EskiçağGenel Türk TarihiYağmur Avşar

Türk Mitolojisinde Kültler: Maden Kültü

Bu makaleyi 11 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Yağmur Avşar*

Türk mitolojisinde madenler doğadaki diğer unsurlar gibi olağanüstü olarak görülmüş ve kutsal sayılmıştır. Bununla beraber her türlü doğaüstü durumu anlatmak ve mucizeleri de aktarmak için madenler kullanılmıştır. Bu madenler genel olarak altın, gümüş, bakır ve demirdir.

Maden unsurunun Türk kozmolojisi açısından yönü batıdır. Saati akşamdır ve mevsimi sonbahar, rengi ak, göksel cisimleri Akbars (pars) denen yıldız takımıdır. Bir alp olarak hayal edilen ve kuvvetli anlamında Erklig adı verilen Zühre yani Venüs gezegeniyle de bağdaştırılmıştır[1].

Eski Türkler arasında madenlerin önemine dair değineceğimiz ilk durum, defin sırasında kullanılmalarıdır. Çin kaynaklarından öğrendiğimiz üzere Hunların ölülerini gömdüklerinde mezarın içine altın ve gümüş koydukları bilinmektedir[2]. Avrupa Hun Hükümdarı Attila’nın defin töreni sırasında mezarına değerli taşlar ve altın ile süslenmiş at koşum takımları koyulmuştur[3]. Ölülerin definleri sırasında değerli madenlerin mezara konulması durumu hükümdarları ve ailesini kapsıyor olmalıdır.

Madenlerin ayinler sırasında duruma kutsallık kattığı da anlaşılmaktadır. Yemin törenleri bunlardan biridir. Hunlar arasında yapılan bir kan andı sırasında kafatası içindeki içkiye bir parça altın konulmuştur. Kan andının kutsal bir ibadet olması ve bu olayın gerçekleşmesi için hazırlanan içeceğin içine bir parça atılması dikkat çekicidir. Bu altın parçasının kan andını ne şekilde etkilediği bilinmese de kaynakta bu ayrıntının verilmesi önemlidir[4]. Ant içmek ile ilgili bir diğer örneğe Kaşgarlı Mahmut’un eserinde rastlamaktayız. Eserde kılıç üzerine edilen bir yeminden bahsedilmektedir. Kırgızlar ve Kıpçaklar ant içtikleri esnada demiri kutsamak için kılıcı çıkararak yanlamasına önlerine koyarlar. Ardından ”Kök kirsün kızıl çıksun” derler. Bu ”sözünde durmazsan kılıç kanına bulansın ve demir senden öcünü alsın” demektir[5]. Yemin törenleri sırasında madenlerin kullanılması, yeminin kutsallığını arttırmaktadır.

Maden unsurunun efsanelerde de karşımıza çıktığı görülmektedir. Uygurların ortaya çıkışları ile ilgili efsanede gümüş çatılı çadırlardan bahsedilmektedir. Bu gümüş çadırların içinde bulunan bebeklerden Uygurların türediğine inanılmaktadır. Cüveyni’nin aktardığına göre, gümüş çatılı çadırların manzarasını görmek için kabile reisleri toplanmışlar ve bu çadırlara karşı saygı göstermek amacıyla secde etmişlerdi[6].

Altın, gümüş, bakır ve demirin destanlarda bir motif olarak kullanıldığı görülmüştür. Destan ve efsanelerde ağaçlar, dağlar ya da hayvanlar madenlerle sıkça tarif edilmiştir. Altay Türklerinin Oçı-Bala destanında bir dağdan bahsedilmektedir. Bu dağ altın bir dağdır. Bununla beraber dağda altın ve gümüş bir kaleden, bu kalede yine altın ve gümüş bir tahtın bulunduğundan bahsedilmektedir[7]. Hakas Türklerinin Han Orba destanından anladığımız üzere, ölülerini gömdükleri dağa altın dağ derlerdi. Alp kişisi Han Orba’nın annesi ve babası yaşlılıktan ölmüştür ve altın dağa gömülmüşlerdir. Aynı zamanda Han Mirgen de ölünce demir bir tabutla bu dağa defnedilmiştir[8].

Maden kültüne dâhil edebileceğimiz önemli mitolojik olgulardan biri Demirkazık tasavvurudur. Demirkazık kavramı Oğuz Kağan destanında kutup yıldızı şeklindedir. Destanda Oğuz Kağan’ın evlendiği ve gökten bir ışık içinde inen kadının alnında bulunan ben, Demirkazıktır[9]. Şecere-i Terakkime’deki Oğuz Kağan destanında Demirkazık ifadesinin aynı zamanda kuzey yönünü ifade etmek için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Tatar halkının bulunduğu yer, Hitay’ın Demirkazık tarafında, yani kuzeyindedir[10]. Yakut Türkleri ile Oğuzlar kutup yıldızını Demirkazık olarak ifade ederken Altay Türkleri kutup yıldızına Altınkazık demişlerdir. Altay Şamanizm’in de yaygın inanca göre Ülgen’e gidecek olan şamanların varabildiği son nokta Altınkazık ya da Demirkazık olarak ifade edilen kutup yıldızıdır[11].

