Genel

OSMANLI CEMİYETİNDE AİLE YAPISI

Bu makaleyi 10 dakikada okuyabilirsiniz

 

| İbrahim ERYİĞİT

Cemiyetin en küçük birimi olan aile; fertleri akrabalık ve kan bağı ile birbirlerine bağlayan topluluktur. Ailelerin sahip olduğu sosyal farklılıklar; dönemlerine, kültürlerine, ekonomilerine ve yaşadıkları coğrafyaya bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Aile yapıları ataerkil ve anaerkil olmak üzere iki yapıda incelenir. Hâkimiyetin babada olması ataerkil yapıyı tarif ederken, annede olması ise anaerkil yapının tanımıdır. Ailenin eş sayılarına göre ise çok eşliliğe dayalı aile (poligami) ve tek eşliliğe dayalı aile (monogami) olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Din-i İslam aileyi cemiyet hayatının temeli kabul eder. Bu sisteme dâhil olan Osmanlı ailesi, askerî zümrede büyük aile iken, geniş halk kesimlerini oluşturan reaya zümresinde genişletilmiş çekirdek ailedir. Ortalama çocuk sayısı ikidir. Bu yüzden aile nüfusu 4-5 civarındadır. Buna çoğunlukla haminne (büyük anne) ve büyük babalarla kimsesiz çocuklar da eklenebilir. Çok eşlilik serbest olmasına rağmen fiilen tek eşlilik hâkimdir.

Ailenin oluşmasında miras ve mülkiyet telakkilerinin özendirici bir rolü yoktur. Bunun temel sebebi İslam’ın mülkiyeti çok küçültmeye eğilimli miras hukukudur. İslam’ın getirdiği bir başka eğilim de evlilik yaşının erkeğin bulûğ çağına kadar indirilmesi, bir başka deyişle erken evliliklerdir. Bu eğilimin bir sonucu hızlı nüfus artışıdır. Ancak savaş ve salgınlar bu artışı azaltmaktadır.

Türk devletlerinde aile kurumu, İslam öncesi ve sonrasında çok değişik bir yapı göstermemiştir. Türk-İslam topluluklarına göre aile, neslin devamlılığı için büyük bir önem arz etmektedir. İslam evvelinde Türklerde aile yaşantısına baktığımızda doğum merasimlerinin büyük sevinç ile karşılandığını görmekteyiz.

Osmanlı cemiyetinde ise aile şehir hayatında ana, baba ve çocukların bazen de büyük anne ve büyük babanın da içinde bulunduğu çekirdek aile hüviyetindeydi. Ancak kırsal kesimlerde hayatın sürülmesi için uygun olan şekil büyük ailenin yaşam ve üretim kalıplarındadır. Bu kurumlar evlilik akdiyle vukua gelmektedir ve başka millete (dine) mensup kişilerle evlilik gerçekleşmemektedir.

Çok eşlilik ve boşanma yaygın değildir. Osmanlı ailesinin çok çocuklu olanları istisnadır. En fazla tekerrür edenler sırasıyla bir, iki, üç çocuklu ailelerdir. Köylü aileler şehirli aileleri, Müslüman olmayanlar olanları çocuk sayısı bakımından çok az geçmektedirler. Kız çocukların erkek çocuklardan biraz fazla olduğunu da belirtmek gerekmektedir. Yine kadınların erkeklerinden daha uzun ömürlü oldukları umumi bir temâyül olarak beyan edilmektedir. Bu perspektiften bakıldığında klasik dönem Osmanlı ailesinin nüfusu vasatî olarak 5 kişiyi dahi bulmamaktadır. Konuya umumi tabakalaşma açısından baktığımızda askerî zümre içerisinde ailenin kurucusu olarak en yaşlı erkeğin hâkimiyetini görüyoruz.

Vakfiyelerden öğrendiğimize göre bu ailede çocuklar, köle ve cariyelerle küçük bir sultan hayatı vardır. Reaya zümresi içerisinde vakıf kurabilecek servete sahip olan kişilerin de hayat tarzları bunlara yakındır. Müslüman Osmanlı ailelerinde boşanma, diğer iki ilahi dinde olduğu kadar katı sınırlar içerisinde ve uygulanması yasak bir eylem değildir. Hoş görülmemek ile beraber şer’i hukukta boşanma kadın ve erkek için meşrudur.

