GenelTarih Metodu

Malazgirt Zaferi’nden Hemen Önce

Bu makaleyi 5 dakikada okuyabilirsiniz

 

 

Hazırlayan: Yasin Usta

Tarih yazılı belgelerle olsun, arkeolojik kazılarla olsun veya şifahen olsun kaynağa ihtiyaç duymaktadır. Geliştirilecek yorumların ve yürütülecek fikirlerin bir mesnedi olması için bir menbaının olması önemlidir. Kaynağa duyulan ihtiyaç eğer bir fetişizme dönüşürse, yani sorgusuz, sualsiz kabul olursa, bildirilecek hükmün yıkılması hızlı olacaktır. Bu sebepten kaynaklara ihtiyaç duyar, fakat kaynak fetişizminden kaçınırız. Bunca sözü Câmi’ü’t-Tevârîh’te bir anlatı için söyledim, eser araştırmacıların pek dikkate almadığı ama bize bir şeyleri anlatmaya çalışan bir olaydan bahsediyor. Hikâyenin tamamını alıntılıyorum:

“Sultan bir gün yüz süvariyle ava çıkmış idi. Düşmanlar, onu yüz nökerle birlikte yakalayıp esir ettiler. Fakat onun Sultan olduğunu bilmiyorlardı. Biri durumu Nizamü’l-mülk’e haber verdi. Nizamü’l-mülk “Bunu sakın hiç kimseye söyleme” dedi ve hiç kimsenin bârgâh-ı Sultan’a girmesine izin verilmemesini emretti. Sultan hastadır diye söylentiler çıkardı. (Herkesi inandırmak için) tabiblerle birlikte bârgâh-ı Sultan’a gidip geliyor, Sultan’ın ağzından emirler veriyordu. O esnada o taraftan elçiler gelip sulh talep ettiler. Nizamü’l-mülk “Sultan hastadır. Ama teklifi kabul etti.” Dedi. Elçileri geri dönecekleri zaman “Sizler sulh istemektesiniz. O hâlde neden bizim kullarımızdan bir topluluğu av yerinde yakalayıp hapsettiniz? Onları geri gönderiniz!” dedi. Elçiler gittiler ve durumu Ermanos’a anlattılar. Ermenos esirlerin hemen geri gönderilmesini emretti. Nizamü’l-mülk ve ümera, onları karşılayıp yer öptüler. Rumlular (Rumîyân) bu durumu görüp vaziyeti anlayınca hayret ve dehşet içerisinde kaldılar. Ellerine geçen fırsatı kaçırdıkları için canları sıkılıp üzüldüler.”[1]

Mevcut araştırmacıların hiçbiri böyle bir vakanın gerçekleştiğine dair bir şey yazmamışlardır, Nizamü’l-mülk’ün Malazgirt Savaşı’nda dahi bulunmadığı ve Melikşah ile birlikte Hemedan’a Alparslan tarafından gönderildiği bilinmektedir.[2] Nitekim alıntıladığımız paragraftan evvel ki satırda Ermanos’un sulhu reddettiği görülürken, bir cümle sonrasında sulh için elçi göndermesi bir çelişkiyi içermektedir. Görülen odur ki müellif burada ya kişileri karıştırmış ya bir kıssadan hisse ile ders verme çabasına girmiş ya da Nizamü’l-mülk’ün kıvrak zekâsının görülmesini istemiştir. Hangisi olursa olsun, kaynak kullanımın başlı başına yeterli olmadığını anlamaktayız.

Tarihin modern anlayışından önce bir ders verme, nasihat etme ve uyarıcı görevini taşıdığını bilenler, bu tür eklemelerin olabileceğini bilirler. Bu sebepten kullanılan kaynağın kritik edilmesi önemlidir, böylece ortaya koyduğumuz eserin raf ömrü kendisini bir hayli uzatacaktır.

 


[1] Reşîdü’d-dîn Fazlullâh, Câmi’ü’t-Tevârîh, (çev. Erkan Göksu-H. Hüseyin Güneş), Bilge Kültür Sanat, 2014, s. 80.; Ayrıca bu hikayenin bir benzeri Melikşah ile ilgili de anlatılmıştır. Bkz. Hamddullâh Müstevfî-i Kazvînî, Târîh-i Güzîde, (ed. Erkan Göksu), Bilge Kültür Sanat, 2015, s.43. Yukarıda da zikrettiğimiz gibi kişilerin ve zamanın karıştırılmış olması da muhtemeldir.

[2] İbrahim Kafesoğlu, Selçuklu Tarihi Üzerine Araştırmalar, Ötüken Neşriyat, 2014, s. 308.

Comment here