Genel

Yedi Ulu Bir Nefes: Fuzulî

Bu makaleyi 5 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: İbrahim Daş

Bir bütün olarak Türk edebiyatının gerek sözlü gerek yazılı muhtevasını oluşturan çeşitli bölümler vardır. Klâsik edebiyat temsilcisinin, belli başlı yönleri sebebiyle daha farklı bir sahada kabul edildiği de görülebilmektedir. Kolektif şuurun, gelenek temsilcilerinin benimsediği şahsiyet, coğrafyaları, yüzyılları aşarak şekil ve biçim olarak çok farklı şahsiyetlerle bir araya gelebilmektedir. Bu sebepten tarihî bir zeminde, dönemsel ayırmaların ötesinde bütünlük gösterdiğini kabul ettiğimiz Türk edebiyatının bakiyesini yaşatan, aktaran Alevî-Bektâşî belleğin “Yedi Ulu Ozan” olarak birlediği kişiliklerin ortak söylemlerini incelemek istedik. İdeolojik, politik yakıştırmaların(!) ötesinden bu Yedi Ulu’nun, söylemleriyle nasıl yüzyıllar içerisinden ulanarak gönül coğrafyamızın yedi iklim dört köşesine vâsıl olup güzele vesile olduğunu gelin bir fikredelim… 

Türk edebiyatının klasik dairesinde kendine has, özge bir isim Fûzûli… Oğuzların Bayat boyuna mensup olduğu bilinir. Biyografik bilgilerinin salt sunumundan ziyade konu çerçevesinde kısa temaslarda bulunmak yeterli olacaktır. Evvelâ, Fûzûli’yi yaşantısını sürdürdüğü topraklar üzerinden tanımak gerekir. Kerbelâ ve çevresinde ömrünce mekik dokuyan şair, elbette bu toprakların acısını, hüznünü solumuş olacaktır. Kimi kaynaklarda Necef’te Hz. Ali (k.v.) türbesi bekçiliği kimi kaynaklarda Hz. Hüseyin türbesi bekçiliği yaptığı söylenir. Tahmin edilebilir ki Fuzûli, bu coğrafyanın nasıl mâtemin, yasın hegemonyasına mahkûm olduğunu hizmetleriyle gözlemleyebilmiştir. Gelgelelim “Hadîkatü’s-suadâ” adlı eseri bu gözlemin, hissedişin coşkun bir yansımasıdır. Kerbelâ vak’asının kaleme alındığı bu mensur eser, içerisinde bazı manzum bölümler de barındırır. Tür olarak “maktel”dir. Edebiyatımızda “maktel-i mersiye” olarak gördüğümüz Kerbelâ hadisesinin, mühim örneklerinden biridir. Nasıl da yazıldığı coğrafyadan taşarak Anadolu’da Yörüklerin, Alevî-Bektâşîlerin nazarında, yazarında, gönül pazarında, yûf’unda ve zulme azarında mühim bir yer edinmiştir? Bu soruya mütevazı bir cevap olarak, Türk milletinin, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ve Ehlibeyt’ine olan sevgisi temel alınmalıdır. Hatırımıza gelmesi hasebiyle, söylemimize bir dayanak olarak salık verilebilir: Merhum Durmuş Hocaoğlu, “Türk Müslümanlığı Üzerine Bazı Notlar” isimli yazısında Türklerin, Hz. Peygamber (s.a.v.)’i âdeta kendi içlerinden çıkmışçasına sevdiklerini ve tebliğine sadakat gösterdiklerini vurgulamıştır. Bu önemli bir husustur. Yine yukarıda bahsettiğimiz maktel ve maktel-i mersiye türünün en güzel örneklerinin Türk edebiyatında bulunuşu da hassasiyetimizin tezahürlerindendir. Bütün bunların ardından Erenler Bahçesi’nden belli bölümler aktarıp bakalım ne söylemiş koca Fuzûlî: 

“Kerbelâ teşnelerin yâd kılub eşk töken  

Ataş-ı rûz cezâdan elem ü gam çekmez” 

( Kerbela susuzlarını anıp gözyaşı döken kişi, ceza gününün susuzluğundan korkmaz) 

… 

“Hoş ol ki, yâd kılub Kerbelâ şehidlerinin  

Zamân zamân töke lü’lü’-i şâh-vâr-ı sirişk  

Ger olmasaydı garaz mâtem-i Hüseyn-i Şehîd  

Riyâz-ı dîdeden olmazdı cûy-bâr-ı şirişk” 

( Kerbelâ şehidlerini anarak zaman zaman inci gibi gözyaşı döken kişiye ne mutlu!  

Amaç, Şehid Hüseyin’e yas tutmak olmasaydı, göz bahçelerinde gözyaşı oluşmazdı.) 

[Metinler ve metin içi aktarımlar Hacı Bektaş Veli Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin çalışmasından alınmıştır.] 

Aşk’ın âlemde var oluşunun yegâneliğine irfânıyla ikrar vermiş olan Fuzûlî, meşrebinin ızdırap çekmek ağırlıklı oluşundan ötürü bu eserinde de gönlümüze eza getiren tarihî Kerbelâ hâdisesini derûnunda duyup Türkçe aktarmıştır. Böylelikle hâtırasıyla yüzyılları aşıp, Anadolu Bektâşîlerinin 7 Ulu Ozanından birisi kabul edilmiştir.  

Hangimiz Kazancı Bedih’ten bir gazelini dinleyip hislenmedik, sermest olmadık? Yine o, bir Fuzûli gazelinin ardına Seyyid Seyfullah (k.s.)’ın “Ya Râb bizi dûr eyleme evlâd-ı Ali’den / Biz onların bendesiyiz hem severiz kalûbelîden” duasını eklerken durup düşünmek gerekmez mi? 

“Âşıkam dersen belâ-yı ışkdan âh eyleme 

Âh idüp ağyârı esrârundan agâh eyleme” 

Comment here