Genel Türk Tarihi

Türk’ün Son Alfabesi: Babür Alfabesi

Bu makaleyi 46 dakikada okuyabilirsiniz

Muhammed Halim Yarkın

Çeviren: Nureddin  Samedoğlu

Alfabenin bulunması medeniyetin ilerlemesinde ve bilimin gelişmesinde en büyük paya sahip olmuştur. Beşeriyet tarihinde ilk kez alfabeyi[1] kullananlar Sümerlerdir. W. Durant (ویل دورات)’a göre: Sümerler alfabeyi icat ederek insanlık medeniyetine büyük bir armağan bırakmışlardır. Sümerce sondan eklemeli (پیوند) ve Altay[2] dil ailesine mensup bir dildir. Sümer kavimlerinden sonra, dünyanın her bir yanında yüzlerce muhtelif kavimler yaşamış ve bunlar yüzlerce farklı alfabe icat etmişler ve kullanmışlardır. Böylece medeniyetin ve kültürün daha da zenginleşmesine katkı sağlamışlardır.

Bu sırada Türkler de Orhun  (رونیک), Yenisay  (ینی سای), İsik, (ایسیق ) Uygur (اویغور ), Babür (بابر ) vs[3]. gibi alfabeleri icat ederek medeniyetin daha da zenginleşmesine önemli katkılarda bulunmuşlardır.

Aynı zamanda tarih boyunca Türkler doğudan, batıya, Asya’nın ortasından Avrupa’nın ortasına ve Ortadoğu’dan Afrika’nın kuzeyine kadar dünyanın farklı yerlerinde yaşamışlar ve çeşit çeşit alfabelerden faydalanmışlardır. Şair, tarihçi ve büyük siyaset adamı padişah Zehireddin Muhammed Babür de bu güzellik ırmağının akışına katılmış, H. 910/ M. 1454 yılında Afganistan’ın Kabil[4] şehrinde Babür alfabesi adıyla yeni bir alfabe oluşturmuştur.

Babür, kendinin değer biçilmez eseri olan Babürname‘de üç defa, Divan’ında ise bir defa kendi icat ettiği alfabeden söz etmiştir. Babür’ün söyledikleri üzerine bir çok bilim adamı  farklı görüşler ve yorumlar sergilemiştir. Ama bilim adamlarının  görüşlerine  geçmeden önce; Babür’ün Babürname ve Divan’ında  kendi alfabesi hakkında yazdığı metinlerin aslına bir  göz atalım:

  1. Babür; Babürname’de H. 910/ M. 1454’de ( bazı yayınlarında bu tarihi H. 909/ M. 1453 olarak geçer)[5] o yılın olaylarını anlatırken “ O yıllarda Babür alfabesini icat ettim” der.
  2. Babür: H. 911/ M. 1455 yılında Mirza Sultan Hüseyin Baykara’nın davetiyle Muhammed Han Şeybanî’ye karşı koymak için Herat[6] tarafına hareket eder. Babür, Herat’ın Kadısı olan Kadı İhtiyareddin ile Merğâb deryasının[7] (دریای مرغاب) kenarında karşılaşır ve orada görüşürler. Bu görüşmeyi Babür, Babürnamesi’nde şöyle aktarır: “Kadı İhtiyareddin ve Muhammed Mir Yusuf beni ziyaret ettiler, söz Babür alfabesinden açıldı, Kadı benden alfabemin müfredatını istedi,  Ben de alfabemin  müfredatını yazdım. Kadı hemen o mecliste, alfabemin müfredatını ve yazılış kurallarını öğrendiği gibi  Babür alfabesiyle bir şeyler de yazabilmeyi  başardı.”der.
  3. Babürname’de H. 935/ M. 1528 yılında yaşanan olayları anlatırken Babür alfabesine şöyle işaret ediyor: “Hindâl[8] (هندال)’a, Mollâ Behişti (ملا بهشتی ) tarafından kemer, hançer, mızrak[9]… ve Babür alfabesinin müfredatı, Babür alfabesiyle yazılmış bir kaç kıt’a (metin parçası) gönderildi. Ve yine Hindâl’a ve Hoca Kelân (خواجه کلان)’a şiirler de gönderildi. Karman (کمران)’a Mirza Bîk Tagâyi (میرزابیک طغایئ) tarafından, Hindistan’da yazılmış ve başlıkları Babür alfabesiyle yazılmış, şiirler ve onların tercümeleri gönderildi.”
  4. Babür, kendi divanında şu yazacağımız beyitte Babür alfabesinden söz eder:

تورکلر خطی نصیبینگ بۉلمسه بابر نېتانگ

بابری خطی اېماستور، خط سیغناقی دورور

Türkler hattı  nasîbîng bolmasa Babür nitang.

Babürî hattî imastur hattî siğnakî durur.[10]

 

Babür alfabesine ta Babür’ün kendi döneminde ilgi ve alâka başlamıştır. Günümüzde  Mirza  Babür’ün eserlerini ve faaliyetlerini okuyup araştıran herkesin, Babür alfabesine ilgi göstermesi ve alfabeyle alâkalı kendi düşüncelerini söylemesi de doğaldır. Babür alfabesi hakkında Afganistan, Özbekistan, İran, Türkiye[11], Hindistan, Britanya (İngiltere), Rusya ve Pakistan gibi ülkelerin bilim adamları birçok araştırmalar yapmış ve makaleler yayınlamışlardır. Babür’ün kendisi Babürname’de; bu alfabeyi bulmasıyla neyi hedeflediğini ve  alfabenin ne tür özelliklere sahip olduğunu  detaylı bir şekilde anlatmaz.  Babür alfabesi hakkındaki ima ettiği yerlere baktığımızda  şunu görüyoruz: Babür alfabesinden söz eder etmez başka konulara atlar ve bir daha da bu konuya geri dönmez. Babürname’den naklettiğimiz birinci delile (“o yıllarda Babür alfabesini icat ettim”) bakarsak Babürname’deki en kısa cümle de diyebiliriz. Böylece Babür alfabesi hakkında Babürname’de pek detaylı bir bilgi aktarılmamıştır. Bu nedenle de günümüzün bilim adamları  Babür alfabesi hakkında farklı farklı  görüşler ve iddialar  sergilemektedir.[12]

Afgan bilim adamı Abdülhey Habibi (عبدالحی حبیبی ) “Babür bu alfabeyi Kuranı kerim  ve Arapça metinler yazmak için icat etmiştir”  der. İran bilim adamı Ahmed Gülçin Mâ’anî (احمد گلچین معانی) “Babür bu alfabeyi fen bilimleri için icat etmiştir” der.  Özbek bilim adamı Ni’met Cebbarauv, “Babür’ün bu alfabenin oluşturmasının iki amacı vardır” der ve şu iki görüşü ifade eder:

  1. Eski Türk alfabesini ( yani Uygur alfabesi) diriltmek.
  2. Hindistanlı sihirbazları istekleri doğrultusunda ikna etmektir.

