ÇocukGenel

Çocuk Edebiyatında Destan

Bu makaleyi 11 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Gaye Nur Avşar

Destan, “Bir kahramanlık hikâyesini veya bir olayı anlatan, koşma biçiminde, ölçüsü on bir hece olan halk şiiri” olarak tanımlanmaktadır. Toplumu derinden etkileyen bir olayın anlatıldığı destanlar uzun soluklu eserlerdir. İki çeşit destan vardır: 1. Doğal/Tabii Destanlar, 2. Suni/Yapma Destanlar.

Doğal destanların ortaya çıkması üç aşamadan sonra gerçekleşmektedir: Çekirdek, oluş, tespit. Bir milletin doğal destana sahip olabilmesi için köklerinin çok derinlerde olması ve o milletin destan konusu olabilecek bir vaka yaşaması gerekmektedir. Türklerin birden fazla doğal destanının olması tarihinin ne kadar eski olduğunun ve ilk zamanlarından itibaren birden çok tarihȋ olay yaşadıklarının kanıtı niteliğindedir. Türklerin doğal destanlarına Alp Er Tunga, Oğuz Kağan, Göç, Türeyiş, Bozkurt gibi destanları örnek olarak verebiliriz.

Yapma destanlar bir milletin yetiştirdiği şairin, o milletin başından geçen mühim hadiseleri yazmasıyla oluşur. Basri Gocul’un “Türk Millȋ Destanında Oğuzlama” ve Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Üç Şehitler Destanı” adlı eseri yapma destanlara örnektir.

Destanlarda karşımıza çıkan başkahramanın herhangi bir insan olmadığını daha ilk satırlarda anlarız. Örneğin Oğuz Kağan destanında başkahraman Oğuz, doğduğunda annesinin göğsünden bir kez süt emdikten sonra çiğ et, çorba ve şarap ister. Başkahramanların doğumu, çocukluğu, gençliği de dahil olmak üzere yaşamlarının hiçbir ȃnı bizim yaşantımıza benzemez.  Onlar ülkelerini, milletlerini korumak, kollamak ve bir tehlike ȃnında kurtarmak için doğmuşlardır. Oğuz Kağan’ın destanın sonunda “Ben Gök Tanrı’ya borcumu ödedim” demesi onun dünyaya geliş amacını, yaşama ülküsünü özetler niteliktedir.

 

Destan Örneği

Oğuz Kağan Destanı Özeti

Ay Kağan’ın yüzü gök, ağzı ateş, gözleri elâ, saçları ve kaşları kara, perilerden daha güzel bir oğlu oldu. Bu çocuk annesinden ilk sütü emdikten sonra konuştu ve çiğ et, çorba ve şarap istedi. Kırk gün sonra büyüdü ve yürüdü. Ayakları öküz ayağı, beli kurt beli, omuzları samur omzu, göğsü ayı göğsü gibiydi. Vücudu baştan aşağı tüylüydü. At sürüleri güder ve avlanırdı. Oğuz’un yaşadığı yerde çok büyük bir orman vardı. Bu ormanda çok büyük ve güçlü bir gergedan yaşıyordu. Bir canavar gibi olan bu gergedan at sürülerini ve insanları yiyordu. Oğuz cesur bir adamdı. Günlerden bir gün bu gergedanı avlamaya karar verdi. Kargı, yay, ok, kılıç ve kalkanını aldı ve ormana gitti. Bir geyik avladı ve onu söğüt dalı ile ağaca bağladı ve gitti. Tan ağarırken geldiğinde gergedanın geyiği almış olduğunu gördü. Daha sonra Oğuz, avladığı bir ayıyı altın kuşağı ile ağaca bağladı ve gitti. Tan ağarırken geldiğinde gergedanın ayıyı da aldığını gördü. Bu sefer kendisi ağacın altında bekledi. Gergedan geldi ve başı ile Oğuz’un kalkanına vurdu. Oğuz kargı ile gergedanı öldürdü. Kılıcı ile başını kesti. Gergedanın bağırsaklarını yiyen ala doğanı da oku ile öldürdü ve başını kesti. Günlerden bir gün Oğuz Kağan Tanrı’ya yalvarırken karanlık bastı. Gökten bir gök ışık indi. Güneşten ve aydan daha parlaktı. Bu ışığın içinde alnında kutup yıldızı gibi parlak bir ben bulunan çok güzel bir kız duruyordu. Bu kız gülünce Gök Tanrı da gülüyor, kız ağlayınca Gök Tanrı da ağlıyordu. Oğuz bu kızı sevdi ve bu kızla evlendi. Günler ve gecelerden sonra bu kız üç oğlan çocuk doğurdu. Çocuklara Gün, Ay ve Yıldız isimlerini verdiler. Oğuz ormanda ava çıktığı günlerden birinde göl ortasında bir ağaç gördü. Ağacın kovuğunda gözü gökten daha gök, saçı ırmak gibi dalgalı, inci gibi dişli bir kız oturuyordu. Yeryüzü halkı bu kızın güzelliğini görse dayanamaz ölüyoruz derlerdi. Oğuz bu kızı sevdi ve onunla evlendi. Günlerden gecelerden sonra Oğuz’un bu kızdan da üç oğlu oldu. Bu çocuklara Gök, Dağ ve Deniz isimlerini koydular. Oğuz Kağan büyük bir toy verdi. Kırk masa ve kırk sıra yaptırdı. Çeşit çeşit yemekler, şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler. Toydan sonra beylere ve halka Oğuz Kağan şunları söyledi:

