GenelGenel Türk TarihiRöportaj

Murat Özkan İle “Sibir Hanlığı Kronikleri” Üzerine Söyleşi

Bu makaleyi 9 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Mustafa Can Tiryaki

Mustafa Can Tiryaki: Sayın hocam; ülkemizde çalışma sahanız da olan Sibir Hanlığı ile ilgili araştırmaların az olmasının temel nedeni sizce nedir?  

Murat Özkan: Ülkemizde Rus tarihine dair çeviri eser çalışmaları Türkiye Cumhuriyeti ve Sovyetler Birliği’nin siyasi ilişkilerindeki dostlukla başlar. Ancak Çarlık dönemine ait çalışmalara SSCB’nin yıkılışının ardından ağırlık verilir. Böylelikle, 1991 sonrasında özellikle arşiv ve kronik çalışmaları artar. Bununla beraber, Sibir Hanlığı çalışmaları genel hatları ile ele alınsa da eski Rus kroniklerinin dil-tercüme zorluğu sebebi ile detaylı incelenemezTürkçe kaynaklarda genel olarak İslam Ansiklopedisinde yer alan “Sibir Hanlığı” maddesine bağlı kalınır. Nitekim Altınordu Devleti sonrası için birçok müstakil çalışma yapılmış olmasına rağmen Sibir Kroniklerinin Türkçeye kazandırılmaması hanlığın ihmal edilmesine neden olur. Şüphesiz ki bunun ana sebeplerinden biri eski Rusça tercümelerin yapılmasının bir hayli zor olmasıdır. Biz bir ekip olarak bu çalışmayı ele alırken alandaki eksikliği gidermeye çalıştıkBu çalışma daha önce çalışılmamış bir alan olan Altınorda Devleti sonrasında Sibirya’da kurulan ilk Müslüman Türk Devleti; Sibir Hanlığı’nı ihtiva eden Yesipov, Stroganov ve Remezov kroniklerini incelemesi sebebiyle literatüre büyük bir katkı sağlamaktadır. Bu röportaj vesilesiyle ben tekrar çalışma ekibimizin başında bulunan kıymetli hocam Prof. Dr. Fatih Ünal’a ve değerli ekip arkadaşlarım Doç. Dr. Mesut Karakulak, Dr. Zafer Sever ve Arş. Gör. Harun Arslantürk’e teşekkür ediyorum. 

Tiryaki: Sibir Hanlığı kronikleri, geleneksel Rus tarih yazımı bakımından incelendiğinde ne gibi noktalara dikkat edilmelidir? 

Özkan: Eski Rus kronikleri, Kiev’de yazılan tarihi kayıtlarla XI. yüzyılda ortaya çıkmasına rağmen bu kroniklerin içeriği IX. yüzyıldan başlıyorXI-XII. yüzyıllara ait en eski kronikler de dâhil olmak üzere bunların birçoğu günümüze ulaşmamış. Bu yüzyıllara ait kronikler Stroyev’e göre çeşitli materyallerin koleksiyonundan oluşturulmuş. Nitekim kroniklerin içeriğinde birbirinden farklı pek çok anlatı ve kaynağa da rastlıyoruz. XIII. yüzyıla gelindiğinde ise Rusların kronikler konusunda Bizans İmparatorluğundan etkilendiğini ve benzer içeriklerde kronikler oluşturduğunu söyleyebilirizGeleneksel Rus kronik yazımının başladığı XIII. yüzyıldaki bu kronikler kilise geleneklerine göre yazıldığı için Hristiyan-Ortodoks taassubu ön plandadır. Bittabi, tarih yazımındaki bu dini ağırlık Hristiyanlığı ön plana alıp diğerlerini ötekileştiren ve aşağılayan bir yaklaşım içeriyorBununla birlikte, bu dönemin Rus kroniklerinde tarih yazımın temel noktasını oluşturan etnosantrik bakış açısı da Slav kültürü üzerinden karşımıza çıkıyor. Örneğin; Osmanlı vakayinamelerinin de objektiflikten uzak yazıldığı bir gerçek. Son olarak, kroniklerde kullanılan terminolojiler ve unvanların kullanımına dikkat etmek lazım. Şöyle ki kroniklerde Küçüm Han’a han değil de ‘çar denildiğini görüyoruz. En nihayetinde Tarih metodolojisi gereği bu kronikleri tercüme ederken, çağdaş kaynakların ben merkezli yazımını tenkit ederek tercüme etmek ve kronik dil terminolojisiyle eski Rusça’ya hâkim olmak gerekiyor. 

