GenelİslamOrtaçağ

İslâm Ordularının Avrupa Ana Kıtasındaki Faaliyetleri (Charlemagne Dönemine Kadar)

Bu makaleyi 39 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Berk Gökmen

Giriş

İslâm orduları Hz.Peygamber döneminin sonlarından itibaren ciddi bir şekilde fetih faaliyetlerine girişmiştir. İslâm orduları beş yıl içerisinde Romalıları Suriye’den uzaklaştırdı ve Kudüs’e giden yolu hakimiyetleri altına aldılar. 638 yılında Kudüs şehri ele geçirildi ve bu İslâm’ın ilk ciddi fetih hareketi olarak anılmaya başlandı. Anca ilk fetih hareketleri bununla da kalmadı. Doğu Roma İmparatorluğu’nun tahıl deposu durumunda olan Mısır iki yıl içerisinde ele geçirildi. Bu sayede hem Doğu Roma’ya büyük bir darbe vuruldu hem de İslâm orduları Kuzey Afrika’ya yerleşerek bir sonraki adım olacak İspanya fethi için önemli üsler elde etmiş oluyordu.[1] Öyle ki, Hz. Osman’ın halifeliği döneminde İslâm orduları Trablusgarb’dan Tunus ve civarına kadar ulaşmıştı. Akdeniz’in güney sahillerini kontrol etmek ve fetihler için bir üs olarak kullanılması amacıyla 648 yılında Suriye valisi Muaviye kumandasında gönderilen donanma Kıbrıs’ı ele geçirerek vergiye bağlamıştır. Kıbrıs’ın ele geçirilmesinden sonra Girit’e akınlar yapılmış Rodos ve Kos adası Müslümanların eline geçmişti. Yine bu dönemde İmparator Herakleios’un torunu II.Konstas kumandasındaki Doğu Roma ordusu ile 655 yılında yapılan savaş sonucu Roma’nın Doğu Akdeniz’deki hâkimiyeti sona ermiştir. Bu savaş İslâm kaynaklarında “Zâtü’s- Sâvarî” adıyla yer almıştır.[2]

Emevi Dönemi İlk Fetih Hareketleri

656 yılında Hz. Osman öldürülmesiyle İslâm devleti binyıllar sürecek bir bölünmeye doğru gidiyordu. Öyle ki Suriye valisi Muaviye, Hz. Osman’ın ölümüne ilgisiz kaldığı ve bu ölüme sebep olan isyancıları ordusunda barındırdığı gerekçesiyle Hz. Osman’ın yerine halife seçilen Hz. Ali’ye biat etmedi. Muaviye’nin aldığı bu tavır sonrası İslâm orduları Cemel Vak’ası’nda karşı karşıya geldikleri gibi Sıffîn Savaşı’nda da karşı karşıya kaldılar. Bu savaş sonucunda Hz. Ali’nin ordusundan ayrılanlar Hariciler olarak anıldı ve İslâm’ın ilk bölünmesi gerçekleşti. Hz. Ali’nin 661 yılında bir Hârici tarafından öldürülmesiyle Muaviye halifeliğini ilan etti ve yaklaşık doksan yıl Müslümanlara hükmedecek olan Emevî Devleti kurulmuş oldu.[3]

Muaviye’nin iç sorunları bertaraf etikten sonra fetih hareketlerine yeniden başladığını görmekteyiz. Bu dönemde önemli seferlerden ilki şüphesiz Yezid komutasındaki Arap ordusunun ilk Konstantinopolis kuşatmasıdır. 669 yılında gerçekleştirilen bu sefer başarısızlıkla sonuçlandır. Bir yıl sonra, Marmara’da yer alan Kapıdağ yarımadasının ele geçirilmesi suretiyle Konstantinopolis’e yapılacak saldırılar için önemli bir üs ele geçirilmiş oluyordu. Kapıdağ bölgesinden yapılan akınlarla Konstantinopolis dört yıl süreyle kuşatma altına alındı.[4] Bu kuşatmalar sırasında Romalıların kullandığı Grek ateşinin Araplara karşı etkili olduğu söylenmiştir. Ayrıca Doğu Roma İmparatoru IV. Konstantinos’un elde ettiği bu zafer 732’de cereyan eden Poitiers (Puvatya) savaşı gibi bir dönüm noktası olarak algılanmıştır.[5]

