Genel Türk TarihiKitap İncelemesi

Türk Sanatı – I

Bu makaleyi 9 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: İbrahim Saygın

 

Bu yazı dizimizde; Türklerin yaşadığı bölgelerde sanatla olan ilişkilerini ve bugüne miras bıraktıkları sanat eserlerini konu edineceğiz. Orta Asya’dan Hindistan’a İran’dan Anadolu’ya Türklerin hüküm sürdüğü bütün toprak parçalarındaki sanat eserlerini okuyucularımıza tanıtacağız.

Bu çalışmamızda rehberimiz, alanında tek olma özelliğini taşıyan Oktay Aslanapa’nın Türk Sanatı kitabı olacaktır.

Oktay Aslanapa bu kitapta, Orta Asya’dan Anadolu’ya bütün Türk coğrafyasındaki Türk sanat birikimini bir araya getirmiştir. Türklerin sanatla ilişkisinin ve sanat eserlerinin incelendiği bu eserde ağırlıklı olarak mimari eserler konu edilse de çini, halı, minyatür ve hat sanatlarının yanında maden ve cam işleri de kitabın konusu haline getirilmiştir.

Oktay Aslanapa bu eserinin önsözünde Türk sanatının devamlılığını ve bütünlüğünü ortaya koymayı amaçladığını belirtmektedir. Çok geniş bir coğrafyaya yayılan Türk Milletinin birbirinden uzak bölgelerde bulunan sanat eserlerinin arasındaki ilişkileri ve bağlantıları araştıran Aslanapa, ulaştığı bilgileri teknik çizim ve fotoğraflardan oluşan zengin görsel arşivle de desteklemiştir.

Yazar, kitabı bölümlere ayırırken bölüm isimlerini sanat eserlerinin bulunduğu bölgelerde o dönemde egemen olan beylik veya devlet isimlerinden seçmiştir. Türklerin İslam diniyle olan güçlü münasebetini dikkate alarak kitabın ilk bölümünü Türklerin İslam dinini kabul etmeden önceki döneme ayırmıştır.

Biz de bu yazı dizimizde Türk Sanatı kitabını rehber edindiğimizden, yazı başlıklarımızı bu kitaptaki sıra ile ele alacağız.

Yayınlayacağımız yazılarımızda Türklerin sanata yükledikleri anlamı, zamanla değişen ve gelişen ifade güçlerini, malzeme ve yapı tekniğinin bölgelere göre değişimini inceleyeceğiz.

Balballardan, abidevi mimari eserlere uzanan bu yolculukta kaynak olarak Türk Sanatı kitabının yanında, Türk tarihini konu edinen birçok kaynaktan da yararlanacağız.

  1. İSLAMLIKTAN ÖNCE TÜRK SANATI

İlk Türk Devleti olarak kabul edilen Hunlar, Güney Sibirya’da yaşamışlardır. Altay dağları eteklerinde Pazırık’ ta Rus arkeolog Rudenko tarafından açılan kurganlarda Hunlar’a ait birçok eşya, insan ve hayvan ölüleri bulunmuştur. Dini inançları gereği binekleri ve savaş teçhizatları ile birlikte gömülen insanların bulunduğu kurganlarda bulunan kalıntılardan birisi de ünlü Pazırık Halısı’sıdır.

  • Günümüzde Hermitage Müzesinde sergilenen bu eser insanlık tarihi için de çok büyük bir öneme sahiptir. Halının inceliği, eşsiz desenleri ve dokuma tekniği bu eserin değerini arttıran özelliklerdir.
  • 1,89 x 2 metre boyutlu ve çok ince yünden yapılmış olup, 10 cm²’ de 36.000 düğüm ile inanılmaz ve daha sonraları ulaşılamamış bir ustalık eseridir.**
  • Halı, süvari figürlerinden geniş bordür, geyik figürlerinden ikinci geniş bordür, grifonlardan bir iç ve bir dış dar bordür, zeminde 24 kare halinde haçvari çiçeklerden, kırmızı zemin üzerine beyaz, sarı ve mavi renklerin hâkim olduğu dama tahtasına benzer bir örnek göstermektedir.
  • Pazırık Halısı, buzul haline gelmiş bir kurganda bulunduğu için günümüze bozulmadan ulaşmıştır.

Bu bölümde inceleyeceğimiz ikinci eser ise ünlü Altın Elbisedir.