Tiryaki: Bu kroniklerin ana kaynağı olan Napisanie adlı eserden bahsedebilir misiniz?  

Özkan: Sibir kronikleri; Volga atamanlarından Yermak Timofeyev ve yoldaşlarının Sibir Hanlığı topraklarına yaptığı seferleri, Sibir Hanı Küçüm’ün kuvvetleriyle girdiği savaşları, başkent Sibir (İsker) de dâhil olmak üzere hanlık topraklarının işgalini ve tarihî Türk yurdunun Rus hâkimiyetine geçiş sürecini anlatan el yazma eserlerdir. Çevirisini yaptığımız kroniklerin çekirdeğini, Yermak ve adamlarının Sibir’e çıkışlarından itibaren tuttuğu “Napisanie, Kako Priidoşa v Sibir…” (Sibir’e Nasıl Gelindiği…) notlarından oluşan ve “Napisanie” kısa adıyla literatüre geçmiş olan kayıtlar oluşturur. “Napisanie”, Sibir Piskoposu Kipriyan’ın teşebbüsleriyle elde edilmiştir. Sibir’in ilk başpiskoposu olarak tayin edilen ve 1621-1624 yılları arasında Tobolsk’ta yaşayan Kipriyan’ın, Yermak’ın seferlerine katılan ve bu sırada halen hayatta olan kişilerden aldığı bu ilk kayıtların orijinali günümüze ulaşmamış. Kipriyan tarafından Tobolsk katedral defterine (sinodik) kaydedilen bilgiler, mevcut bütün Sibir kroniklerinin başlıca kaynağını oluşturuyor. Bu kronikler içerisinde en meşhurları; Yesipov Kroniği, Stroganov Kroniği (Neizvestnaya Letopis/Anonim Kronik) ve Remezov Kroniği (Tobolsk Kroniği). Bu kroniklerin farklı isimler altında çeşitli zaman dilimlerinde kayda geçirilmiş olan çok sayıda varyantı olduğunu da biliyoruz. 

Tiryaki: Sibirya araştırmaları yapan araştırmacılar için bu eserlerin önemi nedir? 

Özkan: Sibir Hanlığı tarihinin en erken yazılı yabancı kaynakları XVII. asırda yazılmaya başlanan Rus kronikleridir, diyebiliriz. Pek çok ortak motif barındıran, ideolojileri ve kurguları birbirine benzeyen kroniklerin bazıları günümüze ulaşmamış. Günümüze ulaşanlar arasında ise üç kronik, Sibir tarihinin ana hatlarını belirlemiş ve bu konudaki literatüre ana kaynak olarak hizmet ediyor. Ayrıca Sibir Hanlığı’nın Tümen’den başkenti alıp Sibir’e nakleden Muhammed Han’dan önceki hanlar hakkında verilen bilgiler şaibeli de olsa ilk kez bu kaynaklarda veriliyor. 

Sibir Hanlığı ve özellikle Hanlığın ortadan kaldırıldığı Küçüm Han dönemi hakkında çoğu zaman hatalı, çelişkili, taraflı ve ön yargılı olmalarına rağmen son derece önemli bilgiler ihtiva eden bu kroniklere dair Rus bilim çevrelerince ciddi incelemeler yapılmış. Çarlık Rusyası döneminde de bunların birçoğu neşredilmiş. Bu kronikler, Hanlığa ait yegâne kaynaklar olduğundan mukayesesi imkânsız tabii ki. Bu nedenle günümüze kadar bu konu üzerinde tartışmalar devam ediyor. Bu tartışmaları daha da derinleştiren kroniklerin koyu Hristiyanlık taassubunda olması. Bunun yanında Slav tarih yazımı ve kilise gelenekleri de meselenin anlaşılmasını zorlaştırıyor Kroniklerde yazım birliğinin olmaması, varyantların yazıldığı dönem itibariyle farklılık göstermesi modern dönem araştırmacılarını da hayli zorluyor 