Hz. Osman devrinde Kuzey Afrika’ya kadar ilerleyen Araplar Muaviye’nin halifeliği sırasında İfrîkıye bölgesini ele geçirdiler ve burada diğer fetihler için üs olması adına 670 yılında Kayrevan şehrini kurdular. [6] Bu tarihten sonra öncekilere nazaran Emevî fetihlerinde bir duraksama dikkat çekmektedir. Öyle ki Muaviye’nin ölümünden sonra oğlu Yezid’i veliaht olarak tayin etmesi halifelikte veraset sistemini beraberinde getirmişti. Artık halife resmi unvanından dolayı olmasa da fiilen hükümdar statüsünde olacaktı. Halifelik tartışmaları çalışmamızın dışında olacağından yaşanan karışıklıklarla devam etmek yerinde olacaktır. Hz. Ali’nin oğullarından Hz. Hüseyin’in Yezid’e biat etmemesiyle İslâm tarihini derinden etkileyecek Kerbela faciası yaşandı (680). Müslümanların iki farklı zümreye ayrılmasının esasını teşkil eden bu hadise beraberinde isyanları da getirmiştir ve bu isyanlar Emevîler’in yıkılışının sebeplerinden biri olacaktır.[7] Yaşanan iç karışıklıklardan devleti Mervân b. Hakem kurtarmıştır. Öyle ki, Merciâhit Savaşı’nda rakip kabile Kaysîleri mağlup etmiş ayrıca Haricilerle mücadeleden galip ayrılıp ve sükûtu sağlamıştır. Halife Mervân’ın yerine geçen oğlu Abdülmelik döneminde yaşanan iç çekişmelerden dolayı duraksayan fetihlere yeniden başlanmıştır. Kuzey Afrika’da Berberîler Müslümanların kurduğu Kayrevan şehrine yağma akınları gerçekleştiriyorlardı. Abdülmelik’in başında İfrikiye valisi Musa b. Nusayr’ın komutasında gönderdiği ordu ile hem Berberîleri bertaraf etti. Bu seferler sonucunda Berberîlerin Müslüman olmaya başladığı görülmüştür. Böylece Kuzey Afrika’da İslâm hâkimiyetinin temelleri sağlamlaştırılmıştır. Yine bu dönemde Kartaca’ya şiddetli akınlar yapılmış ve burada Tunus şehri kurulmuştur. Burada ki Hâlkulvâdî (Goletta) limanı Arap ordusunun Akdeniz’deki can damarı durumunda olacaktır. Burada yapılan gemilerle Doğu Roma donanmasının askeri üssü konumundaki Sicilya’ya akınlar yapılarak Roma’nın Batı Akdeniz’deki gücü kırılmış ve sahiller emniyete alınmış olunuyordu.[8] Neticede İfrikiye valisi Musa b. Nusayr Arap akınlarını Atlantik Okyanusu’na kadar ilerletmiş Fas ve civarındaki Berberî kabileleri hâkimiyeti altına alarak onların Müslüman olmasını sağlamış ve böylece Arap ordusu yeni bir güç kazanmış olacaktır. Bununla birlikte ilk İslâm fetihlerinin son halkasını da Endülüs’ün fethi teşkil edecektir. [9]

Hispania’dan Endülüs’e; İspanya’nın Fethi

            Araplar tarafından İspanya için kullanılan ve İspanyolca’ya Andalucia olarak geçen Endülüs kavramının kökeni kesin bir biçimde belli olmasa da bu adın Vandal (Vandalica/Vandalus) adından türemiş olabileceğine dair görüşler vardır. “Müslüman İspanyası” anlamına gelen bu kavram fetihten sonra ilk defa 716 yılında Hispania sözcüğüne karşılık olarak sikkelerde kullanılmıştır. Müslümanlar Endülüs ismini, İspanya’da yönetimi altında tuttukları bölgelerden Fransa’nın güneyindeki Septimania bölgesi de dahil olarak kullanmıştır. Ancak 718 yılında başlatılan “reconquista” (Endülüs’ü Müslümanlardan geri alma) hareketinin gelişmesiyle Endülüs adı sadece Benî Ahmer Emirliği’nin idaresi altındaki bölgeler için kullanılmaya devam etmiştir. Öte yandan Andalucia ismi bugün hala İspanya’da kullanılmaktadır. Öyle ki Almeria, Granada, Jaen, Cordoba, Sevilla, Huelva, Malaga ve Cadiz şehirlerini kapsayan bölgeyi ifade etmektedir.[10]

Müslümanlar İspanya’ya akınlar düzenlediğinde burada Vizigot hakimiyeti mevcuttu. Vizigotlar Franklar, Süevler, Alanlar, Basklılar ve Doğu Roma ile giriştikleri mücadelelerden galibiyetle ayrılıp bölgeye hâkim olmuşlardır. Arianizme mensup Vizigotlar İspanya’da hâkimiyetlerini sağlamlaştırmak için Katolik mezhebine girme kararı almışlar ve din birliğinin önündeki tek engel olarak kabul ettikleri Yahudilere karşı sert politikalar izlemişlerdir. Ayrıca Vizigotlar Roma döneminden kalma toplumsal tabakayı aynen devam ettirmişlerdir. Papazlar güç ve servet sahipleri en tepede ortada halk, çiftçiler ve zanaat erbabı bulunurken en altta ise köleler ve fakirler bulunuyordu. Vizigot İspanya’sında istikrara mâni olan bir diğer durum ise şüphesiz taht kavgalarıdır. Bu çekişmeleri tetikleyen ise veraset sistemi yerine seçim yoluyla kral belirlenmesidir.[11] Vizigot Krallığı’nın son birkaç yılı da bu söz konusu iç çekişmelerle geçmiştir. Öyle ki, Vizigot Kralı Witiza krallığı veraset sistemine bağlamak istedi ve oğlu Achila’yı veliaht tayin etti. Ancak kral öldüğünde oğlu muhalifler tarafından başşehir Toledo’ya sokulmadı ve kaçmak zorunda kaldı. Muhalifler 709 yılında Baetica Dükü Rodric’i kral olarak seçtiler. Bu hadisenin ardından sabık kral Witiza ‘nın oğulları iktidarı yeniden ele geçirmek için dış yardımlara başvurmuşlardır.

