EdebiyatGenel

Bir Na’t Şairi: Yahya Nazim Çelebi

Bu makaleyi 4 dakikada okuyabilirsiniz

 

Hazırlayan: Okan Keleş

İlk olarak “Halim” mahlasını kullanan şairimiz 1649 yılında İstanbul’da doğmuştur.  “Nazim” mahlasını ise kendisine Neşati verdi. Yahya Nazim Çelebi ismiyle de kendi devrinde şöhret buldu. Devri için oldukça velud (verimli) bir şairdir. Birçok meziyeti olan şairin adı geçtiğinde ilk akla gelen “Na’t” türündeki şiirleridir. Na’t, kelime anlamı olarak överek anlatma, methetmedir. Edebiyat terimi olarak ise bilhassa Hz. Peygamberi öven şiirlerdir. Bunlar öyle şiirlerdir ki İslamla müşerref olmuş tüm milletlerin önde gelen şairleri şiirlerinde Hz. Peygamberi övmüş, O’nun vasıflarını yüceltmiştir. Çünkü Hz. Peygamber ki iki dünyanın varlığının yegane sebebi, parçanın ve bütünün imamıdır. O ki vefa hazinesinin ve iki alemin dolunayıdır. Firdevsi der ki ‘Gönlün kederden ve vicdan azabından kurtulmak dilerse Peygamberin sözlerini dinle.’ Şairlerin can dertlerinin merhemi saydığı Hz. Peygamber için yazılan na’tlar, her devirde şairlerin tüm meziyetlerini sergilediği şiirler olmuştur. Çünkü en güzeli en güzel şekilde ifade etmek gerekti. Nazim’in na’t türünde yazdığı şiirlerin çokluğu beraberinde bazı menkıbelerin de ortaya çıkmasını sağlamıştır. Onlardan biri de şudur:

Nazim, Medine’de bulunduğu sıralarda bir gece na’t yazıp temize çekmeden uyumuş, rüyasında da Hz. Peygamberi görüyor ve ondan “bu akşam yazdığın na’tın da güzel olmuş” iltifatına nail oluyor. Nazim sabahleyin namaza uyandığında dışarı çıkıyor ve yolda müezzinle karşılaşıyor. Müezzin kendisine “es-selamu aleyküm Nazîm Efendi” diye selamlıyor. Nazîm, daha önce hiç tanımadığı bu kişinin kendisini sanki tanıyormuşçasına ismiyle selamlamasını duyunca iyice şaşırıyor. Bunu gören müezzin de gece rüyasında Hazreti Peygamber’i gördüğünü, kendisine bu şiiri onun öğrettiğini ve şairini kendisine gösterdiğini, şiiri minareden okumasını buyurduğunu söylüyor.[1]

Bu menkıbeyi nakleden Ruşen Ferit Kamın babası olan Ömer Ferit Kamın bir rubaisini de yazımızda anmadan olmazdı:

Bir mislini getirmiş olsaydı kilk-i kudret,

Beytü’l-kasîd olurdun manzûme-i cihanda!

Mısra’ısın ki sun’un berceste tâ ezelde,

Ferdiyetinle kaldın meydan-ı “kün-fekan”da

 Bu yazının konusu aslında tek bir mısradır. O mısra Nazim Çelebiyi öyle bir yere koymuştur ki kendisinden önce veya kendisinden sonra yazılacak tüm na’tlara bir şekilde dahil olacaktır. Çünkü edebiyatımızda yer alan aşık-maşuk-rakip üçgeni hep var olacaktır. Nazim bir na’tında

“Seni her kim severse ben rakibim ya Resulallah” diyerek Hz. Peygambere duyulan bütün aşk ve özleme ortak olmuştur. Kendisine rahmet olsun.


[1] Ruşen Ferit Kam, Bestegâr-Şair Nazîm: Hayatı, Eserleri hakkında Tetkikat, İstanbul 1933

Comment here