Türk tarihinin muğlak bir dönemini yansıtan bu kaynaklar şimdiye kadar Türkçeye aktarılmadığı gibi Sibir Hanlığı üzerine yapılan araştırmalar ve yazılan eserlerde de çoğu zaman ihmal edilmiş. Sibir kroniklerinin Türkçe yayınlanması Türk bilim çevrelerinde Sibir Hanlığı ve Batı Sibirya hakkında yeni bilgilere ulaşılmasına, yeni araştırmalara ve tartışmalara kapı aralayabilir. 

Sibir Hanlığı hakkında özellikle Rus işgal süreciyle ilgili olarak gerek Yesipov Kroniği gerekse diğer Rus kronikleri; bakış açıları, ideolojileri, hataları, çelişkili bilgileri, tartışmalı hususları bir tarafa halen en mühim ana kaynaklar olma özelliğini koruyorNe dersek diyelim, Sibir Hanlığı’nın yereTürkçe kaynaklarının oldukça sınırlı olması Rus kroniklerinin ve diğer Rusça kaynakların değerini daha da artırıyor. 

Tiryaki: Sibirya hakkında araştırma yapmak isteyen genç arkadaşlara önerileriniz nelerdir? 

Özkan: Günümüzde Sibirya araştırmaları adına neler yapılabileceğine dair bazı tespit ve önerilerde bulunmak gerekirse; Sibir Hanlığı tarihi üzerine Ruslar tarafından birçok araştırma-inceleme yapılmış olmakla birlikte gerek Rus ana kaynakların verdiği çelişkili ve fanatizm yüklü bilgilerden gerekse Çarlığın resmi ideolojik görüşlerinden dolayı bu çalışmalar çok sorunludur. Bu durum dikkate alınarak öncelikle mükemmel bir Sibir Hanlığı tarihi yazılmalı ve bu sadece Küçüm Han dönemiyle sınırlı kalmayarak hanlığın kurulduğu tarihten itibaren ele alınmalı. Küçüm Han hakkında ayrıca biyografik bir eser yazılmalı. Çarlık döneminde ortaya konan eserler üzerinde tercüme faaliyetleri yapılmalı. Rusların Sibir vekâyinamelerinin açıklamalı tercümeleri, Sibirya’da seyahat eden gerek Rus gerekse Avrupa kökenli araştırmacıların Sibirya seyahatnâmelerinin tercümeleri tarih, coğrafya, etnografya, dil ve kültür sahalarında zengin bilgiler sunacaktır. Sibir Hanlığı ve Sibirya tarihi üzerine kaynak niteliği kazanmış Miller’in, Fişer’in ya da Slovtsov’un araştırma eserleri tercüme edilmeli. Rus kaynakların verdiği bilgiler süzülerek Sibirya’da yaşayan Türk-Tatar toplulukların tarihleri, dilleri, kültürleri, etnografik ve antropolojik hususiyetleri üzerine müstakil çalışmalar yapılmalı ve Çarlık döneminde uygulanan politikaların sonuçları ortaya çıkarılmalı. Rusların Sibirya’da Çarlık döneminde uyguladığı misyonerlik faaliyetleri, Türk-Tatar topluluklarının nüfus yapıları, İç Rusya’dan göçürülen Rus nüfus ve iskân politikaları, Sibirya’nın ekonomik zenginlikleri ve bu alanda Çarlık döneminde yürütülen ekonomik faaliyetler müstakil çalışmalar halinde ele alınmalı.  

Son olarak bu bölgenin tarihi bir Türk yurdu olması nedeniyle Türkiye’deki hemen hemen bütün sosyal bilim alanlarının arkeologların, dil bilimcilerin, tarihçilerin ve edebiyatçıların bu alanda çalışmalar yapması, Türk tarihinin bütünlüğünün anlaşılması bakımından oldukça önemlidir. 

Comment here