Arap ve Hıristiyan kaynaklarda geçen bir rivayete göre, Ceuta (Septe) hâkmi Julianos, Vizigot Kralı Witiza ile arası açılınca Müslümanları İspanya’ya girmeye teşvik etmiştir. Tabii ki de yalnızca bu olay fethin gerçekleşmesine sebep değildir. Yukarıda bahsettiğimiz Vizigot İspanya’sında yaşanan istikrarsızlık ve toplumsal huzursuzluğun fethin gerçekleşmesinde payı büyüktür.  Ayrıca İktisadî faktörlerin insan davranışlarına etki ettiği herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Müslümanların fethetme gayesi taşıdığı İber Yarımadası da iktisadî faktörler açısından oldukça zengin bir bölgeydi. İslâm tarihi kaynaklarında detaylı bir şekilde ifade edilmiştir. Kaynaklarda bu bölgede altın, gümüş, değerli taşlar, yakut, sarı yakut, inciler ile süslenmiş ve kırmızı altından yapılmış taçlar, kralların kullandıkları kıymetli kılıçlar, altın ve gümüşten yapılmış ev eşyalarının bulunduğu rivayet edilmiştir. Bu bilgilerin ışığında Müslümanların ganimet kazanmak için de fethi gerçekleştirmiş oldukları söylenebilir. Ayrıca, Kuzey Afrika’nın tamamını fetheden Müslümanların, çöl iklimine sahip güney bölgeler yerine kuzeyde bulunan İber Yarımadası’na doğru yönelmesinin en önemli sebeplerinden biri, İber Yarımadası’nın gerek iklim şartlarının elverişliliği gerekse doğal kaynaklar bakımından zengin olmasıdır.[12]

708 yılına gelindiğinde İfrikiyye valisi Musa b. Nusayr halife I. Velid b. Abdülmelik’in izni ile Berberî kökenli kumandan Târık b. Ziyâd’ın komutasındaki askeri birlikleri İspanya’ya gönderdi. Bu birlikler Tanca şehrini ele geçirdiler. 710 yılında Tarîf b. Mâlik isimli bir komutan 400 kişilik birliği ile bir İspanya’nın güney kıyılarına bir keşif seferi düzenledi. Bu seferden edindiği olumu görüşler neticesinde Tanca ve civarını idare eden Târık b. Ziyâd çoğunluğu Berberîlerden oluşan 7000 kişilik bir ordunun başında gemilerle 711 yılında İspanya’ya gönderildi. Târık’ın ordusunu ilk konuşlandırdığı yer daha sonra kendi adına atıfla Cebelitârık (İspanyolca Gibraltar) olarak adlandırılmıştır. Yine Akdeniz’i Atlas Okyanusu’na bağlayan su yolu da Cebelitârık Boğazı adını almıştır. Bu sırada iç savaşla meşgul olan Kral Rodric Müslümanların karşısına az sayıda birlik göndermiştir. Müslümanlar bu birlikleri bertaraf edip Şenûze şehrine ulaştı. Kral Rodric sayısı 40.000 ila 100.000 arasında rivayet edilen sayıda ki ordusunu Şenûze üzerine gönderdi. Kumandan Târık’ın ordusunun ise 12.000 kişi olduğu rivayet edilmiştir. İki ordu Lekke vadisi kıyısında La Tanda’da karşı karşıya geldi. Savaş başladığında sabık Kral Witiza’nın oğulları Sisbert ve Oppa kendilerine bağlı Vizigot ordusunun sağ ve sol kanatlarındaki yerlerinden ayrılarak savaşı terk ettiler. Böylece Müslümanlar Vizigot ordusunun her iki kanadına yaptıkları akınlarla ordunun düzenini bozdular. Ardından taarruza geçtiler ve Vizigot ordusunun tamamına yakın yok edildi. Kral Rodric’in ise savaş alanında mı öldüğü yoksa kayıp mı olduğu belirsizdir.[13] Bu savaşın ardından Müslümanlar için İspanya’nın fethinin önünü açılmıştır. Nitekim Târık b. Ziyâd’ın görevlendirdiği kumandanlar kısa sürede Malaga, Elvira, Ecija ve Cordoba’yı ele geçirmişlerdir. Ardından Vizigotlar’ın başşehri Toledo ele geçirilmiştir. 712 yılında fethin tamamlanması için Vali Musa b. Nusayr beraberindeki 18.000 kişilik Müslüman ordusu ile İspanya’ya gelmiş ve kısa sürede şiddetli bir mukavemetle karşılaşmadan hatta ağır dini baskılara maruz kalan Yahudilerin de bazı şehirlerin kapılarını açması ile ilerlemiştir. Öyle ki, Sevilla, Carmona, Nieble, Merida’yı ele geçirmiştir. Toledo’da Târık ile birleşip fetih hareketlerine İspanya’nın kuzeyine doğru devam ettiler. 713 yılında Leon, Galicia bölgeleri ve Lerida, Barcelona, Zaragoza şehirleri hâkimiyet altına alındı. Bahsi geçen fetih hareketlerinden sonra Emevî hâkimiyeti dışında doğudaki Teodomiro, batıdaki Lusitana (bugünkü Portekiz) ve kuzeydeki Asturias bölgeleri dışında bütün İspanya fethedilmiştir. Halife Velid’in Tarık ve vali Musa’yı Dımaşk’a çağırması üzere ikili bol miktarda ganimetle dönmüştür ve Endülüs’te I.Abdurrahman’ın 756 yılında  kendini halife etmesine kadar ki süre “valiler dönemi” olarak adlandırılmıştır. Bu dönem fetih hareketlerinin Avrupa içlerine kadar gitmesi açısından önemlidir. Ancak bu dönemde Müslümanların birbirleriyle yaptıkları kavim mücadeleleri, kavgalar ve kırgınlıklar yeni fetihlere engel olduğu gibi, Hıristiyanlara da toparlanma ve güçlenme ortamı hazırladı. İspanya’nın kuzey taraflarında bulunan Asturias ve Galicia bölgesindeki Hıristiyanlar güçlerini birleştirerek, Endülüs’e karşı başlatılan Reconquista hareketinin ilk öncüsü sayılan I. Alfonso’nun liderliğinde Asturias Krallığı’nı kurarak Müslümanlara yönelik seferlere başladılar. I. Abdurrahman’ın Endülüs’ geçişiyle Müslümanlar burada yeniden hakimiyetlerini sağlayacaktır. Öte yandan, Endülüs’ün fethi, dini, siyasi, stratejik ve ekonomik amaçlar doğrultusunda gerçekleşmiş bir fetihtir. Yöneticilerin şehirleri imara önem vermeleri, bilim insanlarını desteklemeleri ve sanata değer vermeleriyle Endülüs’te İslam medeniyeti tüm ülkeyi kapsayıcı bir duruma ulaşacaktı.[14]