Bazı bilim adamları ise “Babür alfabesi bir şifre alfabesidir olduğu Mirza Babür kendi anılarını, özel mektuplarını ve gizli yazılarını kendi alfabesiyle yazmak için icat etmiştir” derler[13] Babürname’yi Fransızcaya tercüme eden Fransalı Pavedî Kortî (پاوه دی کورتی ), İngilizceye tercüme eden Eneti Biyoriç ( انتی بیوریچ) ve Rusça Tercüme eden Özbekistanlı Saliyi (سالیی ); tercümelerinde Hattı Babürî (Babür alfabesi) geçen kelimeleri  “El yazısı” olarak tercüme etmişlerdir. Siyaset adamı ve Hindistan’ın büyük tarihçisi Cevâhir La’l Nehru (جواهر لعل نهرو) “Ortaçağ şartlarında  Arap alfabesinin yerine Babür alfabesini icat etmesi Babür’ün gelişmeye yönelik adım atma cesaretidir” der. Eneti Biyoriç (انتی بیوریچ), “Kadı İhtiyareddin, Merğab deryasının kenarında Babür alfabesinin müfredatını hemen öğrenip ve orada bir şeyler yazdığına göre  Babür alfabesi Arap alfabesine çok yakın veya çok az farka sahip bir alfabedir” der. Babürname’yi Türkiye Türkçesine çeviren Türk bilim adamı Reşit Rahmeti Arat da Eneti Biyoriç’in görüşünü teyit eder. Özbekistanlı Sabâhat Azim Canva (صباحت عظیم جانوا) da Eneti Biyoriç’in görüşünü destekler. Şeyh Süleyman Efendi Lugat-ı Çağatay ve Türki-i Osmani adlı sözlüğünde: Babür’ün şiirinde geçen “sîğnâkı” kelimesini şöyle açıklar: “Hatt-i sîğnâkı (خط سیغناقی): Babür’ün nefis alfabesidir.”

 

Şimdi Yukarıda Geçen Bütün Bilim Adamlarının  Görüşlerini  İnceleyelim

Bize göre Mirza Babür, Babürname’de kendi alfabesini herhangi bir şifre alfabesi veya el yazı olduğunu değil, bir alfabe olduğunu beyan eder. Biraz evvel  Babürname’de geçen Babür’ün sözlerini bire birini size rivayet ettik. Marğab deryasının kenarında Kadı İhtiyareddin’e alfabesinin müfredatını ve yazılış kurallarını öğretti. Kadı İhtiyareddin de o meclisten kalkmadan öğrendiği gibi Babür alfabesiyle bir şeyler de yazdı. Babür Şah kendi zamanında, kendi alfabesinin yaygınlaştırmak için çaba ve gayret göstermiştir. O zamanın tarihçilerinden Babür’ün torunu Celaleddin Muhammed Ekber (جلال الدین محمد اکبر) Ekbername’de, Abdu’l-Kadir Bedayuni (عبدالقادر بدایونی ) Müntehab-i Tevarih’te ve Hoca Nizameddin  Herevi ( خواجه نظام الدین هروی) Tabaqat-i Ekbari’de  şöyle rivayet ederler: Allah’ın mağfiret ve rahmeti Babür Şah’ın üzerine olsun, Şah’ın  harika icatlarından  birisi de Babür alfabesi idi ve o alfabeyle bir Kur’an-ı Kerim yazıp Mekke’ye gönderdi. Babür’ün tarihçi kızı Gülbeden Bigim (گلبدن بیگم)  de Hümayunname (همایون نامه ) adlı eserinde babasının bir çadır altında Kur’an sayfalarını yazdığını kaydetmiştir. Ayrıca Bedayuni “Celaleddin Ekber zamanında Babür alfabesinden  hiç bir eser kalmamıştı. Ama Mir Abdülhay Meşhedî (میرعبدالحی مشهدی) Babür alfabesini çok iyi biliyordu” der[14]. Alaüddevle Kazvini de Nefâis’il-Me’asîr (نفایس الماثر ) adlı eserinde “Babür’ün yazılması zor olan[15] alfabesini hiç kimse Mîr Abdülhay kadar hızlı ve iyi yazamazdı” der.