Destan karakterlerinden önde gelenleri metinlerde olağanüstü şekilde betimlenerek anlatılmıştır. Bu karakterler tasvir edilirken madenler sıkça kullanılmıştır. Altay Türklerine ait Oçı-Bala isimli destanın başkarakteri olan alp kişisi göğsü ve sırtı saf altın olarak tasvir edilmiştir[12]. Yine Oçı-Bala destanında kadın alp kişisinin ay gibi altın, Güneş gibi gümüş simalı olduğundan bahsedilmektedir. Sadece yüzü değil bedeni de saf altındandır. Kullandığı kılıç ise elmastır[13]. Altay destanlarından Maaday-Kara destanında alp kişinin göğsünün saf altın, sırtının ise saf gümüş olarak nitelendirilmiştir[14].

Altın, gümüş ve demirin dışında bakır madeninden de bahsetmek gerekir. Bakır dışında altın ve gümüş gibi madenler destan karakterlerinin olağanüstü durumlarını anlatmak için kullanılmıştır. Bakır madeni ise destan ve masallardan anlaşılacağı üzere olumsuz durumları ya da kötü ruhların dış görünüşünü anlatmak için kullanılmıştır. Bu duruma örnek olarak Altay Türklerinin destanı olan Maaday-Kara’da Erlik’in kızı tasvir edilirken, onun bakır burunlu olduğu özellikle belirtilmiştir[15]. Maaday-Kara destanı dışında Tıva Türklerinin Halk masalları içerisinde bakırın, altın ve gümüşe kıyasla olumsuz, uğursuz ve kötü kişileri nitelemek için kullanıldığı görülmektedir. Bu masallardan Adıg Oglu Iygılak-Kara Möge adlı masalda şeytan olarak bilenen Adıgır-Kara bakır gagalı ve bakır tırnaklı olarak tasvir edilmiştir[16].

Destanlarda bakır madeninin kötü kişilikli karakterleri anlatırken kullanılması Altay Türklerinin masalları için de geçerlidir. Altay masallarından Barza-Kelbes ve Babırgay-Öbögön adlı masallarda kötü ruhlardan olduğu bilinen Almıs ruhunun tırnaklarının bakırdan olduğu görülmektedir. Öldüğü zaman vücudunun kayışa dönüşüyor olması bakır tırnaklarını etkilemez[17]. Yine Altay masallarından Erekti-Uul adlı masalda kötü bir ruh olan Şulbus ruhunun burnunun bakırdan olduğu geçmektedir. Şulbus ruhunun bakır olan burnundan aynı zamanda dumanlar çıkmaktadır[18].

Madenlere yüklenen kutsal misyonların sebebi onların canlı varlıklardan olduğu düşüncesidir. Eliade’ye göre tüm madenler canlıdır ve bir cinsiyete sahiptir. Diğer canlılara göre yaşamları daha sakindir ve cinsiyetleri de daha belirsizdir[19]. Anlaşılacağı üzere madenler dünyada olduğu gibi eski Türklerin mitolojisinde yer bulmuştur.

* yagmuravsarr@gmail.com

[1] Emel Esin, Türk Kozmolojisine Giriş, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2001, s. 26.

[2] Ayşe Onat vd., Çin Kaynaklarında Türkler: Han Hanedanlığı Tarihi Bölüm 94 A/B: Hsiung-Nu(Hun) Monografisi: (Açıklamalı Metin Neşri), TTK Yayınları, Ankara, 2004, s. 9.

[3] Ali Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hun İmparatorluğu, TTK Yayınları, Ankara, 2001, s. 106.

[4] Onat, Çin Kaynaklarında Türkler, s. 59-60.

[5] Divanü Lûgat-it-Türk Tercümesi, Çev: Besim Atalay, C I, TDK, Ankara, 1985, s. 362.

[6] Alaaddin Ata Melik Cüveyni, Tarih-i Cihan Güşa, Çev: M. Öztürk, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1999, s. 103-104.

[7] İbrahim Dilek, Altay Destanları II, TDK Yayınları, Ankara, 2007, s. 41.

[8] Erhan Aktaş, Hakas Destan Geleneği ve Kahramanları, Kömen Yayınları, Konya, 2016, s. 131-132.

[9] Willi Bang ve G. R. Rahmeti, Oğuz Kağan Destanı, İÜ Yayınevi, İstanbul, 1936, s. 13.

[10] Ebü’lgazi Bahadır Han, Şecere-i Terakime Türklerin Soykütüğü, Haz. Muharrem Ergin, Kervan Kitapçılık, İstanbul, s. 30.

[11] A.V. Anohin, Altay Şamanlığına Ait Materyaller, Çev: Zekeriya Karavut – J.Meyermanova, Kömen Yayınları, Konya, 2006, s. 11.

[12] Dilek, Altay Destanları II, s. 68-69.

[13] Dilek, Altay Destanları II, s. 43-44.

[14] Emine Gürsoy Naskali, Altay Destanı Maaday-Kara, Yapı Kredi Yayınları, Nisan, 2015, s. 54.

[15] Naskali, a.g.e., s. 129.

[16] Mehmet Aça, Tıva Halk Masalları, Kömen Yayınları, Konya, 2007, s. 102.

[17] Dilek, Altay Masalları, s. 146.

[18] Dilek, Altay Masalları, s. 147.

[19] Mircea Eliade, Dinler Tarihine Giriş, Kabalcı Yayınları, İstanbul, 2003, s. 420.

Comment here