Valiler Dönemi Fransa’da Fetih Hareketleri

            Emevîler Pireneler’i aşıp bugünkü Fransa topraklarına girdiklerinde burada Franklar hüküm sürmekteydi. 476 yılında Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla oluşan otorite zaaflığını Frank Kralı Clovis oldukça iyi bir şekilde değerlendirmiş ve Frank kabilelerini birleştirerek Galya topraklarının çoğunluğu üzerinde hakimiyet kurmuştu. Clovis’in atalarının geldiği soydan dolayı bu kral soyuna Merovenjler denilmiştir. Merovenj iktidarının son yıllarında tahta çıkan krallar siyasi bakımdan varlık gösteremediklerinden devlet yönetimi saray bakanlarının eline geçmiştir. Bu bakanların ilki Heristalli Pepin olup 687 yılında Clovis’in ikiye bölünen devletinde etkin bir yönetim sağlamıştır. Pepin’in bahsettiğimiz bu Merovenj soyu ile bir bağı bulunmamaktadır. Ancak Pepin’in önemi annesinin ve babasının evliliğidir. Öyle ki Pepin ve Arnulf aileleri birleşerek Karolenj hanedanı meydana gelmiştir. Bu hanedan uzun yıllar Frankları idare edecektir. Pepin’den sonra saray bakanlığı görevine Charles Martel getirilmiştir onun döneminde Müslümanlarla çok ciddi mücadeleler yaşanmıştır. [15]

Musa b. Nusayr komutasındaki İslâm ordusu İspanya’da aldıkları zaferlerden sonra Fransa içlerinde Narbonne’a doğru ilerlediler. İbn Haldûn’a göre Mûsâ’nın batıdan doğuya doğru ilerleyip yolu üzerindeki yerleri fethederek Konstantinopolis üzerinden hilâfet merkezi Dımaşk’a gitmek istemektedir. Ancak fethin bu aşamasında yukarıda belirttiğimiz gibi Mûsâ’nın halife tarafından geri çağrılması üzerine Frank sınırındaki harekâtı Endülüs Valisi Semh b. Mâlik yürütmüştür. Vali Semh, 717 ve 719 yılları arasında Pirene dağlarını aşıp Narbonne şehrini ele geçirmiş ve burayı sonraki seferler için üs olarak kullanmıştır. [16] 721 yılında Aguitania (Akitanya) bölgesinin başşehri Toulouse kuşatılmış ve bu kuşatma Akitanya dükü Eudes tarafından bertaraf edilmiştir. Semh’in yerini alan Anbese b. Süheym el-Kelbî 725 yılında Carcasonne’u (Karkason) ele geçirmiş ve Nimes’e kadar olan bölgeyi idaresi altına almıştır. Fakat o, Semh’in planının dışında hareket ederek fethin yönünü Toulouse yerine Rhone Vadisi’ne doğru değiştirerek önce Lyon’a oradan da Paris’e 30 km uzaklığındaki Sens şehrine ulaşmış, fakat geri dönerken Bask bölgesinde uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetmiştir. Artık Pirene sıradağları ile Rhone vadisi arası yaklaşık yarım asır İslâm medeniyetinin bir parçası olmuştur.

