CumhuriyetEdebiyatGenel

Türk Edebiyatımızın Milliyetperver Fikir İnsanı ‘Vavlı Türk’ Necib Asım Yazıksız

Bu makaleyi 10 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Tuğba Yılmaz

Türk Edebiyatımızın milliyetperver, güzide fikir adamlarından Necib Asım Yazıksız, Memalik-i Osmaniye’nin münteha-yı şarkında(doğu ucunda), 1861 yılında Kilis’te dünyaya gelmiştir. Necib Asım Beğ, milliyetçi fikir hareketlerinde yer alan döneminin ünlü düşünürlerindendir. Türkçülük lisanı sahasında, edebiyatımıza ‘dilde sadelik’ teması ile birçok eser neşr etmiştir. Doğduğu çevrede ‘Balhasanoğulları’ ismi ile tanınan sipahi ailesinden gelmektedir. İlk ve orta öğrenimini memleketi olan Kilis’te ikbal etmiştir. İlk idadi tahsiline Şam’da başlamıştır. 1875’te Şam Askeri İdadisi’ne kaydolmuştur. Birkaç sene sonra kaydını Kuleli Askeri İdadisi’ne aldırmış ve nihayet 1879 yılında Mekteb-i Harbiye’ye girmiştir. Yusuf Akçura ‘Türkçülüğün Tarihi’ isimli makalesinde hiss-i milli duygularının tebarüz oluşundan ezcümle şöyle bahsetmektedir: ‘Necib Beğ bir Türk sipahi-zadesine layık bir terbiye ve ta’limi askeri mekteplerden alıp piyade teğmeni oldu; fakat malumat-ı askeriyesiyle kanaat etmeyerek Kuleli Askeri İdadisi’ne geçmiş ve Mekteb-i Harbiye’de  devam ederken hususi derslerini bırakmamış ayrıca  edebiyat derslerinde kompozisyonlar yazmış ve Türkçülük temayülünü göstermiştir.’[1]Necip Âsım, daha Şam İdâdîsi’nde okuduğu sırada Suriye’de bazı çevrelerde Türkler’e karşı takınılan menfi tavırlar onda millî şuurun erken yaşta uyanmasında etkili olmuştur.[2]

Necib Asım Beğ, ‘mülazım-sani’ rütbesi ile Mekteb-i Hayriye’den mezun olmuştur. İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca,Türkçe ve tarih muallimliği yapmıştır. 1913 yılında miralaylık’tan emekliye ayrılınca; Darülfunun’a Türk Tarihi ve Türk Dili müderrisi olarak göreve getirilmiştir.12 Aralık 1935’te vefat eden Necib Asım Beğ’in kabri, Kadıköy’de bulunan Sahra-ı Cedid kabristanına defnedilmiştir.[3]

Necib Asım Beğ’in yazı hayatına geçişi ise, kendisinin ifade ettiğine göre, hitabet hocalarının Türk Edebiyatına numune olarak gösterdikleri ve tavsiye ettikleri Telemak tercümesi ve  Rumuz’l- Hikem gibi Arab ve Acemce’si Türkçe’sinden fazla kafiyeli eserlerden hoşlanmaması sebebi ile onları olabildiğince saf Türkçe ile yazmaya çalışırdı. Necib Beğ Kuleli Askeri İdadisi’nde henüz talebe iken (1878 yılında), Ahmet Mithat Efendi ile tanışmış ve ondan istifade etmeye başlamıştır. Ahmed Midhat Efendi’nin Beykoz’daki yalısında Veled Çelebi Beğ (İzbudak), Şemseddin Sâmi, Emrullah Efendi gibi devrin Türkçüler’iyle tanışmış, ilk yazılarını Ahmed Midhat Efendi’nin ‘Tercümân-ı Hakîkat’ gazetesinde yayımlamıştır. Tercüman-ı Hakikat gazetesine fenni makaleler yazmıştır. Necib Asım Beğ neredeyse hemen her Cuma günü Ahmet Mithat Efendi’nin Beykoz’da bulunan yalısına giderdi ve kaderdir ki Türkçülük hareketlerinde ayrılmaz arkadaşı olan  Veled Çelebi Efendi ile, Ahmet Mithat Efendi’nin yalısında tanışmıştır. Necib Beğ, Ahmet Mithat Efendi ve Veled Çelebi Beyler’in kendisini Türkçü fikirlerine dair mülahazalar  yaptıklarını ve Türkçülük düşüncesini aşıladıklarına inanmıştır. 1895’ten itibaren, devrin önde gelen Türkçü yazarlarının toplandığı İkdam gazetesinde yazılar yazmaya başlayan Necip Âsım’a Veled Çelebi ile birlikte, “Türk” kelimesini o dönemde kullanılan imlânın aksine “vav” ile yazdıklarından dolayı, “Vavlı Türk” lakabı verilmişti.[4] İkdam gazetesini Ahmet Cevdet Beğ İstanbul’da 1893 yılında çıkarmaya başlamıştır ve İkdam gazetesi, ser-levhasına  ‘Türk Gazetesidir’ cümlesini yazan ilk gazete niteliğini taşımaktadır. Necib Asım Beğ ve Veled Çelebi Beğ, II.Abdülhamid döneminin en tanınmış Türkçülerinden idi. Bilahare dönemlerinde ‘Vavlı Türkler’ olarak biliniyorlardı. ‘Vavlı Türkler’ lakabı husunda Necib Asım Beğ, ‘Türk’ kelimesini vav ile yazmasının sebebiyetini naçizane cümleleri ile ber-vech-i ati ifade etmektedir;

