstünde olan komutan Surâka b. Amr’a gönderdi. Bu teklif Surâka tarafından müspet karşılandı. Hazreti Ömer de bu teklifi tasdik etti. Surâka b. Amr, Derbent savunmasında bulunmayacak olanlardan cizye alınmasını şart koştu [3]. Sulh yoluyla Derbent’i ele geçiren Müslümanlar, böylece Hazarlar üzerine sefer yapma imkânlarını arttırmış oldular.

Hazreti Ömer’in emri üzerine Abdurrahman b. Rabîa’nın yeni bir sefer için yola koyulduğunu gören Şehrabaz, Abdurrahman’a “Ne yapmak istiyorsun?” diye sormuştu. Abdurrahman’ın karşılığı ise “Belencer ve Türk illerinin fethini diliyorum” olmuştu. Şehrabaz, Abdurrahman b. Rabîa’nın bu yaptığından razı olmayacağını belirtse de Abdurrahman bu seferden vazgeçmemişti [4].

Taberî’nin naklettiği rivayete göre Hazreti Ömer, Türkler diye Hazarlar’ı kastederek onlarla savaşmayı emretmiş, bu emir üzerine Arap ordusu Abdurrahman b. Rabîa komutanlığında Derbent’i geçerek Belencer’e gaza yapmıştır. Taberî, Belencer’e yapılan gaza için “hiçbir çocuk yetim kalmadı, hiçbir kadın ölmedi” ifadesini kullanırken kimseye zarar verilmediğini belirtmek istemiştir [5]. Hazarların Arap ordusuna karşı koymamaları da dikkat çekilmesi gerekilen bir noktadır. Taberî, Arap ordusunun Belencer’den sonra bu şehre iki yüz fersah uzaklıktaki Hazar şehri İtil’e kadar ilerlediklerini de nakleder. İbn Kesîr’in bu sefer hakkında verdiği bilgiler Taberî’nin verdiği bilgilerle örtüşür [6]. O da Belencer’e kadar gidildiğini ve iki yüz fersah içlere girildiğini söyler. Arap ordusunun iki yüz fersah ilerlemesi söz konusu değilse de Belencer’e kadar gelmiş olmalılar [7]. Müslümanların Belencer’i neden fethetmedikleri akıllarda soru işareti bırakabilir. Müslümanların öncü kuvvetlerle Belencer’e gelmesi fetih için bir engeldi. Arap ordusu öncü kuvvetlerle yapılan bu fethin askerî olarak desteklenemezse durumun Hazarların lehine dönmesine sebep olacağından kuşku duymuş ve Hazarların şehirdeki askerî kuvvetlerinin güçlü olmasını hesaba katmış olabilir [8]. Bu seferin fethe dönüşmemesinde Altay Tayfun Özcan’ın “Arap ordusunun şehri ele geçirmekten ziyade güç gösterisi yaptığı” yorumu da mühimdir [9]. Aynı zamanda bu seferin Arapların kendileri için yeni olan bölgeyi keşfetmek uğruna yapılmış olduğunu da ifade edebiliriz ama Müslümanların Hazarlar üzerine yaptığı seferden eli boş döndüklerini söyleyemeyiz çünkü ganimet elde ettiklerini görmekteyiz [10]. Seferin büyük çaplı olmadığına dayanarak ganimet miktarının fazla olmadığını söyleyebiliriz.

Rivayetin güvenirliliği açısından şunu söylemekte fayda var: El-Kâmil fi’t-Târîh adlı eserinde 915 yılına kadarki hâdiseleri yazarken Taberî’nin eserini esas alan ve kitapta zayıf gördüğü rivayetleri çıkaran [11] İbnü’l-Esîr bu rivayeti çıkarmamıştır. Ancak Taberî’nin aksine İbnü’l-Esîr Arapların yüz fersah ilerlediğini söylemiştir [12]. Taberî’nin iki yüz fersah ilerleme iddiasında olduğu gibi İbnü’l-Esîr’in de bu rivayeti şüphelidir. Fersah, Arapların kullanımına göre 5.762,8 metreye tekabül ediyor [13]. Buna göre yüz fersah 576 kilometre küsur, İki yüz fersah ise 1152 kilometre küsura denk geliyor. Arap ordusunun öncü kuvvetlerle yüz ya da iki yüz fersahlık mesafeyi kat etmesi hayli zor olacağından bu denli ilerlemeyi göze almayacakları muhtemeldir. İlaveten keşif için bu kadar ilerlemeye gerek duymayacakları başka meseledir. Böyle bir ilerleme olsaydı, seferin hacmi daha büyük olurdu ve kaynaklara daha geniş şekilde aksederdi. Bundan dolayı Arap ordusunun yüz yahut iki yüz fersah ilerlemesinin ihtimali düşüktür ama Belencer’e kadar gelmiş olmaları kabul edilebilir. Ayrıca Hüseyin Ali Dakukî’nin naklettiğine göre bu akın hakkında bilgi verenler arasında İbn Miskeveyh ile İbn Haldun da vardır [14]. Ali İpek’in Belencer akını rivayetini değerlendirirken İbn Hubeyş’i kaynaklarının arasına almasından anlıyoruz ki, bu konuda malûmat veren isimler kafilesinde İbn Hubeyş de vardır [15].