732 yılında Vali Abdurrahman el-Gâfiki, sayısı yetmiş binin üzerindeki ordusuyla Kurtuba’dan Galya bölgesine doğru hareket etmiştir. Galya bölgesinin merkezî şehri olan Bordeux’a doğru yürümüş, kendisine engel olmak isteyen Aquitanya dükü Eudes’i, Dordonia Nehri yakınlarında hezimete uğratmıştır. Böylece Bordeux şehri Müslümanların eline geçmiştir.[17] Kuzeye doğru ilerleyişine devam eden Abdurrahman Paris’ otuz kilometre mesafede olan Sens şehrine kadar ilerledi ve Poitiers şehrini ele geçirdi. Daha sonra Galya bölgesinin merkezi durumunda olan Tours şehrine yöneldi. Franklar için bu şehrin özel bir anlamı vardı. Öyle ki, kutsal kabul edilen Saint Martin katedrali bu şehirde bulunuyordu. Ayrıca Franklar üzerinde etkili ve nüfuz sahibi bir din adamı olduğu bilinen Saint Martin’in mezarı da buradaydı. Esasında Vali Abdurrahman Dük Eudes ve saray nazırı Charles Martin’in arasında ki çekişmeden yararlanmıştır. Ancak Dük Eudes Akitinya bölgesini kaybetmekte olduğunu anlayınca Müslümanlara karşı Charles Martin’den yardım istemiştir. Charles Martin’de Müslümanların bir sonraki hedefinin kendi yönettiği Neustrasie olacağını düşünerek eski rakibinin yardım isteğini kabul etmiştir. [18]

Poitiers (Puvatya) Savaşı

732 yılında Fransa’nın Tours ve Poitiers şehirleri arasında Vali Abdurrahman ve saray bakanı Charles Marten’in orduları karşı karşıya geldi. Uzun yol kat eden İslâm ordusu yukarıda zikrettiğimiz fetihlerle hem yorulmuş hem de çok sayıda asker kaybetmişti. Martel’in ordusunda ise daha zinde birlikler bulunuyordu. Bu birliklerde Sakson ve Galyalı gibi çeşitli unsurlar yer almaktaydı. Charles Martel’in askerleri zırhlıydı, silah olarak ok, uzun mızrak, uzun kılıç ve kalkan taşıyorlardı. İslam ordusu ise daha ziyade hafif birliklerden oluşuyordu. Onlar hafif ok ve kılıç kullanıyorlardı. Poitiers şehrine yirmi kilometre uzaklıkta olan “Moussais la Bataille” mevkiinde ordular savaş düzenini aldı. Dengeli giden savaşın ilk altı günü hiçbir aksiyon olmamıştır.  Yetmiş gün süren savaşın sonunda, Charles Martel’in orduları İslam ordusunda bir boşluk buldu ve ganimetlerin bulunduğu bölgeye hücum gerçekleştirdi. Bunun üzerine İslâm ordusunun sağ ve sol kanat birlikleri ganimetleri koruma isteğiyle bulundukları yerden ayrıldılar ve ordu dağılmış oldu. Charles Martel’in ordusunun ani bir hücumu ile Vali Abdurrahman vefat etti. Moral açısından da çöken İslâm ordusu ordu karargâhı Narbonne’a geri çekildi. Savaş Charles Martel kumandasındaki Frank ordusunun nihai zaferi ile sonuçlanmış oluyordu. [19] Charles Martel bu savaşta aldığı başarıdan dolayı “Çekiç Charles” olarak anılmaya başlanacaktı. Ayrıca Bernard Lewis’e göre Avrupa kavramı ilk kez bu savaşla beraber ortaya çıkmıştır. [20]

Poitiers Savaşı’nın Ardında Bıraktıkları

Poiters ya da Tours Savaşı modern yazımda genellikle İslâm ordularının durduruluşu şeklinde açıklanmıştır. Öyle ki, Claude Cahen bu savaş için; genel kanaatin Müslümanların Avrupa’da ilerleyişini durduran gün şeklinde olduğunu kaydetmiştir.[21] Ancak Henri Pirenne’nin kanaatine katılarak Avrupa için Müslüman tehlikesi bitmiş değildir. Fetihler Kuzey’e doğru değil Provence’a yönüne yönelmiştir. [22]Montgomery Watt ise Müslüman ilerleyişinin hız kesmesinin yalnızca bu savaşa bağlamanmasının yanlış olduğunun altını çizmiştir. Öyle ki, Müslüman İspanya’nın temel askeri ve siyasi gücü öldürücü bir darbe yememiştir. Ayrıca yalnızca iki sonra Müslümanlar Rhone vadisinde görüleceklerdir. [23] Müslüman ilerleyişinin yavaşlamasının nedeni olarak iç ve dış dinamiklerin ayrıca önemi büyüktür. Endülüs’te yaşanan Arap-Berberî ve Yemenli Araplar ile Suriyeli Arapların iç çekişmeleri göz ardı edilmemelidir. Ayrıca Şam’daki karşılıkların da Endülüs’e sirayet edeceği düşünülebilir. Keza çok geçmeden Abbasi ihtilali gerçekleşecek ve Endülüs’te yeni bir dönem başlayacaktır. Dış dinamikler olarak Akdeniz iklimine alışkın Arapların Fransa’da çok farklı koşullarda savaşacak direnci bir süre sonra kaybettikleri düşünülmelidir. Ganimetlerin azalması ve Fransa’da bulunan ordu nüfusuna yetmemesi bu fetih direncini düşürmüştür. [24]

