Genel

Yedi Ulu Bir Nefes: Pir Sultan Abdal

Bu makaleyi 4 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: İbrahim Daş

“Bize de Banaz’da Pir Sultan derler

Bizi de kem kişi bellemesinler”

 

Nice âşıkların yaşadığı Sivas’ın Yıldızeli’ne bağlı Banaz köyünde doğan ve 16. yy’da yaşayan Pir Sultan Abdal, haksızlığa, adaletsizliğe, zulme karşı bir simge olmuştur. Asıl isminin Haydar olduğu söylenmektedir. Horasan’dan göçtüğünü kendi şiirinde belirtmiştir. Tarihî kaynaklarda kendisi hakkında tafsilatlı bilgilere ulaşılamamakla birlikte halkın belleğinde sıkı yer edinmiştir. Çobanlık yaptığı erken yaşlarında, bir gün rüyasında Hünkâr Hacı Bektâş-ı Velî elinden bâde içtiğini kendisi şöyle belirtir: “Pîr elinden bâde içtim/Doğdum elinize düştüm/Ak cenneti gördüm geçtim/Hünkâr Hacı Bektaş Veli”.

 

Kendi tekkesinden yetişen Hızır, Sivas Valisi olmasıyla birlikte Pir Sultan’ı, ayrıkçı ve otoriteye başkaldıran bir hareketin temsilcisi olarak niteleyip îdamına zemin oluşturmuştur. Otoritenin baskısına karşı bir başkaldırıdan ziyâde bunun, yeterli alâkanın Türkmen kitlesine gösterilmemesi, haddinden fazlaca vergi verilmesi vb. zorluklara direniş olarak görülmesi daha tutarlı olacaktır.

 

“Yedi münkir bizler haram yemedik

Batın olup gördüğümüz demedik,

İkrar birdir dedik geri dönmedik,

Güdülürüz, çobanımız Ali’dir.”

 

Nefeslerinde yoğun şekilde ehlibeyt sevgisini, muhabbetini ve özlemini işlemiştir. Hatâyî ve Kul Himmet ile birlikte çeşitli geleneksel ritüellerde sıkça okunan bir isimdir. Gerek Türkçenin zenginliğine vâkıf oluşu açısından gerek hecenin millî ahenginden yeterince faydalanabilmiş bir âşık olarak Pir Sultan Abdal başlı başına bir hazinedir. Gönül coğrafyamızda dokuduğu kilimin nakışları bugün hâlâ sazımızda sözümüzde belirginliğini korumaktadır. Tıpkı Yûnus’umuzun sarı çiçekle konuşması gibi o da sarı çiğdemle konuşmuş, ona dervişlik isnat etmiştir. Bu, tabiata, toprağa, yere karşı edilen tefekkürün en engin yansımalarındandır. Yine Dedem Korkut destanlarında gördüğümüz ağaca övgü ona yapılan alkış, niteleme ve yakıştırmaların bir benzerine Pir Sultan’ın “Ol benim sarı tamburam” diye başlayan şiirinde rastlanmaktadır. Bu sürekliliğin seyrine Türkçemizle ulaşabilmek ve Türkçemizle takip edebilmek bize bir şey hatırlatmalıdır. Her şeyden evvel yüzyılları aşıp bugüne tekâmül hâlinde gelen, sözlü kültürümüze kadar yerleşen bu isimlerin yaşamasının Türkçenin kaderiyle bir oluşudur. Bu hazinenin bekçisi muhabbettir ve bu muhabbetin söze döküldüğü dildir.

 

“Pir Sultan Abdal n’eylersin

Müşkil halledip söylersin

Arısın çiçek yaylarsın

Yarın senden bal isterler..”

Comment here