Eğer iddia edildiği gibi Babür alfabesi el yazısı, şifre alfabesi veya Hindistanlı sihirbazları ikna etmek için icat edilmiş olsaydı,  Babür her halde yukarıda bahsettiğimiz (Çocuklarına ve yakınlarına Babür alfabesiyle mektup başlıkları yazmak ve kendi kadısı olmayan Kadı İhtiyareddin’e ve etrafındaki mirzalara öğretmek gibi ) işleri yapmazdı. Babürname’deki üçüncü delilden anlaşılıyor ki  Babür Şah çocuklarına, dostlarına ve bazı görevlilerine  Babür alfabesinin müfredatını gönderdiği gibi şiirler, mektuplar ve kıt’alar da  göndermiştir. Yazılmış olan o şiirler, mektuplar ve kıt’alar kesinlikle Özbekçedir, daha da ileri gidersek az bir ihtimalle Farsça da olabilir. Ama kesinlikle Arapça değildir. Bunun için Abdülhay Habibi’nin (عبدالحی حبیبی) görüşünü kabul edemeyiz. Şeyh Süleyman Efendi, Lugat-ı Çağatay ve Türki-i Osmani sözlüğü için Abuşka Sözlüğü’nü  kaynak olarak kullanmıştır. Bizce Sığnakı “Babür’ün nefis alfabesidir” diye yaptığı açıklama bir yanlış anlaşılmadan ibarettir. Siğnakı kelimesini Abûşka Sözlüğü’nde  şöyle açıklamıştır:  سیغناق بیر نوع خط دیر، چیغتای ده خط بابری و غیر كبی كه بابر میرزا اشعارینده كېلور » “Siğnaki: Çağatayca’da bir nevi hattır (alfabedir) ki  Babür  hattı (alfabesi ) ve başkası gibi Mirza Babür’ün şiirlerinde geçmektedir.” Bu cümleden şöyle bir mefhum ortaya çıkıyor: Babür alfabesiyle Siğnaki alfabesi birbiriyle alakalı veya ikisi bir alfabe olduğu anlaşılıyor.  Bize göre ikisi, iki ayrı alfabe olup,  birbirinden bağımsızdır ve birbiriyle hiçbir alakası yoktur. Bize göre Mirza Babür, Arap alfabesinin Türk dilindeki ifadelerde, kelimelerde ve özellikle de seslerde yetersiz ve uyumsuz olduğunu iyi biliyordu. Bu sorunu ortadan kaldırıp, Türk diline[16] daha uygun bir alfabe icat etmek için Babür alfabesini icat etmiştir. Günümüzde Babür alfabesi hakkında bize bilgi aktaran ve bilim adamlarının araştırmasına  yardımcı olan   iki kaynak mevcuttur:

1.Kaynak Muhammed Tahir bin Kasım ‘ın (محمد طاهر بن قاسم ) eseri; tarih, coğrafya ve yıldızlarla alakalı bazı nadir olaylardan bahseden  Acayibü’t-tabakat «عجايب الطبقات» ki bu eseri H. 1055/ M. 1651 miladı yılında Eşter hanlıların (اشترخانيان) zamanında Nedr Muhammed Han (ندر محمد خان)’ın fermanıyla Belh’te kaleme almıştır. Bu kitabın bir bölümünde müellif çok sayıda alfabeleri tanıtmış ve bu alfabelerin içinde Babür alfabesini de vermiştir. Özbekistan’ın Fenler Akademisi Doğu Tanıma (Bilimleri) Enstitüsü’nde 17 nüshası ve  Herat’ın   İhtiyareddin kalesinde yer alan milli kütüphanenin arşivinde de bir nüshası muhafaza edilmektedir. Araştırmacı bu 18 nüshanın hepsini gözden geçirmiş ve araştırmıştır. Ama bu nüshaların en az olanında 8 ve en çok olanında ise 14 farklı alfabe vardır. Bu farklılığın nedeni ise farklı zamanlarda muhtelif katipler tarafından farklı nüshalardan istinsah edilerek yazılmıştır. Bu nedenle alfabe sayısı bütün nüshalarında aynı değildir. Bunlardan sadece Özbekistan’ın Fenler Akademisi Doğu Bilimleri Enstitüsü’nde muhafaza edilen 1993 numaralı nüshasında Babür alfabesi mevcut değildir. İran bilim adamı Ahmed Münzevi (احمد منزوي) katalogunda St. Petersburg’un Doğu Tanıma (Doğu Bilimleri) Enstitüsü’nün kütüphanesinde 4 nüsha ve Tahran Üniversitesinin kütüphanesinde  de 1 nüsha mevcut olduğunu kaydedilmektedir. Günümüzde Acayib-i Tabakat’ın 23 nüshası bilim adamları tarafından bilinmektedir. Acayib-i Tabakat’ta alfabelerden bahsederken şöyle demiş: “Bu alfabeleri bilgi sahibi olan kişiler kendi  sırlarını başkalarından gizli tutmak için bu alfabeleri icat etmişlerdir. Bu ifadeden yola çıkarak  bazı bilim adamları   Babür alfabesini  bir “ şifre alfabesi” demişlerdir. Ama bize göre yukarıda da söylediğimiz  gibi Babür bu alfabeyi şifre niyetiyle icat etmemiş  ve hiç bir zaman şifre amaçlı kullanmamıştır. Acayib-i Tabakat’ın yazarı başka alfabelerle birlikte  (la لا) harfi ile birlikte sırasıyla 29 harfi yazmış ve işte buna Babür  alfabesi demiştir.

1.Cetvel

Acayib-i Tabakat’ta Babür Alfabesi olarak gösterilen 29 harften oluşan alfabe.

Bu 29 harfin içinde  Türk dilinde en yoğun olarak kullanılan (P , Ç , J ve G ) harfleri bulunmamaktadır. Bundan dolayı Afgan bilim adamı Abdülhey Habibi Babür alfabesiyle yalnız Kuran-i Kerim  ve Arapça metinler yazıldığına inanmakta ve savunmaktadır.  Özbekistan’ın tanınmış bilim adamı akademisyen Aziz Kayumov bir konuşmamızda  bana “Babür alfabesiyle ilgili Acayibi Tabakat’taki bilgiyi ilk defa bir Rus bilim adamı görmüş, sonra bu konuyu Özbekistanlı Babürşinas  Dr. Sabahat Azim Canva’ya  söylemişti. Sabahat Azim Canva  bu eserdeki bilgilerden yola çıkarak  (“Babür alfabesi  Hakkında Yeni Bilgi” )  adında  bir makale kaleme aldı. 1964 yılında Hindistan’ın başkenti Delhi şehrinde gerçekleşen 26. Doğu Bilimcileri (Şarkıyat) Konferansı’nda o makaleyi bilim adamlarıyla paylaştı ve sonra da  yayınladı” dedi.

