Genel

Ya İstiklal Ya Ölüm Parolası’nın Tezâhürü: BüyükTaarruz

Bu makaleyi 16 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Elif Kara

ÖZET:

Türk varlığı asırlardır birçok devlet tarafından yok edilmek istenmiştir. I.Cihan Harbi ile bu devletlere umut ışığı doğmuştur. Lakin Mustafa Kemal Atatürk ve onu destekleyenler Ya istiklal ya ölüm parolasıyla çıktıkları yolda bu umut ışığını söndürmüşlerdir. Böylece Malazgirt savaşı nasıl yurt açan, Miryakefalon savaşı nasıl yurt tutan savaş olmuşsa Büyük Taarruz da yurt kurtaran savaş olarak tarihe adını altın harflerle yazdırmıştır. Bu yazımda sizlere Büyük Taarruzun oluşumundan, gelişmelerinden ve sonucundan, yansımalarından bahsedeceğim. Keyifli okumalar dilerim…

GİRİŞ:

Türk varlığı asırlarda beri diğer devletler tarafından yok edilerek toprakları ele geçirilmek istenmiştir. Osmanlı Devleti, yıllarca birçok kıtaya hâkim olmuş fakat zamanla zayıflamaya başlamıştır. I. Cihan Harbi’nin başladığı zamanlarda Osmanlı Devleti’nin zayıflamaya başladığı dönemlere denk gelmiştir. I. Cihan Harbi ile düşman devletler Osmanlı’nın elini kolunu iyice bağlamıştır. Türk düşmanı olan İngiliz Başbakanı Lloyd George’a göre Osmanlı devleti ne pahasına olursa olsun parçalanarak bölüşülmeli ve bir kısmı üzerinde de İngilizlerin ve diğer devletlerin çıkarlarını kollayacak peyk devletler kurulmalıdır.” Böylece 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması ile Osmanlı savaştan çekilerek işgale açık hâle getirilmiştir.  Bunun üzerine İngilizler hazır kuvvet olarak bulunan Yunanlıları hasretini kurdukları Helen İmparatorluğunu kurmaları için İzmir’i işgal etmelerini desteklemiştir.  Bunun üzerine Yunan İzmir’i işgal etmiştir. Mondros Ateşkes Atlaşması nedeniyle Osmanlı valilere Yunan’a mukavemet etmeme emri verilmiş, Yunan elini kolunu sallayarak İzmir’i işgal etmiştir.  10 Ağustos 1920’de Sevr Antlaşması da imzalanarak Osmanlı devleti tamamen parçalanmış ve Mustafa Kemal ve onu destekleyenler de vatan haini kabul edilmiştir. Böylece işgalci güçler kazandıklarını zannetmişlerdir.

Osmanlı devletinin tamamen parçalanması üzerine Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları Milli Mücadeleyi başlatmıştır. Lakin mücadele için yeterli imkân yoktur. Bu nedenle öncelikle bir düzeli ordu kurmuştur. İhtiyaç temini için Tekâlif-i Milliye emirlerini yayınlamıştır. Ayrıca Fransa ve İtalya’dan da silah temin edilmiştir. I.ve II. İnönü savaşları düzenli ordunun ilk başarısı olmuştur.  22 gün süre her iki tarafında çok zayiat verdiği ancak zaferle sonuçlanmış olan Sakarya meydan muharebesi de hürriyete giden en mühim adımdır. Lakin bu zaferler Yunan’ı tamamen Anadolu’dan atamamıştır. Bu nedenle de bir taarruza ihtiyaç duyulmuştur. Bu taarruz için hazırlık olmaması nedeniyle 1921’de yapılması planlanan Büyük Taarruz 1922 yılına, plandaki birkaç değişiklikle ertelenmiştir. İngilizler Türkler’in taarruz yapamayacaklarını düşündükleri için barışa yanaşmamış, Yunan kuvvetlerini de geri çekmemiştir. Böylelikle taarruza hazırlıksız yakalanmıştır.

