Genel Türk TarihiYağmur Avşar

Türk Mitolojisinde Kültler: Ateş Kültü

Bu makaleyi 14 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Yağmur Avşar

Kutsal Ateşin Ruhuna…

Ateş, insanlık tarihi açısından önemli bir yere sahiptir. Ateşle beraber birçok şeyin keşfi kolaylaşmıştır. İnsanların yaşamında olumlu yönde birçok farklılığa sebep olmuştur. Evrenin oluşması için gerekli olan dört elementten biri olan ateş, bu bileşenler arasında en önemlisi olarak görülebilir. Bu yüzden insanlar düşünce dünyalarında ateşe yer vermişlerdi. İnançlarda büyük yer edinirken ritüeller esnasında da en çok kullanılan simgelerden biri olmuştur.

Ateş nasıl keşfedilmiş ve nasıl kullanılmış olursa olsun, iyi-kötü, her şekilde insanlık için önemli bir adımdır. İnsanlar ateşten kendilerini korumak durumunda iken diğer yandan kışın onun sayesinde hayatta kalabilmişlerdir. Ateş bir yandan her şeyi yok edebilen, hareket eden ve ilerleyen de bir şeyken geceleri de koruma sağlayandır. Hem saldırma hem de koruma hizmeti görebilen bir silahtır. İnsanlar ateş sayesinde çiğ et yemekten kurtularak pişmiş yiyecekler yiyebilmişlerdir. İlerleyen zamanda ateş sayesinde metallerin işlenmesi ve silahların yapılmasıyla beraber insanlar için vazgeçilmez bir konuma ulaştı[1].

Ateşin tüm bu özellikleri insanlar tarafından zaman zaman olağanüstü karşılanmış ve bunun üzerine Türk inanç sisteminde de kültler oluşmuştur. Destan, efsane ve masallarda karşımıza çıkan ateş, Şaman ayinleri sırasında da özellikle kullanılmıştır. Şamanizm için doğadaki bazı unsurların yeri oldukça önemlidir. Ateş de onlardan biridir. Zira şamanlığın baş özelliklerinden biri ateşe hükmetmektir[2].

Türk kozmolojisinde doğada bulunan maddelere yönler tayin edilmiştir. Ateşin yönü ise güneydir[3]. Tunguzlar ve Moğollar arasında yaygın olan inanışa göre ilk insanın yaratılması sırasında dört yöne vurgu yapılırken ateşin kaynağının güney olduğu belirtilmiştir[4].

Ateşin bulunmasıyla ilgili efsanelerden anladığımız kadarıyla Türk mitolojisine göre ateşin kaynağı gökseldir. Arkaik halklar arasında inanca göre ateş, dünyanın yaratılmasıyla beraber ortaya çıkmıştır. Göktürk efsanelerine göre ateşi ilk bulan yarı insan yarı tanrı formunda bir Göktürk atasıdır. Ateşi bulmasıyla beraber Türkler yemeklerini çiğ yemekten kurtulmuş ve muzdarip oldukları soğuğa karşı da korunabilmişlerdir[5]. Altay Türkleri arasında yaygın olan inanışa göre ise Tanrı yarattığı insanlar üşümesin diye ateşi yaratmıştır. Efsaneye göre Tanrı Ülgen’in üç kızından biri ateşi, sert bir demir ve taşı birbirine sürterek keşfetmiştir[6].

Destanlardaki ve efsanelerdeki yaygın motiflerden biri ateştir. Ateş birçok durumun doğaüstü olduğunu anlatmak için kullanılan simgelerdendir. Oğuz Kağan destanında ateş motifi Oğuz Kağan’ın doğumu sırasında görülmektedir. Oğuz Kağan’ın ağzının ateş gibi olduğuna dair ifadeler kullanılmıştır[7]. Yine Oğuz Kağan destanında Oğuz Kağan’ın gökten bir ışıkla beraber inerek karşısına çıkan kızın alnında bulunan benin ateşli ve parlak olduğu ifade edilmiştir[8].

Ateşin günlük hayatta ve ayinler esnasında kullanılırken en çok dikkat çeken özelliği ise temizleme unsuru olduğuna inanılmasıdır. Türk halkları arasında yaygın olan inanışa göre ateş insanları kötü ruhlardan ve büyülerden arındırmaktaydı. Ateşin temizleme unsuru olarak kullanıldığı durumlarda asıl amaç kötü ruhları uzaklaştırmaktır. Uygur Türkleri arasında kötü ruhları uzaklaştırmak için yapılan törende ateşe batırılan bir çapa kullanılmaktadır. Ritüel esnasında ateşe batırılan çapa, kötü ruhun uğradığı kişinin üzerinde gezdirilirdi[9]. Batı Türk Kağanı İstemi Yabgu’ya giden Doğu Romalı Zemarkhos, Türkler arasında iki ateş arasından geçirme âdeti bulunduğuna dair kayıtlar bırakmıştır. Zemarkhos Sogdların topraklarına vardığı sırada kendisini karşılayan Türkler, Zemarkhos ve adamlarının yanında getirdikleri tüm eşyayı onlardan alıp bir yere yığmışlardır. Zemerkhos ve adamlarının yolunu kesenler arasında muhtemelen bir şaman bulunmaktadır. Çünkü Zemerkhos’un kayıtlarında buhur ağacının dallarıyla bir ateş yakıp, dualar ederken aynı zamanda davul çalarak kendinden geçen bir kişiden bahsedilmektedir. Eşyalar Şaman tarafından ateş vasıtasıyla kötü ruhlardan arındırıldıktan sonra Zemerkhos ve beraberindekiler de ateşten geçirilerek kötü ruhlardan arındırılmıştır[10].