2.Kaynakİran’ın Meşhet şehrindeki Astan-i Kuds-i Razavi («آستان قدس رضوي») kütüphanesinin 50 numaralı rafında saklanan bir Kuran-i kerim’dir. İsmi geçen Kuran-i Kerim bilinmeyen bir alfabeyle yazılmıştır. Aslında bu Kuran’ı Şah Hüseyni Savafi شاه حسین صفوی) ) 1119 hicri yılında o dergaha vakfetmiştir. Vâkıf’ın vakıfnamesinde Kur’an on iki imamın herhangi birinin  alfabesiyle yazıldığı ve (Büyük bir ihtimalle 8. İmamın alfabesiyle) yazıldığı  kayıt edilmiştir.  1965 yılında İran  bilim adamı Ahmed Gülçin Meanî  Astan-i Kuds-i Razavi Kütüphanesindeki Kuran nüshalarına  katalog oluşturmak  için oraya gider ve o kütüphanede mevcut olan  Kur’an nüshalarının tümünü  gözden geçirir ve bu çalışma sırasında  50 numaralı raftaki Kur’an Maanî’nin dikkatini çeker. Ahmed Gülçin Meanî bu Kur’an nüshasını bütün boyutuyla araştırır ve tahkik eder. Bu araştırma sonunda nüshanın yazısının belirsiz olduğunu ortaya çıkarır.  Bu nüsha 10. Hicri yüzyılın ilk yarılarında  yazılmış ve kağıtları ise Keşmir süsleme motifiyle süslenmiştir.[17] Kütüphane görevlisi birkaç sayfayı fotokopi çektirir Tahran, Avrupa ve Amerika kütüphanelerindeki  alfabe bilen uzmanlara gönderir ama onlar da bu alfabeyi okumakta aciz kalırlar. Hatta merhum Dr. Kasim Gani bin çeşide yakın günümüzde kullanılan ve kullanılmayan alfabeyle yazılmış İncil’den bir ayet bulup fotokopi çektirip, Londra’dan kütüphane  Oktay Bey’e gönderir. Oktay Bey hattan anlayan arkadaşlarıyla birlikte 50 numaralı Kur’an’ı bu bin çeşit alfabe ile yazılan İncil ayetinin biniyle de karşılaştırırlar.  Ama sonunda bu  Kuranda kullanılan alfabe bu bin çeşit alfabelerin hiçbirine benzemediği ortay koyar. Gülçin Meanî bütün bu hususları dikkat alarak 1977 yılında bir makale yazar ve bu makalede Kur’an,12 imamın herhangi birinin alfabesiyle yazıldığını  reddederek, “Bu Kuran şüphesiz  Padişah Zehireddin Muhammed Babür’ün icat ettiği  alfabeyle yazılmıştır” der. Bu tarihten sonra 50 numaralı raftaki Kur’an  bilim adamlarınca ve  özellikle de Babürşinaslar tarafından Mushaf-ı Babürî (Babür Kuranı)  olarak adlandırıldı ve o adla meşhur oldu[18]. Söylenmesi gerekir ki bu Kur’an nüshasının  hiçbir yerinde  Babür alfabesiyle yazıldığına  dair  işaret edilmemiştir.  Gülçin Meanî  tahmin yoluyla  Babür alfabesi olduğunu söylemiştir. Ahmed Gülçin Meanî[19]  Babür Kur’an’ının  bir çok  harflerini çözdü  ama yazılış kuralını çözemedi. Yaklaşık 40 yıldan sonra İranlı hattat   Fezlullah  Fazil Nişaburî ( فضل الله فاضل نیشاپوری )  uzun  süre araştırmalar sonunda Babür Kur’an’ının alfabesini çözdü ve okuma yazma kurallarını  bilim dünyasına sundu.

2.Cetvel

Mushaf- Babürî’de geçen alfabe

Acayib-i Tabakat’ta  «عجايب الطبقات» olmadığı gibi Babür Mushaf’ında da şu dört (p,ç,j, ve g )  harf  yoktur.  Kur’an-ıkerim Arapça olduğu için bu dört (p,ç,j, ve g)   harfin yazılması gerekmemektedir. Yine 50 numaralı Kuran’ın alfabesi de 9 harf olarak ortaya çıktı. Sağdan sola doğru yazılması, kelimenin yazım kuralları; başlangıcı, ortası ve bitişi birebir Arap alfabesinin yazım kuralları gibidir ve yine Arap alfabesinde kullanılan harekeler (kesre, fetha ve zamma) de kullanılmıştır.  Burada şunu da söylemeliyiz ki;  bizce Babür Kur’an’ının   ilk ve gerçek kaşifi  Ahmed Gülçin Maanî’dir. Ama onun okuduğu  harflerin içinde ve hazırladığı cetvelde ( ظ / z ) harfi   mevcut değildi. Bu harfi ikinci kez  Fazlullah  Fazil Nişaburî okuyabildi, ama  Nişaburî’nin hazırladığı cetvelde ise (ث /s) harfi mevcut değildi. Bu nedenle  Fazlullah  Fazil Nişaburî’nin okuma ve yazma  kaşifi olarak bilinmesi gerekir. Biz her iki Maanî’nin ve Nişaburî’nin cetvellerinden istifade ederek aşağıda mukayese cetvelini verdik. Bu cetvelde hem Acayib-i Tabakat’ta geçen 29 harf ve hem Mushaf-i Babürî’de geçen 29 harf mevcuttu

3.Cetvel

Her iki kaynaktaki harflerin karşılaştırılması

Bugün uzmanların elinde Babür alfabesi olarak bilinen iki ayrı ve iki farklı  29’ar harfe sahip  kaynak bulunmaktadır. Meselenin şaşırtıcı tarafı da şudur ki;  Abdülhey Habibi (عبدالحی حبیبی ) bu iki farklı  harfleri ikisini elde edip  birbiriyle karşılaştırdıktan sonra 50 numaralı raftaki Kuran’ın Babür alfabesiyle yazılmadığını söyleyerek, Ahmed Gülçin Maanî’in sözlerini katiyetle ret eder. Abdülhey Habibi (عبدالحی حبیبی ) Alfabenin Tarihi ve Afganistan’ın Eski Yazıları” adlı eserinde  Babür alfabesi için şöyle yazar: Meşhed şehrindeki Astan-i Kuds-i Razavi kütüphanesinde 50 numaralı raftaki Kuran’ın alfabesinin Babür alfabesi derler, açıkçası bu alfabenin kaynağı belli değildir.Bu alfabe Ürgenç binasının  kapısının ışığında  yazılan alfabeye çok  benzemektedir bu nedenle Kuzey  Kafkasya ile bir  ilişkisi olduğu  düşünüyorum. Böylece Babür alfabesiyle ilgili olan konu yine tıkandı, çünkü iki farklı harflere sahip olan birbirine hiç benzemeyen iki grup alfabe uzmanlara Babür alfabesi olarak  sunulmaktadır. Bu nedenle  uzmanlar  konuyla ilgili yaptıkları  yorumlar   ve savundukları görüşler itibariyle  iki gruba  ayrılmaktadır.

