GenelYağmur Avşar

Türk Mitolojisinde Kültler ve Yer-Su Kültü

Bu makaleyi 9 dakikada okuyabilirsiniz

 

 

Kutsal Ötüken’in İyesine…

Hazırlayan: Yağmur Avşar*

Türk dil Kurumuna göre Kült kelimesi aslen Fransızcadır ve öncelikle din anlamına gelirken yerel özellikler taşıyan dinî ritüeller anlamına da gelmektedir[1]. Aslında kült bir toplumun dinî kurum ve yöntemlerinin tümü olarak düşünülebilir. Tanrı’nın özel sevgisine layık olabilmiş varlıklara gösterilen saygıya da kült denilmektedir. Türk mitolojisi açısından baktığımızda ise kültler, olağanüstü varlık olarak tasarlanan yüce ve kutsal varlıklara gösterilen saygı ve tapınma olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle belli kavram ve olguların koruyucusu olarak bilinen tanrısal varlıkların kültleşmesi Türk mitolojisi içerisinde yaygın olarak görülebilir[2].

Türk mitolojisi içinde kültlerin en başında yer-su kültü gelmektedir. Evrenin oluşumunda ve ekolojik düzende büyük bir yeri olan toprak ve suyun, genellikte Türk mitolojisi özellikle de Şamanizm içinde hatırı sayılı bir yeri vardır. Diğer tüm doğa kültleri de yer-su kültüyle bağlantılı sayılabilir. Yer-su kültü ile başladığımız bu diziye dağ, ağaç, ateş gibi diğer kültlerle de devam edeceğiz.

Toprak ve su evrenin başlangıcına dair hikâyelerde temel olan iki madde olarak görülmektedir. Altay yaratılış destanında evren sularla kaplıydı ve yeryüzünün yaratılması için suyun altından çıkarılacak toprağa ihtiyaç duyuldu. Radloff’un ve Verbitskiy’in derlediği yaratılış destanlarında bu durum açıkça görülmektedir. Ülgen ya da yaratıcı Tanrı beraberindeki Kişi isimli varlığa yerin altından toprak getirmesini söyler. Kişi’nin getireceği toprak parçasıyla sürekli uçmaktan yorulduğu evrende kendisine konacak bir yer yaratacaktır. Bununla beraber her şeyin başlangıcı toprak ve suyla olmuştur[3].

Yer-su kültü ayrıca yurt edinme ve vatan kavramlarıyla da ilişkilidir. Bu bakımdan bakıldığında yer-su ruhlarına olan inancın, diğer kültlerden önce ortaya çıktığı söylenebilir. Örneğin, Göktürklerde yerin sahibi olarak yer-su ruhları görülmekteydi. Bu yüzden evin kurulduğu toprak parçası ve buna bağlı olarak yurt kavramına bakıldığında yer-su ruhları açıkça görülebilmektedir. İlin ve devletin idare edilmesi yer-su ruhlarına bağlıdır[4]. Görüldüğü üzere evrenin yaratılışında bariz bir rol üstlenen toprak ve suyun ruhları, dünya oluştuktan sonra işlevini kaybetmemiştir. Birçok hususta yer-su ruhlarına olan inanç etkili olmuştur.

Göktürk çağında yer-su ruhları ıduk yani kutsal tabiat ruhları olarak kabul edilmiştir[5]. Tonyukuk yazıtından anlaşılacağı üzere kutsal yer ve sular Türkler için düşmanlara gaflet verecek ruhsal güce sahipti[6]. Kutsal yer ve sularla beraber Gök’ün ve Umay’ın zikredilmesi, yer-su ruhlarının ne derece kutsal sayıldığını ortaya koymaktadır. Bilge Kağan yazıtında hakana ihanet eden kardeşini yer-su ruhlarının tasvip etmediğini görüyoruz[7]. Kül Tegin yazıtında kutsal yer-su ruhlarının kut sahibi olduğu vurgulanmıştır. İlteriş Kağan’a halkı yok olmasın diye kut veren yer-su ruhlarıdır[8].