Osmanlı erkekleri zevcelerini (eşlerini) hukuken kolayca boşayabilir; belli bir sebebin gerekmemesiyle beraber boşadığı kadının mihrini ve sadakasını vermek zorundadır. Kur’an’da aile içi anlaşmazlıkların vuku bulması ardından evliliğin devamını sağlamaya yönelik bazı tedbirlere başvurulması öğütlenmektedir. Geçimsizliğin devam etmesi durumunda erkek ve kadının ailelerinden seçilecek hakemlerin (saygın ve sözü dinlenir kişilerin) ara bulmaya gayret etmesinin istenmesi eşlerin arasındaki uyuşmazlıklarda ilk çözüm yolunun boşanma olmaması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayet ve hadislere konu olan “talak” (boşanma), dinen sevilmeyen sünnet olarak sayılmakta ve cemaat tarafından tasvip edilmemektedir.

Klasik dönemde aile, akraba, mahalle ve cemiyetler bir nevi içtima mekanizması, bir dayanışma örgütlenmesidir. Mahalleler bir içtimai kültürel birim olmanın yanında aynı dine mensup ailelerin, akrabaların veya sürgünle gelen hemşerilerin bir arada yaşadığı hanelerden oluşur. Yaşanılan mahalle ve köy topluluğu etnik, dini ve hukuki bir bağ taşır. Özellikle milletlerin ayrı mahallelerde yaşaması; toplumsal hayatta ödülün, kınamanın toplu olarak gösterilmesine sebep olmuştur. Mahalle mescitleri veya kahvehaneleri bir toplantı ve tartışma mahalli olup kamuoyunun oluştuğu merkezlerdir.

Bir kimsenin bir mahalleye yerleşebilmesi için mahalle sakinlerinden birinin ve imamın (mahalle idarecisinin) kefili aranırdı. Şehirde yaşayan Osmanlı ailesinin kullandığı evde ortak olan temel mekân avlu ve bahçedir. Bunlar ailenin gündelik işlerini rahatça görebilmesi için dış dünyadan yüksek ve kalın duvarlarla ayrılmıştır. Evler küçük boyutlu olmalarına rağmen çok kullanışlıdır. Bir veya iki oda, mutfak, oturma odası ve yatak odası işlevlerini bir arada görebilmektedir. Aile hayatı kimsesiz çocukları da içine alacak kadar geniş olmuştur.

Kimsesiz, yetim ve öksüz çocuklar, fakir ve zor durumda olan ailelerin çocukları çeşitli adlar altında evlatlık edinilmiştir. Bunun yanında fakir aile çocukları kendilerine ücret ödenerek, ‘besleme, ahretlik, manevî evlat’ gibi isimlerle icâr-ı sagir denen bir nevi iş akdiyle bir aile yanında barındırılmışlardır. Yenileşme süreci içerisinde ailenin mihver teşkil ettiği hayat tarzı batılı hale gelmişti. Kadın-erkek ilişkileri klasik mahremiyet anlayışından uzaklaşmıştır. Bu değişim, medenîliğin ve çağdaşlığın ölçüsü sayılmıştır. Yine bu değişimin bir sonucu olarak aile hayatının dışına itilen kimsesiz çocuklar için 1860’lardan itibaren Islahhaneler, yaşlılar için de 1895’te Darülaceze kurulmuştur.

Sonuç olarak Farklı dinlerin bir arada yaşadığı Osmanlı toplumunda aileyi genel itibariyle din, gelenek ve görenekler şekillendirmektedir. İslam aileyi toplum hayatının temeli kabul eder. Askerî zümreye mensup Osmanlı ailesi büyük aile modeline sahipken geniş halk kitlelerini oluşturan reaya zümresinde genişletilmiş çekirdek aile esastır.

KAYNAKÇA
Ahmet Tabakoğlu, “Osmanlı İçtimaî Yapısının Ana Hatları”, Osmanlı Ansiklopedisi,
c. 4, s. 17-30.
Bahaeddin Yediyıldız (1994). “Osmanlı Toplumu”, Osmanlı Devleti ve Medeniyeti
Tarihi, C.1, s. 439-510.
Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi (1300-1600/
1600-1914), cilt I-II, Eren Yayıncılık, İstanbul.
H. İbrahim Acar (2010). “Talak”. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,
Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, C. 39, s. 496- 500.
Hilmi Ziya Ülken (1976). Millet ve Tarih Şuuru. İstanbul: Dergâh Yayınları.
İbrahim Ethem Çakır (2012). “Osmanlı Toplumunda Eş ve Çocuk Sayısı, Statü,
Servet: 1671-1678 Sofya Örneği”. Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi,
S. 31, s. 41-60.
İlber Ortaylı, (2004) Osmanlı Toplumunda Aile, Pan yayınları, İstanbul.
Mehmet Akif Aydın (1989). “Aile”. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,
Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, C. 2, s. 196- 200.
Suraiya Faroghi,(2014) Osmanlı Kültürü ve Gündelik Yaşam, Ortaçağdan Yirminci
Yüzyıla, Çev. Elif Kılıç, Tarih Vakfı Yurt Yay, İstanbul.

Comment here