Norman Davies’a göre ise bu savaş Hıristiyan tarih yazımının abarttığı bir savaş olmuştur. Müslüman ordularının yenilmesinde ikmal kaynağı olan Endülüs’e 1600 kilometre uzakta olduklarının altını çizmiştir.[25]

Charlemagne Dönemine Kadar Fransa’daki Mücadeleler

Emevî halifesi Hişâm b. Abdülmelik (724-743) bölgeye yeni ordular gönderdi. 734 yılında Rhône vadisinde görülen İslâm orduları Arles ve Avignon şehirlerini ele geçirip hakimiyetlerini Lyon ve Akitanya’ya kadar genişlettiler. Dolayısyla Septimanie ve Provence bölgeleri Kısa Pepin’in hakimiyetine kadar Müslümanların elinde kaldı.[26] Charles Martel Müslümanlarla bir süre daha mücadele ettikten sonra 741 yılında öldü ve hakimiyeti oğlu Pepin kazandı. Onun zamanında Merovenj kralları artık tamamen bir gölge halindeydi ve o da bu hânedanı ortadan kaldırarak 750 yılında Soissons’da kendini Frank kralı ilan ettirdi. Pepin İslâm dünyasının yaşadığı krizden faydalanmayı başarmıştır. Öyle ki, Emevî hilafetinin yıkılması ile sonuçlanan Abbasi ihtilali sırasında Müslümanlar odak noktalarını fetihlerden ziyade bu iç karışıklara vermişlerdir. Pepin’de bu durumu değerlendirerek 752’de Septimania, 759’da Narbonne şehirlerini ele geçirerek Akitanya bölgesinde hakimiyeti sağlamış ve Müslümanları İspanya’ya doğru çekilmeye zorlamıştır.Yerine Frank tahtına geçecek oğlu Carolus Magnus Müslümanlarla savaşlara girişmiş 798 yılında İspanya’ya kadar girerek Barcelone şehrini ele geçirip Pireneler’i artık Franklar ve Müslümanlar arasında tabii sınır olmaktan çıkartmıştır.[27]

İslâm Ordularının İtalya’daki (Sicilya) İlk Faaliyetleri

İtalya’yı oluşturan iki adadan biri olan Sicilya, Akdeniz ticaret yollarının kavşağında yer alması ve tarıma elverişli topraklara sahip olması bakımından tarih boyunca büyük bir iktisadî önem taşımıştır.  262 yılında Roma hâkimiyetine giren adada III. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlık yayılmaya başlamıştır. 440’ta Vandallar’ın, daha sonra Ostrogotlar’ın eline geçmiş (488) ve 552’de Doğu Roma İmparatorluğu’nun idarî bölgelerinden biri olmuştur.[28]

Doğu Roma İmparatorluğu’na bağlı Gassani emirlerinden Numan b. Münzır’ın isyanı sonucu bu adaya sürülmesi örneğinden hareketle Doğu Roma’nın Arapları sürdüğü bir ada olarak da bilinmektedir.  Romalılar bu adayı bir üs olarak kullanmış ve buradan Kuzey Afrika’da ki Müslüman topraklarına baskınlar düzenlemişlerdir. [29]

Sicilya’ya ilk İslâm saldırısı 652 yılında Suriye Valisi Muâviye b. Ebû Süfyân’ın gönderdiği bir donanmayla gerçekleşti, ancak başarı kazanılamayarak sadece bir miktar ganimet ve esirle geri dönüldü. Muâviye, Emevî hilâfetini kurduktan sonra 667’de Mısır donanmasını görevlendirdi, fakat o da sadece ganimet ve esir toplayabildi. Emevîler’in son yıllarına kadar özellikle İfrîkıye ve Mağrib Valisi Mûsâ b. Nusayr tarafından birçok sefer düzenlendiyse de yine toprak elde edilemedi.[30]

Ağlebilerin kurucusu İbrâhim b. Ağleb Sicilya yönetimi ile on yıllık bir barış antlaşması imzalamıştı. Ancak 826 yılına gelindiğinde bu barış ortamı bozuldu. Öyle ki, Sicilya valisi Konstantin Souda’ya isyan eden donanma komutanı Euphemios Ağlebî Emiri Ziyâdetullah’tan yardım istedi. Ziyâdetullah bu talebi kabul ederek adaya 10.000 piyade, 700 süvari ve 70 gemiden oluşan donanması ile geldi. Euphemios’un donanması ile birleşen İslâm donanması Sicilya’nın Tunus’a yakın bölgesi olan Mazara’yı fethetti. 831 yılında Palermo, 840’ta Corleone ve 842’ye gelindiğinde bütün Mâzere bölgesi tamamen Müslüman hakimiyetine girdi. 843 yılında adanın kuzeydoğusundaki Messina fethedilerek İtalya ile Sicilya arasında stratejik önem taşıyan Messina Boğazı kontrol altına alındı. Daha sonra ise 845 yılında 902 yılına kadar geçen yıllarda adanın şehirleri alınarak toplam yetmiş beş yılda adanın fethi tamamlandı.[31]