1.grup uzmanlar  Acayib-i Tabakat’ta  «عجايب الطبقات»  gösterilen harfleri Babür alfabesi olarak kabul etmektedirler, Babür Kur’anı’ndan  elde edilen alfabeyi Babür alfabesi olarak kabul etmezler. Bu grup uzmanlar için Afgan bilim adamı  Abdülhey Habibi, Dr. Vahidi ve Mail Herevi gibileri  her  iki kaynaktan da haberdardırlar. Özbekistanlı uzman  Sabahet Azim Canva ve Pakistanlı uzman  Dr. Muhammed Sabir Babür Mushafı’ndan ve onun alfabesinden  haberleri  yoktur.

2.Grup uzmanlar  Babür Mushaf’ından elde edilen alfabeyi  Babür alfabesi olarak bilirler. Acayib-i Tabakat’ta «عجايب الطبقات»  gösterilen alfabeyi ise kabul etmiyorlar. Bu grupta yer alanlar, İran uzmanları  Ahmed Gülçin Maanî, Fazlullah  Fazil Nişaburî, Türkiyeli uzman  Prof. Dr. Ali Alparslan ve Özbekistanlı uzmanları Zakircan Maşrabauv ve Nezirullah Resulzade…vs. Şunu da belirtmem  gerekir yor ki Ahmed Gülçin Maanî, Fazlullah  Fazil Nişaburî ve Prof. Dr. Ali Alparslan Acayib-i Tabakat’taki alfabeden habersizdirler. Özellikle A. Alparslan Özbekistan uzmanlarının araştırmalarından  bilgi elde etmeye  çok iştiyaklı ve çok gayretli olmasına rağmen  Sovyetler Birliği şartlarından dolayı muvaffak olamamıştır.  Ben 2004 yılında Türkiye’yi ziyaret ettim ama Prof. Dr. Ali Alparslan bundan bir kaç yıl önce ebediyette göç ettiğini öğrendim ruhu şâd olsun. Bugün elimizde  asla  birbirine benzemeyen iki ayrı  alfabe grubu, Babür alfabesi olarak bulunmakta ve bilinmektedir. Açıkçası Babür Şah Türk dilini bu harflerle nasıl seslendirdiğine ve nasıl ifade ettiğine  dair hiçbir yorum yapamadığımız gibi bu  iki alfabe grubundan hangisi yakînen (gerçekten ) Babür alfabesidir ona  da henüz karar veremeyiz.

Bu iki grup alfabenin her  ikisi de Türk diline göre kamil değil nakıstır, çünkü bu iki grubun her ikisi de  29’ar harfe sahiptir. Yani bu dört harf (p,ç,j ve g) bulunmamaktadır. Şimdiye kadar bu iki grup alfabenin herhangi biriyle Türkçe yazılmış hiçbir metin elimizde bulunmamaktadır. Babür Şah bu dört harfi eksik olan alfabeyle sesleri  nasıl hal ettiyse o da bize malum değildir. Yine Babür alfabesi araştırılması gerekken bir konu olarak önümüzde duruyor.

Biz bu uzun süreli araştırmalarımızda bu iki farklı alfabeyi “Orhun, Uygur, Arami, Usta, Sugdi ve  Pehlevi”  gibi Acayib-i Tabakat’ta  mevcut olan değişik  alfabelerin hepsiyle karşılaştırdık. Araştırmalarımızın sonucunda şunu öğrendik: Babür alfabesinin bazı harfleri  ismi geçen alfabelerin bazı harflerine tamamen veya kısmen benzemektedir. Bu bize şunu anlatıyor Babür Şah Babür alfabesini tesadüfen veya gereksizcesine oluşturmamıştır, Babür Şah önceki alfabeleri çok iyi biliyordu. Özellikle onun zamanında da az çok kullanılan eski Türk alfabesi olan Uygur alfabesini çok iyi biliyordu. Onun için de bu işe başvurmuştur. Bu bahsin  sonuna doğru gelirken önemli bir soruyla karşı karşıya kalıyoruz:  Babür Şah büyük hükümdar  olmasına rağmen neden  alfabesini cihan şümul bir alfabe haline getirmemiş  ve dünyaya tanıtmak için neden ciddi bir adım atmamıştır.? Bu soruya farklı bilim adamlarınca birçok cevap verebilir ama bizce bu cevapların en önemlisi ve etkini şu iki cevaptır.

1.Ortaçağ şartlarında İslam camiası ve Türkler  için Arap alfabesi Kuran alfabesi  ve İslam alfabesi olarak çok öneme sahiptir ve hatta mukaddes olarak görünmekte idiler.  Babür o şartları çok iyi bildiği için istemedi veya (istese de)  yapamadı.

2.Babür Hindistan’ın  bir bölümünde  yepyeni bir devlet kurmuş ve orada tutunmaya çalışmaktadır. Bir taraftan devletin  yeni kurulmuş olması   diğer  bir taraftansa orada yaşayan milletin hepsinin Türk olmaması, alfabesini yaygınlaştırmasına mani olmuş ve Babür’ü, bu iş önceliği  olmasından alı koymuştur.

Bu konuda son sözümüz şudur:  Bilim adamları dünyanın her bir köşesindeki kütüphaneleri , müzeleri  ve arşivleri  arayıp tarayıp Babür alfabesiyle yazılmış bir Özbekçe metni bulmalıdır. Bulunacak metnin incelenmesiyle aşağıdaki iki konuya açıklık getirerek bu konuya son noktayı koyabiliriz.