Ateşin temizleme unsuru olarak görülmesi Yakut Türkleri arasında yaygın olarak karşımıza çıkmaktadır. Ateşle beraber dumanın iyi bir temizlik maddesi olduğu inancıyla, avcılar genellikle silahlarını ve avladıkları hayvanları ateşin dumanında tütsüleyerek temizlerdi. Yine Yakutlar kirlenmiş olduğunu düşündükleri bir gölde balık avlamadan önce yıldırım düşmüş bir ağacın kıymıklarını yakarak gölü tütsüleyip temizlediklerine inanırdı[11]. Ateş aynı zamanda Yakutlar arasında hastalıklardan koruyan ve arındıran bir güce de sahiptir. Özellikle salgın hastalıklar döneminde mümkünse yıldırım düşmüş bir ağacın kıymıklarından sürtme yoluyla yaktıkları ateşle; evleri, insanları ve hayvanları arındırabildiklerine inanırlardı[12].

Tüm bunların dışında ateşin ölü yakma (kremasyon) durumunda kullanılması söz konusudur. Çin kaynaklarından öğrendiğimize göre, Türkler ölülerini eşyasıyla birlikte yakarlardı. Cesedin ve eşyanın küllerini uygun bir zamanda toprağa gömerlerdi[13]. Ölü yakma geleneğinin muhtemelen Budizm’i kabul etmiş olan T’a-po Kağan zamanında ya da öncesinde Budizm’in etkisiyle Türkler arasında yayılmış olabileceğine dair görüşler mevcuttur[14]. Ölünün yakılarak defnedilmesiyle arda kalanlar ateşle temizlemek amaçlanmış olmalıdır. Uno Harva’nın aktardığına göre Sarı Uygurlar da ölülerini bazen yakarak defnetmiştir. Yakma işlemi akşam veya gece yapılırdı. Ölünün yakıldığı ateşin en harlı olduğu anda üstüne içki ve ekmek saçmak âdettendi[15]. Fadlan’ın naklettiğine göre Kırgızlar arasında ölülerini yakarak defnetme âdeti yaygındı. Onlar ateşin ölüleri temizlediğine ve günahlardan arındırdığına inanırlardı[16]. Hem Hudud el-alem’de[17] hem de Gerdizi’nin Zeyn ül-ahbar’da belirttiğine göre Kırgızların ölülerini yaktığı anlaşılmaktadır[18].

Ateşin temizleme gücü ile ölen insanların öteki dünyaya günahlarından arınarak gittiklerine inanılmaktadır. Aynı zamanda hasta olan birinin uğursuz sayılması gibi ölüm olayı da toplum arasında uğursuz sayılmıştır. Ateş, bu uğursuzluğu giderebilecek en etkili yöntemdir.

Ölüyü yakarak defnetme (kremasyon) âdetinin Güney Sibirya’da Andronova kültürü ile ortaya çıktığı düşünülmesine rağmen[19] bu geleneğin Neolotik Çağ’dan beri uygulandığı Serovo mezarlarından elde edilen örneklerden anlaşılmıştır[20]. Kremasyon geleneği Karasuk kültüründe (MÖ. 1200-700) görülmüş, sonrasında Tagar kültüründe (MÖ.b700-300) ise öncelikli bir yer teşkil etmiştir[21]. Ancak ölülerini yakan Güney Sibirya toplulukların hangi inanca mensup olduğunu net söylemek mümkün değildir. Buna rağmen Barthold, Kırgızların Şamanist olduklarını ifade etmiştir. Kırgızlar Budistlerle ve Müslümanlarla sıkı ticari ilişkiler kurmalarına rağmen, onların arasında bu inançların ne derece yayıldığına dair bir kanıya varılamamaktadır[22]. Kremasyon geleneğinin Kırgızlara Budizm üzerinden geçtiği düşüncesine dair net bir fikir beyan etmek bu yüzden zordur.