Hakkı Dursun Yıldız bu sefere şüpheyle bakarlar. Arapların Hazar ülkesine girdiğini kabul eder ama bu ilerleyişin büyük çapta olmadığını söyler. Müslümanların Belencer ve arkasından el-Beydâ’ya (İtil) kadar gitmelerini mümkün görmez [16]. Müslümanların Hazar topraklarında ilerlediğini ve El-Beydâ’ya (İtil) kadar gelmediklerini söylemesine hak vermekte bir sakınca yoktur. Fakat diğer kaynakların desteğiyle Müslümanların Belencer’e geldiğini söyleyebiliriz.

Azerbaycan’daki bazı tarihçiler bu sefer hakkında farklı iddialar öne sürmüşlerdir. R. İ. Aliyev ve İrade Nuriyeva, Arap ordusunun Belencer yakınlarında Hazar ordusuyla karşılaştığını ve bu savaşta galip gelen tarafın Hazarlar olduğunu söylemiştir. Hatta Abdurrahman b. Rabîa’nın bu harpte öldürüldüğünü iddia etmiştir [17]. Gazanfer Recebli ise Arapların ilk hücumunun başarılı geçtiğini ama sonrasında yenilgiye uğradıklarını ve Abdurrahman b. Rabîa’nın bu savaşlardan birinde öldüğünü söyler, ardından Hazreti Ömer devrindeki Kuzey Azerbaycan’a ilerlemelerinin son bulduğunu belirtir [18].  Arapların bu akın sırasında Hazarlar tarafından püskürtüldüğü iddiasının aslı yoktur. Hazarlar, Araplar’ı 652-653’deki (651-652 yılında cereyan ettiğini iddia edenler de vardır) kuşatma sırasında ağır hezimete uğratarak geri çekilmelerine neden olmuşlardır ama Araplar için bu akın sırasında bir püskürtülme söz konusu değildir. İlaveten Abdurrahman b. Rabîa, Hazreti Ömer zamanında yapılan Hazar seferinde değil, Hazreti Osman zamanında Belencer yakınları, Terek Irmağı kıyısında [19] Hazarlarla yapılan savaşta öldürülmüştür [20]. Azerbaycan’daki bir başka tarihçi olan Naile Velihanlı ise bu iddiaların aksine Arapların, El-Beydâ’yı (İtil) ele geçirdiklerini söyler [21]. Zaten bu iddianın doğru olmadığını yukarıda belirtmiştik.

Bu seferin ihtivasında birkaç ihtilaf vardır. Mesela savaşın komutanı hakkında tarihçiler içinde ayrılığa düşenler vardır. Abdurrahman b. Rabîa ile Selman b. Rabîa’nın kardeş olmaları hasebiyle karıştırıldığını öne sürerek savaş kumandanının aslında Selman b. Rabîa olduğunu söyleyenler vardır [22]. Fakat bir isim karışıklığının meydana gelmediğini belirtmek lazım. Bu konuda bilgi veren eserlerin çoğunluğu Abdurrahman b. Rabîa’nın komutanlığı hakkında ittifak hâlinde olduğu için bu görüşe katılmıyoruz.

Ayrıca bu seferin tarihi hakkında da görüş ayrılığı vardır. Kimileri 642 yılı üzerinde durmuştur [23], kimileri ise 643 yılında gerçekleştiğini söylemiştir [24]. Bunun hicrî takvimde verilen sefer yılının, miladî olarak iki yıla yayılmasından kaynaklanıyor olabilir. Bu konuda kesin hüküm vermek yerine ikisinin de ihtimal dahilinde olduğunu ifade etmek daha uygundur. Hatta 640 yılından itibaren Müslümanların Hazarlar üzerine seferler düzenlendiğini söyleyenler vardır. Fakat bu tarihte başlayan seferler hakkında kaynaklarda mâlûmat olmaması, iddiayı şüpheli duruma düşürüyor [25].