  • 1974’te Almatı’da yapılan bir kurgan kazısında bulunan eserin, Pazırık Halısı’ndan daha eski olduğu anlaşılmıştır. Bu eser de günümüzde Hermitage Müzesinde sergilenmektedir.
  • Elbise Alp’in başındaki çok yüksek sivri külah, sağdan sola kapanan V yakalı kısa kaftan, dar süvari pantolonu ve diz altında kalan kısa yumuşak çizmeden ibarettir.

Kurganda ayrıca bir tunç ayna, iki gümüş tabak, altın yaldızlı bir tunç tabak ve kepçe, ağaçtan oyma kaplar ve en önemlisi üzerinde yazı bulunan gümüşten yuvarlak, çukur bir kadeh ele geçirilmiştir Kadehin içinde Göktürk alfabesinin arkaik harfleri ile iki sıra halinde 26 harften ibaret bir kitabe vardır. Burada eski Göktürkçe kelimelerin yazılı olduğu belirtilmiştir.

Bu bölümde inceleyeceğimiz üçüncü eser ise Türk tarihinin en eski yazılı belgeleri olma niteliğini taşıyan dikili taşlardır.

  • Bugün Moğolistan sınırları içinde bulunan Yenisey Irmağı yakınlarında bulunmuştur. Kültigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk yazıtı olarak adlandırılan dikili taşların bir yüzünde Göktürk alfabesi bir yüzünde ise Çin alfabesi kullanılmıştır.

Kültigin Yazıtı: Büyük bir kaplumbağa heykeli üzerine oyuk açılarak oturtulmuştur. Kalker taşından 3. 75 m yükseklikte aşağıdan yukarı daralan dikdörtgen biçiminde ve üstü kemerle sonlanan abidenin yalnızca geniş batı cephesi büyük bir Çince kitabe ile doldurulmuştur. Diğer üç cephedeki düzgün ve okunaklı harflerle güzel kitabeler ise Türkçedir. Doğuda 40, güney ve kuzeyde 13’er satırlık kitabe yukarıdan aşağıya ve sağdan sola okunacak şekilde düzenlenmiştir.

Bilge Kağan Yazıtı: Daha harap ve çoğu silinmiş olan kitabe doğuda 41, yanlarda 15’er satır olup, batıda hemen tamamen silinmiştir. Çince kitabenin üstünde Türkçe kitabenin devamı vardır. Burada Kültigin’in ölümünden sonraki vakalar da abideye eklenmiştir. Kültigin yazıtındaki heyecanlı kitabe ile buradaki sözler Bilge Kağan’ın ağzından yazılmıştır.

Tonyukuk Yazıtı: Dikdörtgen biçiminde iki taştan daha büyük olan birincisinde 35, ikincisinde 27 satır, yine yukarıdan aşağı fakat diğerlerinin aksine soldan sağa okunacak şekildedir. Yazılar diğerleri kadar düzgün olmayıp süslemeler de basittir. Yaşlı vezir ve Başkumandan Tonyukuk son yıllarında yazıtı kendisi diktirmiş, kitabeyi de kendi ağzından yazdırmıştır.

Bu bölümde son olarak Uygur devri sanatını ve sanat eserlerini inceleyeceğiz.

  • Bu dönemde yaşayan insanların aşamalı olarak da olsa yerleşik düzene geçmesi mimaride bir atılım meydana getirmiştir. Mimari bir öge olarak ‘Balık’ adı verilen surlarla çevrili şehirlerde yaşamaya başlamışlardır. Uygurlar inanç sistemi olarak Budizm’i seçtikleri için sanat eserlerine bu din fazlasıyla etki etmiştir.

Uygurlar yerleşik düzende yaşamanın bir sonucu olarak heykel ve resim sanatlarında da gelişmiştir ve bolca sanat eseri vermişlerdir.

  • Sorçuk’ta bulunan fil başı 38 cm boyundadır. Kalıptan alçıya alınmış, baş kuvvetle şekillendirilmiştir. Bu heykel fili tanımayan biri tarafından yapılmıştır. Bu da hayal gücünün sanatta önemini ortaya koymaktadır. VIII-IX. yüzyıllarda yapılmış olan bu Uygur heykellerinin, başka yerde benzerlerini bulmak imkânsızdır.

 

KAYNAKÇA

TÜRK SANATI – OKTAY ASLANAPA

GÖKBÖRÜNÜN İZİNDE – AHMET TAŞAĞIL

MİLLİ MECMUA – TÜRK COĞRAFYASI

Comment here