GenelRamazan

Marifetnâme’ye Göre Açlık, Tokluk Ve Oruç

Bu makaleyi 7 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Ahmet Kaptan

İçerisinde bulunduğumuz Ramazan ayı boyunca oruç tutmak İslam dininin şartlarından biridir. Fakat anlamamız ve kabul etmemiz gereken nokta ise orucun aç kalmak anlamına gelmediği aynı zamanda açın halinden anlama, yoksulun derdini hissetme, dünya nimetlerinden uzaklaşarak Allah’a yönelme ve ilime kendini adama açısından birçok anlam taşıdığıdır.

Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Marifetnâme isimli eserinde “Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez.[1]” Ayetiyle başlayan “Açlığın faziletlerinin” bildirildiği bölümde orucun ve oruç mantığının günlük hayata yerleştirilmesindeki faydalar Kudsi Hadisler ve diğer Hadis-i Şeriflerle açıklanmıştır. Kudsi Hadisler Allah tarafından vahiy, rüya, ilham değişik bilgi edinme yolları ile anlamı Hz. Peygamber’e bildirilen, O’nun tarafından kendi ifade ve üslûbu ile Allah’a nisbet edilerek rivayet edilen hadis türüdür[2]. “Açlık ve Tokluk” başlıklı bölümde geçen Kudsi Hadislerden birisi de; “Ey Ademoğlu ben aziz olmayı taat ve ibadette bıraktım. İnsanlarsa onu sultanların kapısında ararlar, nasıl bulabilirler? Ben, ilmi açlıkta bıraktım. İnsanlar onu çok yemek yemede ararlar, nasıl bulabilirler? Ben kalbin cilâlanıp temizlenmesini uykusuzlukta bıraktım. İnsanlar onu çok uyumada ararlar, nasıl bulabilirler.[3]” Kudsi Hadisidir. Görüldüğü üzere oruç sadece bir ibadet ya da güneşin doğuşuyla batışı arasında aç kalmak değil tam aksine insanların bu dünyadaki sonlu nimetlerden el çekip sonsuz nimetlere yönelebilmesi için bir yol, yöntemdir.

“Açlık ki, tok eyler ol kamû a’zayı

Açlıkta bu nefs terk eder dünyayı

 

Hem açlık açar rumuz-ı her mânâyı

Açlıkta bulur bu cân u dil Mevlâ’yı[4]

Açlığın vücuttaki tüm organlar için tokluk olarak nitelendirilmesi de hiç şüphe yoktur ki insanın varlığının, varlık sebebinin Allah’a ibadet etmek ve ona yöneliş olduğu inancının bir parçasıdır. Daha fazla yemek, daha fazla uyumak, boş vaktini değerlendirmemek gibi şansı olmasına rağmen yeteri kadar yiyen, güçsüz düşmeyecek kadar uyuyan ve ibadetlerini yerine getiren insan elbette ki nefsini terbiye edebilmiş, en azından bunun için hareket etmeye başlamış kişidir. Açlığın ya da orucun sadece vücut sağlığını değil zihin sağlığını ve berraklığını etkilediğini söyleyen Erzurumlu İbrahim Hakkı bunu da, “Hem açlık açar rumûz her mânâyı” mısraında dile getirmiştir. Akıldan süzülüp bir şekle bürünebilen manaların gizlilerini süzmede akla yardımcı olacak vaziyetin vücudun açlığı olduğunu söyleyen İbrahim Hakkı yemekten vazgeçen kişinin hikmetlerle dolu olduğunu ve gönül gözünün açık olduğunu da diğer mısralarında belirtmiştir. (“Nandan boş olan pür hikmettir / Gönlü gözü uyanık, işi ibrettir[5]”) Sekizinci bölümün beşinci maddesinde açlığın faydaları ve tokluğun zararları konusunda ise  Allah dostlarından nakleden İbrahim Hakkı : “Bütün kalp rahatsızlıkların, ahlaksızlıkların kaynağı, dünya sarayını zindan yapan, aklı nefse esir eden ekmek sevgisidir. Halbuki açlığın lezzetini tadan tokluktan tiksinir. Çünkü yiyen yiyici olur. Akıllı insan yemek isteğini azaltır ve mezar toprağı için vücut beslemez.[6]” demiştir.

Şüphesiz ki üzerinde bu kadar durulan bir konu nefis terbiyesi için fazlasıyla önemlidir. Yapılan tüm bu tespitlerin yalnızca bir gelenek üzere gelmediğinin aynı zamanda gözlem ve analiz sonucunda ortaya konduğu ise yedinci maddede “Fazla yemek, organların lüzumundan fazla çalışmasına, yıpranıp bozulmasına sebep olur. Çok yiyen insanın gözü harama ve lüzumsuz şeylere bakmak, kulağı mânâsız şeyleri dinlemek, dili yersiz konuşmak, ayağı kötüye taraf gitmek, eli onu tutmak ister, şehveti kabartır, haramdan çekinmez. Halbuki karnı aç olan insanın bütün organları sakindir. Hiçbir şeye tamah etmez, lüzumsuz şeylere yönelmez, haramdan çekinir. Çünkü: mide aç olunca diğer organlar doyar ve eğer mide doyarsa diğer organlar acıkır. Kısaca, insanın hareketleri yeme ve içmesine göredir. Eğer haram yerse hareketleri ve sözleri harama yönelir, helâlinden fazla yerse, söz ve hareketleri lüzumsuz ve yersiz olur. Sanki yemek ve içmek insanın söz ve hareketlerinin tohumudur ki bahsettiklerimiz ondan meydana gelir.[7]” şeklinde bahsederek göstermiştir.

Bizim günlük hayatımızda pek önemsemediğimiz hatta zaman zaman geçiştirdiğimiz yeme içme alışkanlıklarımızın günümüzden 263 yıl önce Erzurumlu İbrahim Hakkı tarafından, ne kadar ciddiye alınması gerektiğini ve doğrusunun yapıldığı taktirde neleri kazandırabileceği anlatılmıştır.

İçerisinde bulunduğumuz Ramazan ayında nefsimizi terbiye edebilmemiz dileğiyle.

[1] A’RÂF SURESİ 31. AYET

[2] HAYATİ YILMAZ, “KUDSÎ HADİS”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kudsi-hadis (12.05.2020).

[3] ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI, MARİFETNÂME, 89

[4] ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI, MARİFETNÂME, 96

[5] ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI, MARİFETNÂME, 96

[6] ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI, MARİFETNÂME, 92

[7] ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI, MARİFETNÂME, 94

Comment here