Genel

Milliyetçilik Literatürünün Kullanımı Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

Bu makaleyi 9 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Mustafa Şahin

 

Okumakta olduğunuz bu kısa metinde milliyetçilik literatürü hakkında kısa bir değerlendirme yapılmıştır. Değerlendirme literatürün kendisi hakkında değil, literatürün kullanımı hakkındadır. Bu kapsamda kavram meselesi, teori meselesi ve popülizm merkezleri etrafından literatürün kullanımı kısaca ortaya konulmuştur.

  1. Kavram Meselesi

Kabile, boy, etnisite, kavim, ulus, millet, ümmet ve medeniyet kavramları sosyal bilimlerde ve gündelik hayatta çok kullanılan kavramlar olmasına rağmen gerçek içerikleri hakkında çoğunluk haberdar değildir ve/veya insanlar işlerine gelmediğinden birbirlerinin yerine kullanmaktadırlar. Ancak aslına bakıldığında her kavram, belirli bir ihtiyacı gidermek üzere ortaya konulmaktadır. Elinin ve kolunun yetmediği işler için alet icat eden insanlık, mevcut kavramlarla açıklayamadığı hadiseler için de kavramlar icat etmektedir. Nasıl aletler belirli bir amaç için inşa ediliyorsa kavramlar da benzer sebeplerle ortaya konulmaktadır. Bilinmezi bilinir kılmak, anlaşılmazı idrak edilebilir hale getirmek, karmaşıklığı gidermek ve kendini haklı çıkarmak kavram icadına sebep olan temel nedenler olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak kavramların bağlamından habersiz kullanımı kavramların tahrifini ile izahların geçersizliğini beraberinde getirmektedir. Balkanlarda de-ottomanizasyonu hızlandırmak için ortaya konulan veya parlatılan bir kavramla Doğu Asya’da emperyalizm karşıtı bir çizgide yaşanan dönüşüm açıklanamamaktadır. Batı Avrupa’nın kendine has şartlarını izah için ortaya konulan bir kavram Batı Afrika’da yaşananları açıklamaya yaklaşamamaktadır. Tarihi bin yıl geriye giden milletlerin tecrübesi üzerine inşa edilmiş bir kavram, kadim çağlardan beri varolan milletlerin tecrübelerini açıklayamamaktadır.  

  1. Teori Meselesi

Milliyetçilik literatürü okunurken ve/veya gündelik hayatta çoğunlukla tek bir teori üzerinden anlamlandırma gerçekleştirilmesine rağmen okunan teori bütüncül şekilde tüm insanlık tarihini açıklıyormuş gibi davranılmaktadır. Halbuki sadece milliyetçilik çalışmalarının bile birbirine aykırı üç farklı dönemi bulunmaktadır. Her teori spesifik olarak seçilmiş belirli bir kümede varolan hadiselerin aynı çerçeve içerisine yerleştirilmesi neticesinde ortaya çıkartılmaktadır. Bu sebeple teorinin geçerliliği mevzubahis çerçevenin dışında anlam ifade etmemektedir. Balkanların tarihi üzerinden inşa edilmiş bir teori, “Balkanlarda yaşanan” hadiseleri izah etmez. Mevzubahis teori “Balkanlarda teoriyi ortaya çıkartan dönemde yaşanan”ları izah etme iddiasını taşır, ötesini izah etmesi için çerçevesini genişletmesi ve incelediği hadiseleri arttırması gerekmektedir. Salt bir teori okunarak milliyetçilik denilen sosyal olgunun zamandan, mekândan ve insandan bağımsız şekilde ezeli ve ebedi biçimde anlaşılması mümkün değildir. Milliyetçik literatürü kendi içerisinde dahi birbirinden farklı izahlar gerçekleştiren üç farklı döneme ayrılmaktadır.

Sıkça düşülen bir diğer hata, bir teori dahi tümden okunmadan sadece teorinin tanımlarıyla anlama ve anlatma girişimleridir. Halbuki milliyetçilik literatüründe kalem oynatmış araştırmacılar bile kendi tanımlarını bu kesinlikle savunmamışlardır. Bahsedilen durumun aksine zaman içerisinde teorilerin tanımları teoriyi kuran araştırmacılar tarafından değiştirilmiş ve/veya geliştirmişlerdir.