20 Temmuz 1922’de TBMM Mustafa Kemal Atatürk’e 4. kez başkomutanlık yetkisi verilmiştir. Böylece savaş Başkomutanlık yetkisiyle yapılmıştır. Lakin bu yetki verilmeden önce haziran ayında taarruz kararı alınmıştır. Taarruz hazırlıkları o dönemden başlamıştır. Bu hazırlıklardan İsmet Paşa, Fevzi Paşa ve Kazım Paşa haberdardır. Büyük Taarruz öncesi ulaşım ve haberleşme yasağı gelmiş ve hazırlıklar titizlik ve gizlilikle yürütülmüştür. Ordu karargâh merkezi Polatlı’dan Akşehir’e taşınmıştır. 25 Ağustos 1922’de son hazırlıklar yapılmış, 26 Ağustos 1922 günü Büyük Taarruz Kocatepe’de başlamıştır.  Tarafların mevcut konumlarına bakıldığında; Yunan kuvvetlerinin 6.564 subay, 218.000 er, 83 tüfek, 1.300 kılıç, 3.113 makineli tüfek, 1.280 ağır makineli tüfek, 418 top ve 50 uçağının mevcut olduğu görülmektedir.  Türk kuvvetlerinin ise; 8.659 subay, 199.283 er, 100.352 tüfek, 2.025 hafif makineli tüfek, 839 ağır makineli tüfek, 5.000 kılıç, 340 top ve 8 uçağın mevcut olduğu görülmektedir. Yunan Kuvvetleri Afyonun güneyinden itibaren Kaleciksivrisi, Erkmen, Belen, Tınaztepeler ve Kırcaaslan, Çiğiltepe bölgelerini tahkim etmiştir.  

Büyük Taarruz Kocatepe mevkiinden idare ve sevk edilmesi hasebiyle ilk olarak Kocatepe’ye tek çıkış noktası olan Kaleciksivrisi ve Kurtkaya alınması gerekmektedir. Bu nedenle Mustafa Kemal bu bölgeleri alıp koruma görevini Yüzbaşı Agâh Efendi, Üsteğmen Feyzullah ve 150 Mehmetçiğe bırakmıştır. Günümüzde Kalecik mevkiinde bulunan Yüzbaşı Agâh Efendi Şehitliği bu günün aziz hatırasını temsil etmektedir. Birinci günün sonucunda Türk ordusu Yunan cephesini yaramasa bile Kaleciksivrisi, Belen, Tınaz tepelerinin bir kısmını alarak düşmanı tereddütte bırakmıştır.

Taarruzun ikinci günü birlikler önemli birçok tepeyi ele geçirmiştir lakin Çiğiltepe’nin alınması gecikmiştir. Çiğiltepe’nin durumu hakkında bilgi almak için burası içi görevlendirilen  Reşat Bey’i aramıştır. Reşat Bey tepenin e geç yarım saate alınacağının sözünü vermiştir. Lakin Yunan kuvvetleri şiddetlerini arttırmış ve tepe ancak yarım saati biraz geçe alınabilmiştir.  Verdiği sözü zamanında yerine getiremeyen Reşat Bey bu durumu onuruna yediremeyerek komutan tabancası ile intihar etmiştir. Günümüzde aziz hatırası kendi adıyla Albay Reşat Çiğiltepe Şehitliğinde yaşamaktadır.

Taarruzun üçüncü günü Yunan ordusu iyice zayıflatılmış ve üçe bölünmüştür. Yunan ordusunun artık nihai hedefi diğer kuvvetlerle birleşerek Dumlupınar mevzilerine çekilmek ve İzmir yolunu güvence altına almaya çalışmak olmuştur. Dördüncü gün ise; Yunan ordusu çember içine alınmıştır. Yunan’ın umutları suya düşmeye başlamıştır. Taarruzun son günü ise, artık zafere doğru gidilmektedir. Aslıhanlar çevresi kuşatılmış, Dumlupınar’da savaş Yunanlıların imha edilmesiyle son bulmuştur. Yunan ordusunda kaçabilenler geride asker, esir, mühimmat demeden her şeyi bırakmışlardır. Kaçanların bazıları da yollarda esir olmuştur. Yunan kuvvetleri komutanı Trikopis’de 5.000 kişi ile Uşak’ta teslim olmuştur. Yunan zulmüne karşılık kendisine Türkün gücüne nail olduğu gibi merhamet ve misafirperverliğine de nail olmuştur.  Mustafa Kemal, 30 Ağustos sonrası Anadolu’dan düşmanın tamamen atıldığından emin olmak için 1 Eylülde tarihe geçen emrini vermiştir: “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” ve böylece Büyük Taarruz takip hareketi başlatmıştır.  Böylelikle 16 Eylül’e kadar İzmir çevresi Yunandan tamamen kurtulmuştur. Takip hareketinden kaçanlar ise Bandırmadan vapurla kaçmışlardır.18 Eylül’ de takip hareketi bitmiş ve Anadolu’da Yunan zulmü son bulmuştur.

Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi Sonucunda 2.543’ü şehit, 9977 yaralı 101 esir olmak üzere 12.621 kişi zayiatı mevcuttur. İstiklal kazanılmış, zulüm, esaret devri kapanmış, yeni bir devlet şuurunun temelleri atılmıştır.  Bu zafer tüm dünyada yankı bulmuş basına yansımıştır. Türk basınında; Hâkimiyet-i Milliye, Peyam-ı Sabah, Açıksöz gazetelerinde taarruz boyunca olaylar anlatılmış, zafer büyük başlıklarla kutlanmıştır. Yurt dışında ise; The New York Times gazetesinde, “Yunan Bozgunu”, Daily News gazetesinde, “Yunanlılar Anadolu’yu fena bir suretde terk ettiler”, Berner Tageblatt gazetesinde ise; “Yunan Kralı bir gecelik uykusundan ertesi sabah uyandığı vakit tamamıyla aciz ve mağlup bir adam durumuna girmiştir.” yazılarıyla yankı bulmuştur. Böylelikle 15 Mayıs 1919’dan başlayan Yunan mezalimi 18 Eylül 1922’de son bulmuştur.

Büyük Taarruz’a her zaman çok önem verilmiştir. Eğer kazanılmasaydı şuan da Türk varlığı belki de yok edilmiş olacaktı. Bu nedenle bu günlerin aziz hatırası için Büyük Taarruz’un anısına birçok şehitlik yapılmıştır. Bunlar: Büyük Taarruz Şehitliği ve Başkomutan Mustafa Kemal Anıtı, Yüzbaşı Agâh Efendi Şehitliği, Albay Reşat Çiğiltepe Şehitliği, Giresunlular Alay Şehitliği, Hava Şehitliği, Anıtkaya Şehitliği, Şuhut Şehitliği, Bolvadin Kurtuluş Savaşı Şehitliği, Dumlupınar Şehitliği, Üç Tepeler Şehitliği, Yüzbaşı Şekip Efendi Şehitliği ve birçok anıt da mevcuttur. Ayrıca; ülke gelinde 30 Ağustos ilk olarak 1924 yılında Dumlupınar’da, Çal köyü yakınlarında kutlanmış, 1926 yılında çıkarılan kanunla Türk ordusunun bayramı olarak kabul edilmiştir. Bu kanun metni şu şekildedir:

“Kanun Numarası: 795

Birinci Madde: İstiklal Muhaberatında zafer-i katiyi temin eden 30 Ağustos Başkumandan Muharebesi günü cumhuriyet ordu ve donanmasının zafer bayramıdır.

İkinci Madde: Her yıl dönümünde bu bayram günü kuvva-yı berriye, bahriye ve havayiye tarafından tes’id olunur ve müdafaa-i milliye vekâletinin tanzim edeceği programa göre Dumlupınar’da ayrıca merasim-i askeriye icra edilir. Bugünde bilumum devair ile mektepler tatil olunur.