“Tarihimizde ‘Etrak-ı bi-idrak’ (idraksız Türkler) yazıldığını gördüğümden ve Osmanlılardan birçoğunun Türk’ü tahkir ettiklerine şahid olduğumdan, Türk’ü vav harfi ile yazdım. Neden böyle yazıyorsun diyenlere de ‘Etrak-ı bi-idrak’ yazılmasın diye cevap verdim. Binaenaleyh Bab-ı Ali caddesinde adım Vav’lı Türk oldu.”[5]

Milliyetçiliğini aşikar bir şekilde açıklayan Necib Asım Beğ; Maârif, Ma‘lûmât, Mekteb ve Servet-i Fünûn gibi dergilerde “Lisan Bahisleri”, “Dilimize Hizmet” ve “Dilimiz” gibi başlıklar altında, Türkçe  lisanının sade olması lüzumundan  dem vurarak yazılarını neşr etmeye devam etmiştir. Dildeki bu sadeleşmeyi savunurken hem Osmanlıca hem de Türkçe lügat olmak üzere iki ayrı lügatın  hazırlanmasını teklif etmiştir. Necip Asım Beğ’in Türkçülüğe hizmetleri bilhassa lisan ve tarih sahasındadır. Ale’l-husus Türklerin lisan ve tarih sahasında Avrupa usulüyle çalışmakta olduğu yazılar vesilesi ile düşüncelerini ve Avrupai çalışma tarzı neticesinde,  Avrupa’ya Fransızca lisanında eserlerini neşr ederek tanıtmıştır. Bu netice dahilinde Necip Asım Beğ, Avrupa edebiyatında tanınmıştır, meçhul değildir. Ayrıca Necib Asım Beğ Osmanlı lisanının Türkleşmesi ve bu minvalde sadeleşmesi girişimlerinin yanı sıra, şark musikisinin millileşmesi babında çaba sarf etmiştir. Necib Asım Beğ, 1908 yılında II.Meşrutiyetin ilanından sonra, Türk Derneği’nin kurucuları arasında yer almıştır. Hatta derneğin başkanlığına dahi getirilmiştir. Aynı yıllarda Türk Yurdu, Bilgi Mecmuası, İctihad, Dârülfünun Edebiyat Fakültesi Mecmuası, Anadolu Mecmuası, Millî Tetebbûlar Mecmuası ile Türk Tarih Encümeni Mecmuası’nda Türk dili tarihiyle ilgili bazı makaleler yayımlamış ve Osmanlı Türkçesi’nin grameri üzerinde çalışmalar yapmıştır.[6]

Necib Asım Beğ Türk Tarihi’ne dair pek çok eseri Türk lisanına tercüme etmiş ve edebiyatımıza kazandırmıştır. Türklük nokta-i nazarından en kıymetli eserleri; Ural ve Altay Lisanları, Pek Eski Türk Yazısı, Orhun Abideleri ve Türk Tarihi’dir. Hatta Türk Tarihi isimli eseri hakkında kendisi ezcümle şöyle demiştir; “Leon Kahun’un tarihini genişleterek tercüme ettim. Bunun sebebi de tarihi bir millet olduğumuzu göstermek idi.’[7]Bilahare Necib Asım Beğ, Türk Milliyetçiliği hareketinin genişlemesinde, etkili olmasında fikirleri ile  mühim bir etken olmuştur. Yusuf Akçura’nın Necib Asım Beğ ile ilgili görüşü ile naçizane makalemi tamam ikmal etmek istiyorum ;

Osmanlılar ve belki umum Türkler içinde ‘ilk bütün Türk Tarihi müellifi’ olmak şerefi Necib Beğindir’.

[1] Yusuf Akçura, Türkçülüğün Tarihi ,İstanbul, Ötüken Yayınevi, 2018,s.120

[2] Abdullah Uçman, Diyanet İslam Ansiklopedisi Necib Asım Yazıksız Maddesi ,Istanbul,İsam Yayınları,2006, 32.cilt, s.493-494.

[3] Diyanet İslam Ansiklopedisi Necib Asım Yazıksız Maddesi ,Istanbul,İsam Yayınları,2006, 32.cilt, s.493-494.

[4] Abdullah Uçman, Diyanet İslam Ansiklopedisi Necib Asım Yazıksız Maddesi ,Istanbul,İsam Yayınları,2006, 32.cilt, s.493-494.

[5] Yusuf Akçura, Türkçülüğün Tarihi ,İstanbul, Ötüken Yayınevi, 2018,s.121

[6] Abdullah Uçman, Diyanet İslam Ansiklopedisi Necib Asım Yazıksız Maddesi ,Istanbul,İsam Yayınları,2006, 32.cilt, s.493-494.

[7] Yusuf Akçura, Türkçülüğün Tarihi ,İstanbul, Ötüken Yayınevi, 2018,s.124

 

 

KAYNAKÇA

ı. Akçura Yusuf(2018),Türkçülüğün Tarihi, İstanbul,Ötüken Yayınları

II.Uçman Abdullah(2006),İstanbul Diyanet Ansiklopedisi(Dia maddesi: Necib Asım Yazıksız), İsam Yayınları.

Comment here