 

Ben sizlere oldum kağan

Alalım yay ile kalkan

Nişan olsun bize buyan

Bozkurt olsun (bize) uran

Demir kargı olsun orman

Av yerinde yürüsün kulan

Daha deniz, daha müren

Güneş bayrak, gök kurıkan

 

Oğuz Kağan bu toydan sonra dünyanın dört bir tarafına elçilerle şu mektubu gönderdi: “Ben Uygurların kağanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin kağanı olmam gerekir. Sizden itaat dilerim. Kim benim emirlerime baş eğerse, hediyelerini kabul eder ve onu dost edinirim. Kim baş eğmezse gazaba gelirim, onu düşman sayarım. Onunla savaşır ve yok ettiririm”. Yine o zamanlarda sağ yanda bulunan Altun Kağan, Oğuz Kağan’a pek çok altın gümüş ve değerli taşlar hediye etti ve ona itaat ederek dostluk kurdu. Oğuz Kağan’ın sol yanında ise askerleri ve şehirleri çok olan Urum Kağan vardı. Urum Kağan Oğuz Kağan’ı dinlemezdi. Oğuz Kağan’ın isteklerini yine kabul etmedi. Oğuz Kağan gazaba geldi, bayrağını açtı ve askerleriyle birlikte Urum Kağan’a doğru yürüdü. Kırk gün sonra Buz Dağ’ın eteklerine geldi. Çadırını kurdurdu ve sessizce uyudu. Tan ağarınca Oğuz Kağan’ın çadırına güneş gibi bir ışık girdi. O ışıktan gök tüylü, gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı. Kurt: “Ey Oğuz, sen Urum üzerine yürümek istiyorsun; Ey Oğuz ben senin önünde yürüyeceğim.” dedi. Bunun üzerine Oğuz çadırını toplattırdı ve ordusuyla birlikte kurdu izlediler. Gök tüylü, gök yeleli büyük erkek kurt İtil Müren yakınındaki Kara Dağ’ın eteğinde durdu. Urum Han’ın ordusu ile Oğuz Kağan’ın ordusu arasında büyük savaş oldu. Oğuz Kağan savaşı kazandı, Urum Han’ın hanlığını ve halkını aldı. Oğuz Kağan ve askerleri gök tüylü ve gök yeleli kurdu izleyerek İtil ırmağına geldiler. Oğuz Kağan’ın beylerinden Uluğ Ordu Bey İtil ırmağını geçmek için ağaçlardan sal yaptı ve böylece karşıya geçtiler. Oğuz’un bu buluş hoşuna gittiği için Uluğ Ordu Bey’e “Kıpçak” adını verdi. Gök tüylü gök yeleli kurdu izleyerek yeniden yola devam ettiler. Oğuz Kağan’ın çok sevdiği alaca atı Buz Dağ’a kaçtı. Oğuz Kağan’ın çok üzüldüğünü gören kahraman beylerinden biri Buz Dağ’a çıktı ve dokuz gün sonra alaca atı bularak geri döndü. Oğuz Kağan atını ve karlarla örtünmüş kahraman beyi görünce çok sevindi. Atını getiren bu beye: “Sen buradaki beylere baş ol. Senin adın ebediyen Karluk olsun.” dedi. Bir süre ilerledikten sonra gök tüylü ve gök yeleli erkek kurt durdu. Çürçet yurdu adı verilen bu yerde Çürçetlerin kağanı ve halkı Oğuz Kağan’a boyun eğmeyince büyük savaş oldu. Oğuz Kağan, Çürçet Kağan’ı yendi ve halkını kendisine bağladı. Oğuz Kağan, ordusunun önünde yürüyen bu gök tüylü gök yeleli erkek kurtla Hint, Tangut, Suriye, güneyde Barkan gibi pek çok yeri savaşarak kazandı ve yurduna kattı. Düşmanları üzüldü, dostları sevindi. Pek çok ganimet ve atla evine döndü. Günlerden bir gün Oğuz Kağanın tecrübeli bilge veziri Uluğ Bey rüyasında bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Altın yay gün doğusundan gün batısına kadar uzanıyordu. Üç gümüş ok da kuzeye doğru gidiyordu. Oğuz Kağan bu rüyayı dinleyince yurdunu oğulları arasında paylaştırdı.

Comment here