Genel

Malazgirt Savaşı’nın Türk’e Yüklediği Vazife

Bu makaleyi 6 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Dr. Murat Tural

Dünya savaş tarihine göz atıldığında karşımıza çıkan gerçek, genel itibarıyla galipler elinden bir tarihyazımının elde mevcut olduğudur. Kaybedilen savaşlar toplumların hafızasında kötü bir yer ettiğinden olsa gerek, acı hatıraların sonraki kuşaklara taşınması sakıncalı addedilmiştir. Bu, hem Doğu hem de Batı tarihi için geçerlidir. 732 yılında gerçekleşen Puvatya Savaşı’nda Müslümanlar galip gelseler idi nasıl bir tarih ve coğrafya ortaya çıkardı bilinmez ancak mağlup olunan mezkûr savaşın İslam kaynaklarına yansıması pek cılız olmuştur. Aksine Malazgirt Savaşı için tam tersi bir durum söz konusudur ve çoğu birbirini tekrar eden İslam kaynağı zaferin önemini ortaya koymak istemiştir. Doğal olarak Puvatya örneğindeki durum Malazgirt için benimsenmiş, Fransa’da mağlup Müslümanların abartılısayıları Malazgirt’te zevali tadan Hristiyanlara yüklenmiştir.

Modern zamanın tarihçilerinin aynı tavrı benimsemiş olmaları ise meseleye bir izah getirmeyi daha da zorlaştırmaktadır. Bugün birçok üniversitedeki Bizans tarihi derslerinde muhtemelen okutulmakta olan Bizans tarihi kitaplarında mezkûr savaşa dair anlatımların bir sayfayı zorlukla geçtiğine şahit olunur. Bu konuda Vasiliev, Levçenko, Diehl, Bailly ve Ostrogorsky’nin eserlerine göz atmak yeterlidir. Buna karşın çuvaldızı şahsıma batırmam icap ederse, Selçuklu Tarihi dersinin üç haftalık ders aralığını yani yaklaşık beş saati bu savaş için ayırdığımı itiraf etmeliyim.  Bu nedenle hacim bir tarafa yukarıda arz edilen durumun yanlı değerlendirmelere mahal verip vermeyeceği, modern zamanının tarihçisinin eldeki malzemenin kıymetini takdir etme becerisine kalmaktadır.

Bahsedilen husus elbette savaşın önemini gölgelemeye hizmet etmemelidir. Türklerin alışık olduğu bir savaş ortamının gerçekleşmiş olması galibiyeti getiren en büyük etkendir diyebiliriz. Burada vurgulanmak istenen savaş günü tercih edilen esaslar değil, muharebe psikolojisidir. 1040 yılındaki Dandanakan Savaşı’nda Gazneliler nihai savaşın olacağı zamanı arar ve bekler iken aslında mağlup olmuşlardır. 1141 yılındaki Katvan Savaşı’nda meydan savaşlarından çok hazzetmeyen Selçuklu Türkleri bu sefer kaybetmişlerdir. Dandanakan’da düşmanı iyi tanıyan Selçuklular onu mağlup etmenin türlü yollarını deneyerek muzaffer olurken, Katvan’daani beliren düşmana karşı ise hamle yeteneğini gösterememişlerdir. Bu yönüyle Malazgirt Dandanakan’abenzemektedir. Malazgirt’te düşman (Bizans) uzaktan gelmektedir ve imparator ile komutanlar arasında fikir birliği yoktur. Savaşın nerede gerçekleşeceği bile muammadır. Ağır teçhizatlar askerleri ve hayvanları tüketmiştir. Dandanakan’dadüşman (Gazneliler) uzaktan gelmektedir. Selçuklulara yaklaştıkça sayıları artsa da güçten düşmüşlerdir. Gaznelihükümdarı Mesud’un mağlup olduğu savaştan döndükten sonra başkentinde dahi duramayarak Hindistan’a kaçma teşebbüsü, Selçuklular üzerine yola çıkarken hangi ruh haliyle hareket ettiğine dair önemli ipuçları vermektedir. Bu manada İslam kaynaklarında Romen Diyojen’in yürekliliğini gösteren kayıtların bir kısmı da Alp Arslan’ın hoşgörüsünü ön plana çıkarma gayesiyle ele alınmış olmalıdır. Fakat Mustafa Kemal Atatürk’e değin gelen Türk liderlerin mağluplara karşı insaflı yaklaşımları, yine de Alp Arslan’ın mağlup hükümdara karşı mağrurane bir ruh haliyle davranmış olduğu tezini zayıfdüşürmektedir.

Bugün kimilerine göre Malazgirt bir başlangıçtır. Kimilerine göre ise buradan başlatmak öncesinde Anadolu’nun çeşitli yerlerinde şahit olan Türk varlığını inkâr anlamına gelmektedir. Merhum Nihal Atsız’ın Tuğrul Bey liderliğinde Horasan’da kurulmuş olan devleti Türkiye olarak gördüğünü hatırlarsak, başlangıçların Anadolu dışına taşırılması da söz konusudur.

Tarihte hemen her savaşın bir önemi varsa da, Malazgirt gibi muharebelerin milletlere sorumluluk yükleyen bir vasfı bulunmaktadır. Savaş sonrasında hâkim olunan coğrafyanın kıymeti takdir edilirse, mezkûr savaşın sorumluluk yükleyen vasfının bundan sonra da kalıcı olacağı muhakkaktır. O halde yapılması lazım gelen şey, hem fertlerin hem de idarecilerin bu sorumluluğu kaldırabilecek ferasete sahip olmalarını sağlamaktır. Zira iyice küçülen dünyada artık “uzak” kelimesinin lügatteki anlamı değerini yitirmiş durumdadır. Dolayısıyla günümüzde düşmanın bu topraklara ulaşıncaya dek güçten düşmesi söz konusu değildir. Bu manada Malazgirt’in Türk’e yüklediği en büyük vazife fikir, değer ve ürün üretmek olmalıdır. Zira Selçuklu dünyasında bağımsızlık alameti olan para bastırmak, adına hutbe okutmak kabili şeylerin modern dünyada bir geçerliliği bulunmamaktadır.

Temennimiz şudur ki: Anadolu bundan sonra hep Türk’ün olsun, onu bu topraklardan atmak için yola çıkanlar evvela Türk’ün tarihini okusun…

Comment here