Yer-su kültü bağlamında ruhlara kurban verilmesi de dikkat çekici bir husustur. Hunlar, beşinci ayda Lunğ-çınğ’de göğe ve yere kurban kestikleri bir bayram yaparlardı[9]. Benzer şekilde Eberhard’ın büyük çoğunluğunun Moğollardan oluştuğunu ifade ettiği Tobalar[10] da taş bir ev içinde hem göğe hem de yere kurban adarlardı. Bu kurban ardından diktikleri kayın ağaçlarından oluşan orman da kutsal sayılmaktaydı[11]. Bu törenlerde göğe verilen kurbanlarla beraber yer-su olarak adlandırdığımız yer ruhlarına da kurban verildiği anlaşılmaktadır.

Kurban gibi saçı saçma âdeti sırasında yer-su ruhlarına ithaf olduğu görülmektedir. Radloff, Teleütler arasında gezerken onların Tanrı’ya ithafen ilkbaharda ve sonbaharda yılda iki defa olmak suretiyle saçı saçtıklarını ifade etmiştir. Bir nevi kansız kurban sunarlardı. Bu işlem çadır içindeki Tanrı’ya saygı göstermek amacıyla oluşturulmuş bir köşede yapılmaktaydı. Burada iki kayın ağacı arasına gerilmiş tavşan derisi bulunurdu. Bu derinin üzerine süt dökülmek suretiyle yer ve gök tanrısına saçı saçılmış olurdu[12].

Yer-su ruhlarına verilen kurbanlara örnek verdiğimizde dikkati çeken husususun yer kavramıyla beraber gök kavramının da bağlantılı olarak geçmesidir. Yer ruhlarının ne derece kutsal sayıldığı da buradan anlaşılabilir. Gök Türk halkları için oldukça kutsaldır; gerek Gök Tengri olsun gerek Ülgen gibi diğer Şamanist Tanrılar olsun gök ile özdeşleşmiştir. Yer-su ruhları gök ruhları ile eşit derecede olduğuna dair bir yorum getirmek böylece mümkün olabilir. Sonuç olarak yer-su ruhlarının ve bununla beraber gelişen kütlerin Türk halklarının inançlarında ne denli yer tuttuğu da anlaşılmaktadır.


* yagmuravsarr@gmail.com

[1] TDK, Kült kelimesi.

[2] Fuzuli Bayat, Türk Mitolojik Sistemi 1 Ontolojik ve Epistemolojik Bağlamda Türk Mitolojisi, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2011, s. 80.

[3] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, C. I-II, TTK Yayınları, Ankara, 2014, s. 465.

[4] Ögel, a.g.e., C.I, s. 35.

[5] İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2003, s. 303.

[6] Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, TDK Yayınları, Ankara, 1994, s. 113.

[7] Talat Tekin, Orhon Yazıtları, TDK Yayınları, Ankara, 2010, s. 63.

[8] Mehmet Ölmez, Orhon–Uygur Hanlığı Dönemi Moğolistan’daki Eski Türk Yazıtları, Bilgesu Yayıncılık, Ankara, 2015, s. 98.

[9] Wolfram Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları: Bir Kaynak Kitabı, çev. Nimet Ulutuğ, TTK Yayınları, Ankara, 1942,

 s. 76-77.

[10] Tobo’ların 39 kavmi Moğol, 28 kavmi ise Türk olarak Eberhard tarafından tespit edilmiştir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Wolfarm Eberhard, ”Toba’lar Etnik Bakımdan Hangi Zümreye aittir?”, Çev: İkbal Berk, Ankara Üniversitesi DTCF Dergisi, C. I., S. 2, 1943, ss. 32-87. Ancak Toboların yönetici züresinin Türk olduğu ve Türkçe konuştuklarına dair bilgiler de ağırlıktadır. Ayrıntılı bilgi için bkz. Kürşat Yıldırım, ”Erken Tabgaç (T’o’-pa) Tarihinin Ana Hatları (Wei Shu’nun İlk Bölümüne Göre)”, Turkish Studies, C. III, S. 7, 2012, ss. 2711-2738.

[11] Eberhard, a.g.e., s. 79-80.

[12] Wilhelm Radloff, Sibirya’dan II, Çev: Ahmet Temir, MEB Yayınları, İstanbul 1994,s. 91.

Comment here