Ateşten faydalanılan uygulamaların dışında bir de ateşin ruhu için gerçekleştirilen ritüeller vardır. Bu ritüeller esnasında ateşin ruhuna kurban kesildiğini ve saçı saçıldığını görmekteyiz. Yakutların Er Sogotoh destanında ateşin ruhuna saçı saçılarak gerçekleştirilen bir ritüel ile karşılaşmaktayız. Destan kahramanı Alp kişi Er Sogotoh yola çıkmadan önce dua etmek için kutsal saydığı ateşe kımız dökmüştür[23]. Destanlar dışında benzer uygulamayı Yakutların günlük yaşantılarında da görebiliriz. Yakutlar yemeğe başlamadan önce ateşe yiyecek ve içeceklerden bir parça atarak ateşin ruhuna saçı saçmaktaydı. İnanca göre yemeğin ilk lokması, ilk kaşığı ateşe aitti[24]. Yakutlar arasında ateşin kutsallığı farklı bir boyutla ele alınmıştır. Ateşin keskin ve sivri şeyler ile karıştırılması, üzerine ayakla basılıp veya su dökülerek söndürülmesi yasaktır. Aynı zamanda ateşin insan dilini anladığına inanılır ve bu sebeple ateşe bağırmak veya azarlamak da kötü bir şey olarak addedilirdi[25].

Görüldüğü üzere ateş insanlar için çok şey ifade etmektedir. Bir imge, bir simge, bir araç ve bir amaç… Bir de ateşin efendisi olarak bilinen ”Demirci”ler var. O konuya bir başka yazımızda değinmek gerekir.

[1] Emile Durkheim, Dini Hayatın İlkel Biçimleri, Ataç Yayınları, İstanbul, 2005, s. 99.

[2] John Andrew Boyle, ”Ortaçağ’da Türk ve Moğol Şamanizmi”, Çev: Orhan Şaik Gökyay, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, C. XV, Nisan 1974, s. 6941.

[3] Emel Esin, Türk Kozmolojisine Giriş, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2001, s. 25

[4] Uno Harva, Altay Panteonu, Çev: Ömer Suveren, Doğu Kütüphanesi, İstanbul, 2014, s. 183.

[5] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojsi, C. I, TTK Yayınları, Ankara, 1995, s. 54.

[6] Ögel, a.g.e., C. I, s. 56.

[7] Willi Bang ve G. R. Rahmeti, Oğuz Kağan Destanı, İÜ Yayınevi, İstanbul, 1936, s. 11.

[8] Bang ve Rahmeti, s. 13.

[9] Aliekber Erkin, ”Uygur Türklerinde Büyücülük”, Uluslararası Kültür Araştırmaları Dergisi, S. 2, Haziran 2013, s. 180.

[10] Altay Tayfun Özcan, ”Menander Protector’un Doğu Roma Elçisi Zemarcus’un Göktürk Kağanlığı’na Yaptığı Seyahate İlişkin Kaydı” Kubaba Arkeoloji-Sanat Tarihi-Tarih Dergisi, S. 23, 2014, s. 31; Ali Ahmetbeyoğlu, ”Bizans Tarihçisi Menandros’un Türkler (Gök-Türkler) Hakkında Verdiği Bilgiler”, Tarih Dergisi, S. 50, 2010, s. 17.

[11] Harva, a.g.e., s. 187.

[12] Harva, a.g.e., s. 188.

[13] Liu Mau Tsai, Çin Kaynaklarına Göre Doğu Türkleri, Çev: Ersel Kayaoğlu, Deniz Banoğlu, Selenge Yayınları, İstanbul, 2011, s. 22.

[14] İsmail Çeşmeli, İskitler Hunlar ve Göktürkler’de Din ve Sanat, Cinius Yayınları, İstanbul, 2016, s. 75.

[15] Harva, a.g.e., s. 243.

[16] Ramazan Şeşen, İbn Fadlan Seyahatnamesi ve Ekleri, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2010, s. 70.

[17] Vladimir Fedoroich Minorsky, Hudûdü’l-Âlem Mine’l-Meşrik İle’l-Magrib, Çev: Abdullah Duman-Murat Ağarı, Kitapevi Yayınları, İstanbul, 2008, s. 51.

[18] Aktaran: Ramazan Şeşen, İslam Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, TTK Yayınları, Ankara, 2001, s. 64,78.

[19] Jean Paul Roux, Eskiçağ ve Ortaçağda Altay Türklerinde Ölüm, Çev: Aykut Kazancıgil, Kabalcı Yayınları, İstanbul, 1999, s. 219.

[20] Sergen Çirkin, Güney Sibirya Arkeolojisi ve Şamanizm, YKY, İstanbul, 2019, s. 39.

[21] Roux, Altay Türklerinde Ölüm, s. 219.

[22] V.V. Barthold, Kırgızlar, Çev: Ufuk Deniz Aşçı, Kömen Yayınları, Konya, 2002, s. 41.

[23] Metin Ergun, Yakut Destan Geleneği ve Er Sogotoh, TDK Yayınları, Ankara, 2013, s. 450.

[24] Harva, a.g.e.,  s. 193.

[25] Harva, a.g.e., s. 186.

Comment here