1.Bu iki farklı alfabe grubunun hangisi gerçekten  Babür’e aittir, yoksa  her iki grup ta Babür’e ait değil midir acaba .?

2.Babür alfabesinde sesli harfler  ne biçimde veya ilgili hangi simgeler kullanılmıştır.

Netice itibariyle Babür alfabesi Türklerin son alfabesi olarak beşeri medeniyetin  tarih yapraklarında yer almıştır. Ben şuna inanıyorum ki gün olur bilim adamlarının çabasıyla Babür alfabesinin şifresi çözülür ve bilim dünyasına armağan edilecektir.

 

 

 

KAYNAKLAR

  1. Abuşka Sözlüğü, Peterbork 1868.
  2. Babür Mushafı Astan-i Kuds’in Mevsimnamesi, 20.Sayısı 1344.Yıl.
  3. Babürname, Babürname (Kabil olayları )Dr. Şefika YARKİN çabalarıyla. Afganistan Bilimler Akademisi 1.Baskı 64.S 1386 Kabil.
  4. BEDAYUNİ, Abdulkadir, Münteheb-i Tevarih, Kelkete 1868.
  5. Buhari  Şeyh Süleyman Efendi  Lugat-ı Çağatay ve Türki-i Osmani İstanbul 1881.
  6. CANVA, Sabahat Azim “ Babür Alfabesi Hakkında Yine Bilgiler” Sentral İşiyatik Riyuyu  (سنترال ايشياتيك ريويو )(Jornal) 12. Sayı 1964.
  7. CEBBARAUV, Nimet, İmam Buhari Sabakları (Jornal)/1.Sayı / 22.S / 2003.
  8. Divan-ı Zehireddin Muhammed BABÜR (ön söz, karşılaştıranve tashıh eden Dr. Şefika YARKIN), Afganistan Bilimler Akademisi 1. BASKI 1362  KABİL.
  9. HABİBİ, Abdulhay, Zehireddin Muhammed Babür Şah, 1.Baskı, 1351 KABİL.
  10. HABİBİ, Abdülhay, Afganistan’ın Tarihi,  Eski Yazıları, Kabil 1350.
  11. MAANÎ, Ahmed Gülçin, Kuran Definesine  ve Rehberi 1347  Meşhed.
  12. MÜNZEVİ, Ahmed, Farsça Hat Nüshalarının Fehristi 1348 Tahran
  13. NAHRU, Cavahir Laal,  Hindistan’ın Keşfi, Kelkete 1947.
  14. NİŞAPORİ, Fazlullah Fazil, “Babüre Özel Nefis Kur’an ve Onun Alfabesinin Sırları ve Onun Alfabesini Keşf” Astan-i Kuds’in Mevsimnamesi 2. Sayısı 1376.

[1] Cambridge of History of İran’dan naklen: Mısırlılar Hiyeroglif alfabesini, Sümer alfabesinin yazılış kurallarını öğrenildikten sonra icat ettiler.  Muhammed Rahmanî Fer, İran Türklerinin Derin Tarihine Yeni Bakış, Tebriz 2001, s. 39.

[2] Sümerlerin Sâm kaviminden olmadıkları  anlaşılıp, Sümerce  sondan eklemeli bir dil olduğu, bütün uzmanlarca kabul görününce, başta Prof. Zehtabî  olmak üzere bir grup uzamanlar  “ Sümerler Türktü” derken  diğer bir grup uzmanlarsa  Türklerle akraba olduklarını ileri sürmektedirler. Fer, a.g.e., s. 46.

Fritez Humel (1854-1936): Geniş araştırma yaptıktan  sonra 350 Sümerce sözcüğünü Türkçe ile aynı olduğunu ortaya koymuştur. Muhammed  Halim  Yarkın, Babür Alfabesi, Kabil 2005, s. 5.

 

Sümerce Türkçe Sümerce Türkçe Sümerce Türkçe Sümerce Türkçe Sümerce Türkçe
Baba Baba Kir kir Az Az Tag Tek(tak) ÜŞ ÜÇ
Kuş Kuş Işık Işık(kapı) Ud Od Yol Yol Udun Ağaç
Kan Kan Jav Yav(düşman) kuz Kız Alty Altı O On
Ul İl(kebile) Yaruk Yarık Ciyr Yer Uz Çöz(yırt) ugu OK
Muhammed Halim Yarkın, Afganistan Özbeklerinin Tarihinden Yapraklar, Kabil 2013, s. 219-223.

 

[3]  Muhammed Halim Yarkın  Afganistan Özbeklerinin Tarihinden Yapraklar adlı eserinde: Türklerin milattan beş yüz yıl önce  ile  bin üç yüz yıl arasında  icat ettikleri  ve kullandıkları (Arap, Fars, Babür,Latin ve Kiril  alfabeleri hariç)  on altı farklı alfabeden bahseder. Eserinde bu alfabelerden örnek parçaları verdiği gibi, alfabelerin adını,  alfabenin icat edildiği tarihi, hangi alfabenin hangi Türkler veya hangi bölgede yaşayan Türklerin kullandıklarını bir cetvel halinde verir. Yhazırladığı  bu cetveli  camii (kapsamlı ve tam) olmadığını Türklerin başka  alfabeler  da icat ettiklerini  veya   kullandıklarını  beyan ederek, Türkşinaslar tarafından araştırılmakta olduğunu  altını çizer. (Yarkın, Afganistan Özbekleri’nin Tarihinden Yapraklar  s. 213, 214, 215)

[4] Kabil: Afganistan’ın padişahlık hükümetinin merkez şehrine verilen bir addır. M. 1776 yılından günümüz kadar Afganistan’ın başkenti olan Kabil  68 derece ve 17 dakika doğu  enlemde ve 34 derece ve 38 dakika  kuzey boylamında yer almaktadır. Kabil’in en eski adı Kûbhâ (کوبها)’dır, ki Kabil’in Irmaklarına nispetten verilmiştir. Krât(کرات)’at: Rîgvîd (ریگ وید) veya  rigvedâ  (ریک ودا) olarak geçmektedir. Bu söylemler  yaklaşık  olarak M.Ö. 19 ve 14.yy’lere  denk gelmektedir. Açıkçası şunu söyleyebiliriz ki 3500 yıldır bu isim  Âryânâ edebiyatına katılmıştır. Yunan’ın ünlü coğrafyacısı Batlamyus  milattan iki asır önce yazdığı ve eski Asya hakkında  geniş malumat veren  coğrafya kitabında kabilin adını Kârûr (کارور) veya Kabûrâ (کابورا) olarak kaydetmiştir. Klasik müverrihler  ise  Kabil şehrine  Ortespânâ (اورتسپانا) demişlerdir. (NAHİZ, Afganistan Coğrafya Ansiklopedisi c.2.s..137).