Bu sefer sırasında Belencer’in başkent olup olmadığını üzerinde durmak da mevzubahis mesele için mühimdir. Hazarlar’ın başkenti konusu çok karışıktır. Bu seferin vuku bulduğu senelerde Belencer’in başkent olduğu bilgisinin sıhhatinin zayıflığını belirtip o sıralar başkentin Sarkel olduğunu söyleyenlerin yanında [26] bu seferden bahsederken Belencer’e “Hazar’ın başşehri” diyenler de olmuştur [27]. Belencer’in başkent olup olmaması hakkında net bir kanaate varamasak da bu şehrin Hazarlar için ehemmiyet taşıdığını anlayabiliyoruz.

Hazreti Ömer zamanında Arap ordusu, Belencer şehrini fethetmek yerine keşif yapmayı tercih etmiş olsa da Hazarlar karşısında başarılı olmuşlardır. Bu seferden Müslümanların çok az kazanç sağladığını söyleyenler vardır [28]. Haksız bir yorum değildir ama seferin Araplar için getirisi olduğu aşikârdır. Zira İslâm Devleti’nin fetihlerinin ilk yıllarında İslamiyet’i kabul eden Türklerin olduğunu [29] esas alırsak, büyük çapta olmasa bile bu sefer sayesinde İslam dinine giren Türklerin olması mümkündür. Yani getirisi olduğu bariz ancak bunun göze çarpacak raddede olmadığı bellidir. Câhiz’in naklettiği Hazreti Ömer’in Türkler için söylediği “Bu, zararı çok, ganimeti az bir düşmandır” sözü, belki de bu seferden sonra söylenmiştir [30]. Sonuç olarak Arapların Derbent’in kuzeyi ile ilk teması olan [31] 642-643’deki Belencer seferini göz önünde bulundurarak Arap – Hazar savaşlarını Hazreti Osman’ın hilafetindeki Belencer kuşatmasıyla değil, Hazreti Ömer’in halifeliğindeki mevzubahis seferle başlatmak daha doğru olur.

 

 

Dipnotlar:

[1] Mualla Uydu Yücel, Doğu Avrupa Türk Tarihi (Ders Notu), İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi, Sayfa 193-194.

[2] Turgut Demirtaş, Tarihte Bıraktığı İzlerle Hazar Devleti, Karakum Yayınevi, Ankara 2018, Sayfa 93.

[3] Ali İpek, İlk İslâmî Dönemde Azerbaycan (632-750), Zafer Yayınevi, Erzurum 2017, Sayfa 92-93.

[4] İbnü’l-Esîr, İslâm Tarihi (El-Kâmil fi’t-Târîh Tercümesi), Cilt: 3, Çeviren: Ahmet Ağırakça, Bahar Yayınları, İstanbul 1991, Sayfa 35.

[5] Taberî, Tarih-i Taberî, Cilt: 2, Daru’l-Kütubi’l-İlmiyye, Beyrut 2001, Sayfa 541.

[6] İbn Kesîr, Büyük İslâm Tarihi (El Bidâye ve’n-Nihâye), Cilt: 7, Çeviren: Mehmet Keskin, Çağrı Yayınları, İstanbul 1994, Sayfa 204.

[7] Hüseyin Ali Dakukî, “Dört Halife Devrinde Araplar ve Hazarlar”, Çeviren: M. Faruk Toprak, Türk Kültürü Araştırmaları, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Yıl: XXV / 2, Ankara 1987, Sayfa 93.

[8] Mualla Uydu Yücel, Doğu Avrupa Türk Tarihi (Ders Notu), İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi, Sayfa 193-194.

[9] Altay Tayfun Özcan, Hazar Kağanlığı ve Etrafındaki Dünya, Kronik Kitap, İstanbul 2019, Sayfa 79.

[10] İbn Kesîr, Büyük İslâm Tarihi (El Bidâye ve’n-Nihâye), Cilt: 7, Çeviren: Mehmet Keskin, Çağrı Yayınları, İstanbul 1994, Sayfa 204.

[11] Abdülkerim Özaydın, “el-Kâmil”, İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Cilt: 24, İstanbul 2001, Sayfa 281.

[12] İbnü’l-Esîr, İslâm Tarihi (El-Kâmil fi’t-Târîh Tercümesi), Cilt: 3, Çeviren: Ahmet Ağırakça, Bahar Yayınları, İstanbul 1991, Sayfa 35.

[13] Clement Huart, “Fersah”, İslâm Ansiklopedisi, Cilt: 4, Millî Eğitim Bakanlığı, İstanbul 1988, Sayfa 574.

[14] Hüseyin Ali Dakukî, “Dört Halife Devrinde Araplar ve Hazarlar”, Çeviren: M. Faruk Toprak, Türk Kültürü Araştırmaları, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Yıl: XXV / 2, Ankara 1987, Sayfa 93, Dipnot 11.