Sicilya’da Ağlebî hakimiyetinden sonra 909 yılında Fâtımîler’in yönetimine geçmiştir.  Fâtımî Halifesi Mansûr-Billâh 937 yılında adada çıkan Benî Taberî İsyanı’nı bastırması için Hasan b. Ali el-Kelbî’yi Sicilya’ya vali tayin ve doksan yıl yarı bağımsız olarak hüküm süren ve adaya İslâm hâkimiyetinin en parlak günlerini yaşatan Kelbîler dönemi başladı.[32] Coğrafyacı Îbn Havkal, X. yüzyılda yalnız Palermo’da üç yüz camiin bulunduğunu belirtmektedir; bu, adadaki Müslüman nüfusunun çokluğunun açık bir delilidir.[33] Ayrıca fetihten ziyade yerleşim daha önemlidir. Müslümanlar adaya yerleştiklerinde beraberinde limon, portakal, dut, pamuk ve şeker kamışı gibi ürünleri getirerek ada tarımının zenginleşmesini sağlamışlardır.[34] 1061 Normanların adayı ele geçirmeleriyle Müslüman hâkimiyeti sona ermiş olsa da Sicilya Doğu tesirinin Avrupa’ya ulaştığı iki önemli noktadan biri olmuştur.[35]

Sonuç Yerine

            713 yılında fethi tamamlanan Endülüs yaklaşık yedi asır boyunca Müslümanların hâkimiyetinde kalmıştır. Bu süreç Avrupa için doğu ile tanışma ve onunla alışverişte bulunma süreci olmuştur. Bugün İspanyolca’da kullanılan “algebra” (el-cebr), “betelgeuse” ( beytü’l cezve) ve “cenit” ( es-semt) gibi terimler, matematik ve astronomi alanındaki İslâm tesiri hakkında fikir verebilir. 1058 yılında Cordoba’da doğan filozof İbn Rüşd, Aristo üzerine yazdığı şerhlerden başka Tehâfütü Tehâfüti’l- felâsiye adlı eseriyle Avrupa’da adından çok söz edilen bir Müslüman düşünür olmuştur. Öyle ki, onun eserleri Avrupa’daki üniversitelerde okutulmuştur. Endülüs’de yazılan zecel ve müveşşah türündeki şiirlerin, Kastilya halk şiirinde yeni yıl ilâhilerinde kullanılan “villancico” denilen türün doğuşuna katkı sağladı görülmüştür. 1076 yılında Sevilla’da doğan İbnü’l Arabi tasavvuf hayatına getirdiği yeni yorumlarla Endülüs’te yetişen önemli fakihlerdendir. Ayrıca tarih ve coğrafya alanında da çalışma yapan Endülüs alimleri hem coğrafyacı hem de seyyah olarak İbn Cübeyr gibi birçok tarihçi ve coğrafyacı yetiştirmişlerdir.[36] Netice itibarıyla Müslümanların Endülüs’e ve Fransa’ya düzenledikleri akınlar yalnızca bir istila mantığı ile olmamış buraya yerleşen Müslümanlar yeni bir medeniyet inşa etmişlerdir. Hatta bu dönemde Avrupalılar tarafından yapılan çeviri faaliyetler ile Endülüs medeniyeti Hıristiyan âlimlerinin doğunun uygarlık ve bilimini öğrenmesinde kılavuz oldukları gibi, Rönesans hareketlerinin temelini bu kültür çevresi oluşturmuştur.

Kaynakça

Cahen, Claude, Doğuştan Osmanlı Devleti’nin Kuruluşuna Kadar İslamiyet, (çev. Esat Mermi Erendor), Ankara, 2000.

Ceran, İsmail, Ortaçağ’ da Fransa ve Çevresinde İslâm (VII- XI. Yüzyıllar), Nobel Yayınları, Ankara, 2020.

Davıes, Norman, Avrupa Tarihi, (çev: M. Ali Kılıçbay) Ankara, İmge Kitabevi Yayınları,2011.

Demirkent, Işın, “Franklar”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 1996, XIII., s. 173-176.

Fayda, Mustafa, Hulefâ-yı Râşidîn Devri, Kubbealtı Yayınları, İstanbul, 2014.

Genç, Özlem, Birleşik Avrupa’nın Mimarı Şarlman ve Karolenj Rönesansı, Lotus Yayınevi, Ankara, 2013.

Lewis, Bernand, Tarihte Araplar, (çev. Hakkı Dursun Yıldız) Ağaç Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2009.

Ostrogorsky, Georg, Bizans Devleti Tarihi, çev. Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2015.

Özdemir, Mehmet, Endülüs, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2016.

Özdemir, Mehmet, “Endülüs”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 1995, XI., s. 225-232.

Özdemir Mehmet,“Batı Emevîleri (Endülüs)”, İslam Tarihi, ed. Eyüp Baş, Ankara, 2014, s.397-457.