[5] Prof Sayid Bek Hasanauv 2002 yılında yayına hazırladığı Babürname’de 909 hicri ve 1453 miladı olarak kaydeder ve Doğu Yayıncılıktan yayınlar. Bu eseri kaynak olarak kullanan Nimet Cebbaruva “Babür Alfabesini 1503 yılının sonlarında icat etmiştir” der. Yarkın, Babür Alfabesi, s.9.

[6] Herat: Afganistan’ın Kuzey batısında, 62 derce ve 11 dakika enlem, 34 derece ve  21 dakika boylamda yer alan  bir şehirdir. Kabil’den (Gazni(غزنی), Kandehar(قندهار) ve Ferah(فراه)) yoluyla 1162 Km ve Hezarecât(هزارهجات)  yoluyla 868 Km uzaklıktadır.  Bu şehir kadim zamanlardan günümüze kadar  bir ticaret merkezi konumundadır. Daryuş’un (داریوش) ketbiyesinde Heryu (هریو) olarak kaydedilmiştir. Zaman sürecinde Heryu  kelimesi Aryana (آریانا) olarak değişmiş de olabilir çünkü bu vilayette Ariye (آریه) ve Aryana (آریانا)da demişleridir. Tarihçilere göre  İskender-i Makdunî bu şehre Ârtâkûvânâ (آرتاکوانا) demiştir. Büyük İskender  Hisdistan’ı almak için M.Ö 327 yılı Herat’ı da  ele geçirmiştir. Ondan sonra Cengiz Han (M.1221-1222) viran edinceye kadar  Herat’ın tarihi pek çok bilinmemektedir. Müslümanlar İran’ı fethedince, diğer halklar gibi Herat halkı da Müslümanlara karşı çıktılar ve Müslümanlarla mücadele ettiler. Frişte’nin yazdığına göre (M. 653) yılı Basra hakimi olan Abdullah bin Umyir (عبدالله بن امیر) tarafından Başkenti Herat olmak üzere Horasan fethedildi. Daha sonra Abbasilerin büyük devleti parçalanmaya başlayınca Me’mun döneminde (H.205) Tahir (Herat’ın Fuşenc  adlı yerine doğduğuna işaret edilmektedir) on yıl halifeye hizmet ettikten  sonra Horasan valisi  olarak tayin edilir ve Afganistan’da bağımsız bir hükümet kurar. O öldükten sonra  da yarım asır kadar Tahiri’ler hanedanını bu bölgede devam etmiştir. Tahiriler’den  sonra Herat’ın hakimiyeti  Sâmâni hanedanından  İlyas’a verilir ve onuncu asrın sonun doğru  gelince Gazne devletinin kurucusu ve  Şahanşah  Sultan Mahmud’un Babası  Sbuk Tegin’nin  ele geçer. On birinci asrın ikinci yarısında bölgede güçlenen  Selçuklar, Sultan Mesud’u yenerek  Niaşbûr ve Herat’ı Suçluklular ele geçirir. Selçuklular zayıflayınca (M.1207)  Harezim sultanlarının   eline geçer.  M.1219 yılı Moğolların  ıstılahsına maruz kalan Herat  önce yakılıp yıkıldıktan sonra Timurluler alıncaya   kadar  Moğolların  elinde kalır. M.1537 yılı Timurlulardan Safavilerin eline geçer ve M.1739 yılı Nadir Efşarın ölümüyle uzun süre Türklerin hakimiyetinde olan   Herat Türklerin hakimiyetinden çıkar.

(NAHİZ, Afganistan C. A.c.2.s.420,421,422).

[7] Merğâb Deryası: Badğisiyât dağlarının yokuşunun altından şerçeşme alan  (çıkan) bir deryadır ki; ilk batıya doğru akar, Levhi  sürh ve Dereyi bam ile birleştikten sonra yönünü değiştirir kuzeye ve kuzey batıya doğru akar ve Şeyh Ele köyünde  Çiçektû deryasına katılır. 25 Km aktıktan sonra Herat’ın Marucek kalesinin yakınından ülke sınırından çıkıp Türkmenistan’ın kara kum çölüne dökülür. Bk: (NAHİZ, A.C. Ansiklopedisi c.2.s.318).

[8] Prof. Dr. Ali ALPARSLAN makalesinde ( Hindli Molla) olarak kaydetmiştir, ama Halım Yarkın hem Hattı  Babür adlı  risalesinde hem  okumakta olduğunuz  makalesinde (Hindal)  olarak kaydeder.  Hintli Molla Behişti  vasıtasıyla kime  gönderildi.?  Ama  Hindal vasıtasıyla Molla Behişti’ye  gönderildi.

[9] Hümâyûn’un oğlu ve Kâmrân’m evlenmesini kutlamak için, on bin şahruhî hediye ile Mirzâ-i Tebrizî ve Mirza Beg Tagâyî gönderildi. Hindli Molla  Behiştî vasıtasıyla murassa kemerli bir hançer, murassa devat, sedefle işlenmiş bir sandalye, kendi giydiğim kısa bir elbise, kuşak, Baburî Haiti’nin müfredâtı ve bu yazı ile yazılmış olan kıt’alar gönderildi. Humâyûn’a buraya geleliden beri söylenmiş şiirler ve tercümeler gönderildi… Kâmrân’a da Mirza Beg Tagâyî vasıtasıyla tercüme, Hindistan’a geleliden beri söylenen şiirler ve Baburî Hattı ile yazılan mektup örnekleri gönderild. Bk: Türkiyat Mecmuası Dergisi, S. XVIII, İstanbul 1976, s. 161–168.