[15] Ali İpek, İlk İslâmî Dönemde Azerbaycan (632-750), Zafer Yayınevi, Erzurum 2017, Sayfa 103, Dipnot 320.

[16] Hakkı Dursun Yıldız, İslâmiyet ve Türkler, İlgi Kültür Sanat, İstanbul 2019, Sayfa 41.

[17] R. İ. Əliyev, “Azərbaycan Xilafətin Tərkibində”, Azərbaycan Tarixi, Cilt: 1, Editörler: Z. M. Bünyadov – Y. B. Yusifov, Çıraq Nəşriyyatı, Bakü 2007 Sayfa 251; İradə Nuriyeva, Azərbaycan Tarixi, Mütərcim, Bakü 2015, Sayfa 49.

[18] Qəzənfər Rəcəbli, Azərbaycan Tarixi, Elm ve Təhsil, Bakü 2013, Sayfa 98-99.

[19] Ali İpek, İlk İslâmî Dönemde Azerbaycan (632-750), Zafer Yayınevi, Erzurum 2017, Sayfa 104.

[20] Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hûlafa, Cilt: 1, Kısım: 2, Hazırlayan: Mahir İz, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1985, Sayfa 313.

[21] Nailə Vəlixanlı, Ərəb Xilafəti və Azərbaycan, Azərbaycan Dövlət Nəşriyyatı, Bakü 1993, Sayfa 25.

[22] Altay Tayfun Özcan, Hazar Kağanlığı ve Etrafındaki Dünya, Kronik Kitap, İstanbul 2019, Sayfa 78.

[23] Peter B. Golden, Khazar Studies, Volume 1, Akadémiai Kiadó, Budapeşte 1980, Sayfa 59; Ali Hatalmış, “Sahabîlerin Türkleri Tanımaları ve İlişkileri”, Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 19, Sayı: 2, 2019, Sayfa 427.

[24] R. İ. Əliyev, “Azərbaycan Xilafətin Tərkibində”, Azərbaycan Tarixi, Cilt: 1, Editörler: Z. M. Bünyadov – Y. B. Yusifov, Çıraq Nəşriyyatı, Bakü 2007 Sayfa 251; İradə Nuriyeva, Azərbaycan Tarixi, Mütərcim, Bakü 2015, Sayfa 49; Şahlar Şərifov, “Ərəb – Xəzər Müharibəsi və Azərbaycan”, Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, Cilt:  7, Sayı: 1, Mart 2020, Sayfa 688.

[25] Mâcid Abdülmün’im’in bu iddiasını aktaran Ali İpek, eserinde bu rivayeti doğru addedip addetmediğine dair bir emare koymamış ama Arap – Hazar savaşlarını Hazreti Ömer zamanında Abdurrahman b. Rabîa’nın düzenlediği Belencer seferinden başlatmıştır. 640 yılında Müslümanların Hazarlar üzerine seferler düzenlemeye başladığı görüşünün sahibi için bakınız: Mâcid Abdülmün’im, et-Târîhu’s-Siyasî li’d-Devleti’l-Arabiyye, Cilt: 2, Mısır 1956, Sayfa 297’den nakleden: Ali İpek, İlk İslâmî Dönemde Azerbaycan (632-750), Zafer Yayınevi, Erzurum 2017, Sayfa 102.

[26] Turgut Demirtaş, Tarihte Bıraktığı İzlerle Hazar Devleti, Karakum Yayınevi, Ankara 2018, Sayfa 93.

[27] Şiblî Numânî, Bütün Yönleriyle Hz. Ömer ve Devlet İdaresi, Cilt: 1, Çeviren: Talip Yaşar Alp, Hikmet – Dava – Çağ Yayınları, 1975, Sayfa 275; Mualla Uydu Yücel, Doğu Avrupa Türk Tarihi (Ders Notu), İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi, Sayfa 193.

[28] Thorir Jonsson Hraundal, The Rus in Arabic Sources: Cultural Contacts and Identity, Yayımlanmamış Doktora Tezi, University of Bergen, Bergen 2013, Sayfa 21.

[29] Şaban Kuzgun, Dinler Tarihi, Bilge Kültür Sanat, İstanbul 2019, Sayfa 65.

[30] Câhiz, Türklerin Faziletleri, Çeviren: Ramazan Şeşen, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2017, Sayfa 115.

[31] Osman Karatay, Hazarlar – Yahudi Türkler, Türk Yahudiler ve Ötekiler, Kripto Kitaplar, Ankara 2019, Sayfa 78.

 

Comment here