İnceleme

Cemal Kafadar’ın ‘Eyüp’te Kılıç Kuşanma Merasimleri’ Adlı Makalesine Bir Değerlendirme Yazısı

Bu makaleyi 8 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Batuhan Taşkın

Osmanlı Devletinde baktığımız zaman bir padişahın vefat etmesi ile akabinde şehzadesinin tahta geçişi sırasında belli başlı bir tören silsilesi olmuş ve bu tören silsilesi zamanla bir Osmanlı Geleneği haline gelmiştir. Cemal Kafadar bu makalesinde Osmanlı Devletinde tahta çıkacak olan şehzadenin tahta geçişi sırasında ilk önce veziriazamın ve akabinde devlet adamlarının kendisine biat etmesi sonrasında yaptığı cülus merasimi sonrasında yapılan kılıç kuşanma merasimini, neden Eyüp’te yapıldığını, bu kılıç kuşanma merasiminin tarihi kaynaklarda ilk olarak ne zaman geçtiğini ve kılıç kuşanma merasimi sırasında hangi kılıçların kullanıldığı gibi sorulara yanıt bulmamız mümkündür. Müellif makalesinde Selaniki, Evliya Çelebi gibi Osmanlı Devleti döneminde yaşamış ve olaylara bizzat şahit oldukları da olmuş kişilerin eserlerinden yer yer alıntılarda yaparak kılıç merasimleri sırasında olanları okurunun tasvir etmesine de imkan vermiştir.

 

Bu makaleyi okurken dikkatimi çeken İslamiyet Sonrası kurulmuş olan diğer Türk Devletlerinde sultan öldükten sonra tahta geçecek melik veyahut şehzadenin tahta geçtikten sonra yaptığı belli başlı protokollerin Osmanlı Devletine kadar sirayet ederek gelmiş olmasıdır. Özellikle Büyük Selçuklu Devleti ve Türkiye Selçuklu Devletinde tahta bir sultan geçtiği vakit direk olarak hükümranlığını onaylatmak için halifeye elçi göndermesi ve şayet halife bu hakimiyeti onaylarsa sultana hil’at, kılıç gibi belli başlı hediyeler göndererek hakimiyetini onayladığını bildirmesi ile sultanın bir dini otoriteye dayandığını görebiliriz. Bu duruma benzer bir nitelikte Osmanlı Devletinde olduğu yani sultanın dini bir otoriteye dayandığını görmekte mümkündür. Bu duruma Osmanlı Devleti açısından tarihi metinlerden iki örnek gösterilebilir. İlk örnek her ne kadar doğruluk ve inandırıcılık payı olmasa da aslında dikkat etmek istediğim dini otoriteye dayandırma hususunda iyi bir örnek olabilir. Bu ilk örnek Türkiye Selçuklu Sultanı ve aynı zamanda kimi modern araştırmacıya göre de Türkiye Selçuklularının son sultanı olan III. Alaeddin Keykubad tarafından Osman Gaziye gönderilen bir kılıç olması ve bu kılıcıda Mevlevilere göre Mevlana Celaleddin Rumi, Bektaşilere göre ise Hacı Bektaş Veli, Osman Gaziye kuşandırmıştır. Lakin ne Hacı Bektaş Veli Velayetnamesinde, ne de Mevlana’yı anlatan Lokman Dedenin yazdığı Menakıbnamede  Osman Gazi’ye kılıç kuşanma merasiminden bahsedilen bir kısım olmamasına dikkat çeken Kafadar, aslında bunu Osmanlı Tarih Yazıcılığının devletin kökenlerini siyasi amaçla nasıl Oğuzlara bağlamak için Kayılardan geldiğini yazdıysa manevi anlamda da Hacı Bektaş Veli vasıtası ile Bektaşilere veyahut Mevlana Celaleddin Rumi vasıtasıyla manevi anlamda veyahut dini bir otorite anlamında kendilerini bu kesimlerden birine bağladıklarını dile getirmiştir. Bu durum aslında bana göre manevi veyahut ruhani anlamda bir meşruiyet kaynağı olarak gösterilebilir. Kafadar’ın yazdığı bu makalede bu konu ile alakalı dikkatimi çeken ikinci örnek ise  tarihi kaynaklarda kılıç kuşanma merasiminin ilk olarak 1603 senesinde I. Ahmed’in cülusunda geçtiğini dile getirmesi ve I. Ahmed’den önce kaynaklarda kılıç kuşanma merasiminin geçmemesine rağmen tam anlamıyla olmadığını da inkar edecek bir delilin bulunmamasını da ilave etmiş olmasıdır. I. Ahmed’in cülusundan önce padişahlara ilk biat eden kişi veziriazam olurken; I. Ahmed ve sonrasında bulunan padişahlarda ise ise biat eden kişinin veziriazam yerine şeyhülislam olduğu son derece dikkat çeken bir konudur. Kafadar makalesinde I. Ahmed kılıç kuşanma merasimi sırasında işaret etmesi ile Şeyhülislam olan Ebu’l – Meyamin Mevlana Mustafa Efendinin gelip Sultana kılıç kuşandırması ve akabinde Allah’ın yardımı ile din ve devlet düşmanları üzerine muzaffer olması için dua ettiğini Selaniki’nin eserinden alıntı yaptığını dile getirmiştir. Selaniki’nin verdiği bu bilgiler bana göre o dönemde dini anlamda en güçlü merceğin şeyhülislamlık olması hasebiyle yine bir dini otorite temini için olduğunu gösteriyor. Zira bu kanıya varmamın nedeni ise bazı durumlarda padişahı tahtta indirmek için şeyhülislamdan fetva almak isteyen yeniçeriler bu istedikleri fetvayı alamadıkları vakit dini ilim olarak şeyhülislama denk bir hocaya gittikleri ve ondan o fetvayı alarak padişahı tahttan indirdikleri bilinmektedir. Bu yönden şeyhülislam elinden kılıç kuşanmak aslında bir yönden de belli başlı bir otoriteyi sağlamak için olduğu söylenebilir.