Üçüncü Madde: Bu kanun neşr tarihinden muteberdir. Dördüncü Madde: Bu kanun ahkâmını icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

1 Nisan 1926”

30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaları 1960’lı yıllardan sonra daha kapsamlı kutlanmaya başlamıştır.  Son olarak sözlerimi Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’ta Büyük Taarruz hakkında yazılmış olan sözleriyle tamamlamak istiyorum:

Efendiler, artık Büyük Taarruz’dan bahsetmek zamanı geldi. Bilirsiniz ki, Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra, düşman ordusu, büyük ve kuvvetli bir grupla Afyon k-Karahisar-Dumlupınar arasında bulunuyordu. Diğer kuvvetli bir grubuyla da Eskişehir mıntıkasında idi. Bu iki grup arasında ihtiyatları vardı. Sağ cenahını, Menderes havalisinde bulundurduğu kuvvetlerle ve sol cenahını da İznik Gölü kuzey ve güneyindeki kuvvetleriyle muhafaza ediyordu. Denilebilir ki, düşman cephesi, Marmara’dan Menderes’e kadar uzuyordu. Düşman ordusu teşkilatı, üç kolordu ve bazı bağımsız kıtalar halinde idi. Üç kolordusu on iki fırkadan meydana gelmekte ve bağımsız kıtalar ayrıca üç fırkaya ulaşmakta idi. Biz, Batı Cephesi’ndeki kuvvetlerimizi iki ordu halinde teşkil etmiş ve düzenlemiş idik. Bundan başka, doğrudan doğruya cepheye bağlı teşkilatımız da vardı. Bizim bütün kıtalarımız on sekiz fırka teşkil ediyordu. Bundan başka üç fırkalı bir süvari kolordumuz ve daha zayıf mevcudu ayrıca iki süvari fırkamız vardı. Teşkilatı muhtelif olan düşman iki ordu mukayese edilirse, iki tarafın insan ve tüfek kuvvetleri yaklaşık yekdiğerine denk bulunuyordu. Yalnız Yunan ordusunun makineli tüfek, top, tayyare, nakliye vasıtaları, cephane ve fenni malzeme bakımından, dünyanın serbest ve kendisini destekleyen sanayisine dayanması itibariyle, özel üstünlüğü vardı. Diğer taraftan, bizim ordumuz süvari miktarı itibariyle üstünlüğe sahip bulunuyordu…”

( Nutuk-507)

ilk verdiğim hedefe, Akdeniz’e varmış bulunuyorlardı. Muhterem efendiler, Afyon Karahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesi ve ondan sonra düşman ordusunu tamamen imha veya esir eden ve kılıç artıklarını Akdeniz’e, Marmara’ya döken harekâtımızı izah ve vasıflandırmak için söz söylemeyi lüzumsuz sayarım. Her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle neticelendirilmiş olan bu harekat, Türk ordusunun, Türk subaylar ve kumanda heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihte bir daha tespit eden muazzam bir eserdir. Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve bağımsızlık fikrinin ölümsüz abidesidir. Bu eseri vücuda getiren bir milletin evladı, bir ordunun başkumandanı olduğumdan, İlelebet mesut ve bahtiyarım…” (Nutuk-514)

Bir daha vatansız kalma tehlikesinin olmaması dileğiyle…

KAYAKÇA:

1. SAYILIR, Burhan(2014), 30 Ağustos Zafer Bayramı Kanunu, İlk Zafer Kutlaması ve Büyük Taarruz İle İlgili Bazı Bilgiler, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, Sayı: 16, ss. 89-114, ÇANAKKALE.
2. TÜRKSOY, M. Erhan(2004), Askeri ve Stratejik olarak Büyük Taarruz, Dokuz Eylül Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İZMİR.
3. ERASLAN, Cezmi(2008), Atatürk’ün Büyük Taarruz Değerlendirmeleri, Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: X, Sayı. 2
4. GÜNEŞ, İhsan(1996), Büyük Taarruz Öncesi Diplomatik Hazırlıklar, Anadolu Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, İnkılâp Tarihi Bölümü, ESKİŞEHİR.
5. DEMİRALAY, ATİLLA(2009), Büyük Taarruz ve Büyük Taarruz Şehitlikleri, Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İlköğretim Anabilim Dalı, Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Bilim Dalı, KONYA.
6. ATATÜRK, Mustafa Kemal(1927), Nutuk.

Comment here