Pirenne, Henri, Hz. Muhammed ve Charlemagne, (çev. Mehmet Ali Kılıçbay), İmge Yayınları, Ankara, 2006.

Roberts, J.M., Avrupa Tarihi, (çev: Fethi Aytuna), İnkılâp Yayınları, İstanbul, 2009.

Şakiroğlu, Mahmut, “Sicilya”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 2009, XXXVII., s. 138-139.

Yiğit, İsmail, “Emevîler”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 1995, XI., s. 104-108.

Yiğit, İsmail, Emevîler (41-132/661-750), Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2016.

Watt, W. Montgomery, Cachıa, Pierre, Endülüs Tarihi, (çev. Cumhur Ersin Adıgüzel, Qiyas Şükürov) Küre Yayınları.

 

[1] Roberts, J.M., Avrupa Tarihi, (çev: Fethi Aytuna), İnkılâp Yayınları, İstanbul, 2009. s.145.

[2]  Mustafa, Fayda, Hulefâ-yı Râşidîn Devri, Kubbealtı Yayınları, İstanbul, 2014, s. 258-265.

[3] İsmail, Yiğit, “Emevîler”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 1995, XI., s.106

[4] İsmail, Yiğit, Emevîler (41-132/661-750), Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2016, s.35.

[5] Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev. Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2015, s.116-117.

[6] Yiğit, Emevîler (41-132/661-750), s.36.

[7] Yiğit, “Emevîler”, s.88.

[8] Yiğit, Emevîler (41-132/661-750), s.74-75.

[9] İsmail, Ceran, Ortaçağ’ da Fransa ve Çevresinde İslâm (VII- XI. Yüzyıllar), Nobel Yayınları, Ankara, 2020, s.33.

[10] Mehmet, Özdemir, “Endülüs”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 1995, XI., s.211.

[11] W. Montgomery Watt, Pierre Cachıa, Endülüs Tarihi, (çev. Cumhur Ersin Adıgüzel, Qiyas Şükürov) Küre Yayınları, 2018, s.15-17.

[12] Mehmet, Özdemir, Endülüs, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2016, s. 17-22.

[13] Özdemir, Endülüs, s. 23-24.

[14] Özdemir, Endülüs, s. 24-25.

[15] Özlem, Genç, Birleşik Avrupa’nın Mimarı Şarlman ve Karolenj Rönesansı, Lotus Yayınevi, Ankara, 2013, s.3-4.

[16] Işın, Demirkent, “Franklar”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 1996, XIII., s.173.

[17] Ceran, Ortaçağ’ da Fransa ve Çevresinde İslâm (VII- XI. Yüzyıllar), s.65-77.

[18] Ceran, Ortaçağ’ da Fransa ve Çevresinde İslâm (VII- XI. Yüzyıllar), s.78-80.

[19] Ceran, Ortaçağ’ da Fransa ve Çevresinde İslâm (VII- XI. Yüzyıllar), s.86-90.; Genç, Birleşik Avrupa’nın Mimarı Şarlman ve Karolenj Rönesansı, s.39.

[20] Genç, Birleşik Avrupa’nın Mimarı Şarlman ve Karolenj Rönesansı, s.39.

[21] Claude Cahen, Doğuştan Osmanlı Devleti’nin Kuruluşuna Kadar İslamiyet, (çev. Esat Mermi Erendor), Ankara, 2000, s.38.

[22] Henri Pirenne, Hz. Muhammed ve Charlemagne, (çev. Mehmet Ali Kılıçbay), İmge Yayınları, Ankara, 2006, s. 180.

[23] W. Montgomery Watt, Pierre Cachıa, Endülüs Tarihi, s. 28.

[24] W. Montgomery Watt, Pierre Cachıa, Endülüs Tarihi, s. 28-29.

[25] Norman, Davıes, Avrupa Tarihi, (çev: M. Ali Kılıçbay) Ankara, İmge Kitabevi Yayınları,2011, s.284.

[26]  Ceran, Ortaçağ’ da Fransa ve Çevresinde İslâm (VII- XI. Yüzyıllar), s. 113.; Demirkent, “Franklar”, s.174.

[27] Demirkent, “Franklar”, s.174.

[28] Mahmut, Şakiroğlu, “Sicilya”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 2009, XXXVII., s.138.

[29] Ceran, Ortaçağ’ da Fransa ve Çevresinde İslâm (VII- XI. Yüzyıllar), s. 270.

[30] Şakiroğlu, “Sicilya”, 138.

[31] Ceran, Ortaçağ’ da Fransa ve Çevresinde İslâm (VII- XI. Yüzyıllar), s. 277-285.; Şakiroğlu, “Sicilya”, 138.

[32] Şakiroğlu, “Sicilya”, 138.

[33] Bernand, Lewis, Tarihte Araplar, (çev. Hakkı Dursun Yıldız) Ağaç Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2009, s.158.

[34] Roberts, J.M., Avrupa Tarihi, s.148.

[35] Lewis, Tarihte Araplar, 159.

[36] Mehmet, Özdemir, “Batı Emevîleri (Endülüs)”, İslam Tarihi, ed. Eyüp Baş, Ankara, 2014, s.453-457.

 

Comment here