 

Kafadar’ın bu makalesinde dikkatimi çeken son husus ise bu kılıç kuşanma merasiminde kullanılan kılıçlar ve bazı padişahların tek kılıç yerine iki kılıç kuşanma meselesidir. Padişahların kuşandığı bu kılıçlar genel anlamda Hz. Peygamber’in, Hz. Ömer’in, Hz. Ali’nin, Halid b. Velid’in, Osman Gazi’nin veya Yavuz Sultan Selim’in kılıçları olduğunu dile getiren Kafadar, aynı zamanda Osmanlı Padişahlarından sadece IV. Murad ve II. Mahmud’un çift kılıç kullandığını ve  IV. Murad’ın Hz. Peygamber ve Yavuz Sultan Selim’in kılıçlarını, II. Mahmud’un ise Hz. Peygamber ve Osman Gazi’nin kılıçlarını kullandığını da eklemiş ve kendinden öncekiler gibi neden tek kılıç kuşanmadılar sorusunun cevabını ararken askeri anlamda güçlü, nüfuzlu ve prestijli gözükmek için böyle bir farklılık yaptıklarını kısmen olarak dile getirmiştir. Aslında bu soruya aradığı ve kısmen olarak dile getirdiği cevap doğru olabilir. Zira IV. Murad ve II. Mahmud dönemlerine baktığımız zaman ortada yeniçerilerin sürekli kazan kaldırdıkları yani ayaklandıkları durumlarla karşılaşabiliyoruz ve bu durumda kendilerini daha güçlü, prestijli ve nüfuzlu göstererek yeniçerilerin gözünü korkutmak istemiş olabilirlerdi ve bunu IV. Murad devlet işlerini bizzat kendi eline alarak yeniçerileri dizginlemeyi başarmış; II. Mahmud ise bu yeniçerileri ortadan kaldırarak göstermişlerdir.

 

                                     

Comment here