  1. Popülizm Meselesi

Halihazırda sıkça karşılaşılan popülizm meselesi temelde, cehalet, bilgisizlik ve ideolojik tarafgirlik sebeplerinden ortaya çıkmaktadır. Milliyetçilik teorilerinden veya tanımlarından birini okuyan veya duyan kişiler, sınırlı okumaları veya kulak dolgunluklarıyla 7.yüzyıl Arap toplumunun kabile çatışmaları ile 20. yüzyıl Türk toplumunun varoluş mücadelesini aynı şeymiş gibi anlatarak makam ve itibar kazanmaktadırlar. Bu durum Türkiye’ye has değildir. II. Dünya Savaşı’nın sosyal bilimlerdeki en olumsuz etkilerinden birisi de milliyetçiliğin baskılanması gibi belirli bir amaca matuf şekilde “akademik” üretim yapılmış olması olarak karşımıza çıkmaktadır. Belirli bir millete düşmanlık besleyen yazarlar, düşmanlıklarını milliyetçilik teorileri üzerinden ortaya koymaktadırlar. Bu hususun Türkçedeki bariz örneği Benedict Anderson’un İmaginated Community adlı kitabıdır. Kitabın Türkçe çevirisine “hayali cemaatler” denilmesi ve baskısının kapağında milli mücadele komuta kademesini gösteren bir fotoğrafın kullanımı bilinçsiz bir seçim değil ideolojik bir yönelimdir. Kitabın içeriği göz önünde bulundurulduğunda doğru çeviri hayali değil muhayyel olarak karşımıza çıkmaktadır. Hayali, gerçekte var olmayan anlamına gelmektedir. Muhayyel ise zihinde tasavvur edilen anlamına gelmektedir. Anderson’un muhayyel olmaklık ile kastettiği gerçekliğin yokluğu değildir. İddia, hâlihazırda gerçek olan durumun zihinde gerçekleştirilen tasavvura belirli bir yöntem neticesinde ulaşıldığı iddiasıdır. Unutulmaması gerekir ki, kültüre ait olan her şey yapaydır, tasavvur edilmiştir ve ona ulaşılmıştır. Edebi eserler yapaydır, ilmi eserler yapaydır, demokrasi yapaydır, totaliterizm yapaydır, ev inşa etmek yapaydır, kebap pişirmek yapaydır ilh. Bir şeyin yapay olması onun kötü veya gereksiz olduğunu göstermemektedir. Kaldı ki, Anderson’un teorisi sadece teorilerden bir teoridir, tek teori değildir. Haklı olduğu noktalar olduğu gibi haksız olduğu noktalar vardır ve tek başına hakikati tümden izah edemez. Anderson’un da böyle bir iddiası olmamıştır.

  1. Sonuç

Hülasa bu yazı aracılığıyla söylenmek istenen milliyetçilik literatürünün iyi okunması gerektiği ve teori kurmanın ne kadar elzem olduğunun gösterilmesidir. Azar Gat’ın dediği gibi Milliyetçilik odadaki fildir; liberalizm ve marksizm gibi modern dönemimizin önemli sosyal teorileri tarafından sürekli olarak göz ardı edilen, açıklanmayan ve önemsenmeyen devasa bir varlıktır. Bu durum Anglosakson dünyada ve kıta avrupasında milliyetçilik çalışmalarının teori düzeyine yükselmesine engel olmamakla birlikte dünyanın geri kalanında bir geri kalma yaşanmasına neden olmuş ve mevzubahis coğrafyalarda da popüler teorilerin çerçevesi dışına çıkılmasını epey geciktirmiştir.  Durmuş Hocaoğlu’nun dediği üzere adı olmayan/konulmamış bir şeyin adı konulmadığı için ilgili tarihe kadar var olmadığını iddia etmek anlamsızdır. Milliyetçilik kadim çağlardan beri vardır ve ortadan kaldırılamaz. Milliyetçiliğe karşı yapılması gereken onun ideolojik tarafgirlikten ve popülizme düşmeden anlaşılması ve açıklanmasıdır. 

İnsan, aldatmaya, manipüle etmeye, başkalarını kendi çıkarları için kullanmaya yatkın bir varlıktır. Buna araç olarak din ve millet olguları ve kavramları asırlardır kullanılmıştır, ancak sadece bunlar değil özgürlük, adalet, eşitlik, hak, hürriyet ilh. kavramları da araç olarak kullanılmıştır. Özgürlükten, adaletten, kanun önünde eşitlikten, insan haklarından ve hürriyetten mevzubahis kavramlar insanların manipülasyonunda araç olarak kullandığı için vazgeçmek ne kadar mantıklı ise din ve millet olgularından vazgeçmek o kadar mantıklıdır.

 

Comment here