[10] Bu şiir iki şekilde yorumlana bilir.

  1. Babür Şah: Siğnaki Alfabesi Türklerin arasında yaygınlaşmadığına  üzülür, ama Babür alfabesinin yaygınlaşacağından da  ümit eder.
  2. Babür Şah: Babür alfabesinin kullanımı halk arasında  çabukça  yayıldığını görüp  Babür alfabesi  de Türklerin alfabesidir der.  Siğnakı Alfabesi  Türkler tarafından  desteklediğine ve kullanıldığına  sevinerek kendi alfabesi de destekleneceğini umarak  bu sözleri sarf

Yarkın Muhammed  Halim Babür Alfabesi (Kabil:el-Ezher 2005),12.s

[11] Türkiye’de Ord. Frof. Dr. Reşit Rahmeti ARAT ve Prof. Dr. Ali ALPARSLAN bu konuda araştırmalar yapmışlardır.

Ord. Frof. Dr. Reşit Rahmeti ARAT İçin BK. Babürname 2.c 1964 Ankara ve Prof. Dr. Ali ALPARSLAN  İÇİN BK. Türkiyat Mecmuası Dergisi, S. XVIII, İstanbul 1976, s. 161–168.

[12] Uluslararası Babür Encümeni (Babür Derneği) 2004 yılı Özbekistan’da ilmi bir heyet uyuşturur ve Babür Alfabesinin araştırılması için onları farklı ülkelere gönderir.  Araştırmacı 2005 yılı Babür Alfabesi adında,  Babür alfabesi hakkında bir risale kaleme alır ve o risalesinde 2004 yılı Babür Encümeninde toplanan bilgilerden yararlanmasına izin verilir.

Yarkın, Babür Alfabesi, s. 2.

[13] 1998 yılı Murat BARDAKÇI da Hüriyyette“ Hükümdar İcadı Gizli Yazı” başlığıyla bir yazı yazmıştır.Bk. http://www.hurriyet.com.tr/gundem/hukumdar-icadi-gizli-yazi-39003371

[14] Mirza Aziz Kû, Tezkire’i Alaüddevle’nin haşiyesinde (kenar notunda) “ Mir Abdülhay Meşhedi ilim konularının hiç birini bilmiyor, bildiği tek hüner var  Babür alfabesini  da tam olarak iyi bilmiyor” der.  Bk. Abdu’l-Kadir Bedayuni Müntehab-i Tevarih, Tahrân 2001, s. 640.

[15] Babür Arap harfleri dışında değişik ve kullanılması kolay bir yazı şekli tasarlamış, 1 504′ te ülkesinden ayrılıp yeni bir devlet kurmaya Kabil’e gittiğinde “hatt-ı Babüri” adıyla yeni bir alfabe sistemi icat etmişti. Noktasız harflerden meydana gelen bu sistem. ileri sürüldüğüne göre, Türkçe’nin bünyesine uygun gelecek bir yol arayışın ifadesiydi. Hatt-ı Babüri örneklerinden bazıları çok yakın zamanlarda ele geçmiştir . Ömer Faruk Akün , TDV İslam Ansiklopedisi, 4.c.400.s

 

[16] Meşhur Türk hükümdarı Zahireddin Muhammed Babür (14 Şubat 1483-26 Aralık 1530) Arap alfabesinin Türk dili için yetersiz olduğunu görmüş ve yeni bir alfabe hazırlama girişiminde bulunmuştur. Mehmet Uzun Baba Oğlu,Türk Dünyası Araştırmaları Sayı: 202  Şubat 2013.

[17] Mezkûr Kur’an, nohudî renkli ince Kaşmiri ve âhârlı bir kâğıda yazılmış olup sahifeleri cetvelli ve cetveller arası hafif altınlıdır. Sûre başları altınlı, cildi dövülmüş keçi derisinden olup kahve renklidir. Varak adedi 265, her sahife 17 satır halinde ve 7,8×8, 125×9 cm. ölçüsünde olan Kur’an 50 numarada mukay-yeddir.  Bk. Ali Alparslan,  “Babür’ün İcad Ettiği «Baburî Yazısı» ve Onunla Yazılmış Olan Kur’an”, Türkiyat Mecmuası Dergisi, S. XVIII, İstanbul 1976, s. 161–168.

[18] İbnâ’nin 2012 yıllı  yazdığı bir habere göre bu Kuran’dan  dünyada bir tane olduğu için Kuran’ın  bir cüzini Babür alfabe ile yazılmasının sparışı genç bir hoşnevis olan Nilufer Gülâbgir (نیلوفر گلاگیر)’e verilmiştir. Bu genç hoşnevis  Meşhed şehrinin  tanılmış hoşnevisinden eğitim aldıktan sonra Kuran’ın 30. cüzini Babür alfabesiyle  yazacatır . Babür albafesiyle  yaılan sureleri  elbette  Babür alfabesinine  alt yazı  olarak Arap ve latin alfabeleriyle de yazcaktır. Bk: http://www.ibna.ir/fa/doc/naghli/101985/نگارش-قرآن-اساس-خط-بابري

[19] Gayreti ve tedkiki elden bırakmayan Dr. K. Ganî, bu yazmadaki (Meşhed’-deki Kur’an) sûre ve âyetlerin Kur’an-ı Kerim’deki sûre ve âyetlere uymasından istifade ederek onun alfabesinin anahtarını elde etti. Bk. Alparslan, aynı yer.

Her iki yazar da Ahmed Gülçin Maanî’nin makalesinden yararlanmalarına rağmen Halim Yarkın, Gülçin Maanî’nin çözdüğünü söylerken, Prof.Dr. Ali Alparslan ise Dr. Ganî’nin çözdüğünü kaydetmektedir. Bu makaleyi çevirirken çokça çaba göstermeme rağmen Gülçin Maanî’nin makalesini elde edemedim.

Comment here