Genel Türk Tarihi

Geçmişten Günümüze Türk ToplumuundaÖlüm İnancı ve Cenaze Törenlerinin Uygulanışı – I

Bu makaleyi 12 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Abdulsamet Dalkıran[*] 

 

Tarihin ilk zamanlarından şimdiye kadar yaşamış bütün toplumlarda ‘ölüm inancı’ farklı şekilde algılanmıştır. İlk devirlerde bazı toplumlar, ölümün bir yok oluş olacağını, bu yüzden mutluluğun gerçek hayatta yaşanabileceğine inanmışlardır, bazı toplumlar, dünyada insan bir döngü içindedir, öldüğü zaman eğer bu döngüyü tamamlamazlarsa dünyaya tekrardan başka bir canlı veya cansız (reenkarnasyon) şeklinde gelmesidir. İlk zamanlarda birinin ölümünden sonra onu yakarak, günahlarından kurtulacağı inancı yaygındı. Semavi dinlerin gelmesiyle beraber Ortadoğu coğrafyasında (Musevilik) Avrupa coğrafyasında (Hristiyanlık) ve bütün dünyaya dini inancı yayma fikrini taşıyan (İslamiyet) ile beraber toplumlarda yavaş yavaş ölüm inancı yerleşti. Bu inanç gereği insanlar yaşamları boyunca Tanrı’nın gözetimi altında yaşayacak ve öldükten sonra Tanrı’ya hesap vereceklerdir. Tanrı’nın insanları sorgulamasından sonra onları cennet veya cehennemine yerleştirecektir. İnsanlık Tanrı’nın gazabından ve cehenneminden korktukları için hayatta iken iyi işler yapmakla mükellefti. Şayet iyi işler yaparlarsa Tanrı, onları cennetine alacak ve onlara orada sonsuz bir mutluluk verecektir. İşte yukarıda kısaca bahsettiğimiz değişik toplumlardaki ölüm inançları başlangıçta öldükten sonra dirilmeye inanmıyorlarken ve ölümü yok oluş görürlerken, Eski Türklerde başlangıçtan itibaren (tahmini 5000 yıllık tarih) tek Tanrı olan Gök-Tanrı’ya inanılmış ve öldükten sonra ona hesap verileceği inancını taşımışlardır. Eski Türkler, hayatlarının her anında iyi veya kötü her olayı Gök-Tanrı’ya bağlıyor. Yapılan iyi işlerde onun sevineceği ve Türklere daha çok yardım edeceği düşüncesi hakimdi. Eski Türklerde, öldükten sonra dirilme, cennete (uçmağ) veya cehenneme (tamu) gidileceği inancı vardı Bunun en büyük delili arkeolojik kazılar sonucu mezarlardan çıkarılan koşum takımları, yiyecek, kap, kacak, mezarların ev şeklinde yapılmasıdır.

 

Eski Türk İnancı “Gök Tanrı”nın Esasları

Eski Türkçede ‘-k, -g değişiminden dolayı Orhun Abideleri’nde yer alan ‘Kök Tengri’ kavramı günümüz Türkçesinde ‘Gök Tengri-Tanrı’ diye geçer. Tanrının yüceliğini belirtmek için kullanılan en eski Türkçe söz “Üze” kelimesi olmuştur. Eski Türklerde, kendisine bazen Gök-Tanrı (Kök-Tengri) bazen ise Türk Tanrısı denilen bir yaratıcıya inanılması Türklerin tek ilahlı bir anlayışı taşıdıklarını gösterir mahiyettedir. Türklerde tek bir Tanrı’nın yanında atalar kültü, tabiat kuvvetlerine inanma ve ölüm kültleri gibi birçok inanış bu dini anlayışı desteklemiştir. Hayatlarını Tanrı’nın sevgisini kazanmak ve cennetine (uçmağ)’a gidebilmek için idame ettiriyorlardı. Her olayı, Tanrı’nın gazabına ve hayrına bağlıyorlar, ona karşı gelmekten korkuyorlardı. Nitekim 328 yılında bir Türk hükümdarı bir başarısı üzerine kollarını semaya kaldırarak “Ey Gök (Tanrı) sana şükürler olsun”1 diye dua eder. Başka bir örnekte de Hun hükümdarı Liu Yüan, Çin prenslerinin birbiri ile mücadeleleri karşısında “Gök’ün iradesine karşı gelinmez.”2 diyerek mutlak gücün, hâkim gücün Gök Tanrı olduğunu dile getirmiştir. Tanrı kelimesi Türk topluluklarında her bölgenin fonetik özelliklerine göre Yakutlarda “tangara”, Kazan Türklerinde “teri”, Soyonlar’da “ter”, Çuvaşlarda “tura” ya da “tora”, Moğollarda “tenggeri” diye adlandırılmıştır.3 Ulu varlık anlamında kullanılan bayat (kadim), açu (baba), idi (sahip), ogan (kaadir) ve çalap (Mevla) tabirleri büyük ölçüde Tanrı’nın sıfatları olmalıdır.4 Kaşgarlı Mahmut’a göre Hunlar Gök Tengri (Ulu Tanrı)’ya inanıyor ve hem gök hem de Tanrı anlamını içeren “Tengri” kelimesini kullanırlar. Yukarıda bahsi geçen kültlerden kısaca bahsetmek gerekir. Fakat makalemizin ana konusu Türklerde ölüm inancı olduğundan ayrıntılarıyla bahsedemeyeceğiz. Eski Türklerde yer alan atalar kültü gereğince ölmüş ataları anar ve onlara kurban sunarlardı. Atalarına ait her türlü hatırayı sahiplenir ve onların mezarlarına yapılacak kötülükleri savaş kabul ederlerdi. Hunlar, Göktürkler ve Uygurlar, atalarının kutsal gördüğü mağaralarda onlara kurban sunarlar ve orayı mezbaha çevirirlerdi.5 Bu kült çerçevesinde, ölen kişinin yanında, at, kap-kacak, kılıç, hançer gibi ona ait birçok eşya da gömülürdü. Bu gömülme işleminin ayrıntılarına ilerleyen bölümlerde değineceğimizden şimdilik bu kadarla yetinmek gerekir. Türkler, atalar kültünün bir de tabiat kuvvetlerine inanırlardı. Tabiat kuvvetlerine inanç gereğince doğada yer alan ateş, ağaç, dağ vb, unsurların onları koruduğuna hatta ruhların olduğuna inanırlardı. Nitekim, Göktürklerde ve Tobalar’da kurban sunma adeti yıldızların hareketlerine göre belirlenmiştir.6 Bu kurban sunma adetinden sonra etrafa “Kayın Ağacı” dikerek orayı kutsal orman haline getirirlerdi.7 Kayın Ağacı, doğurganlığı ve hayatı temsil ettiğinden en çok kutsal görünen ağaç olmuştur. Göğün gürlemesini ise Gök-Tanrı’nın gazabına bağlıyorlardı. Eski Türk inancının esaslarının bir nevi birleşimi olarak bir de Türk Kozmolojisi (Evren tasavvuru) ile Türk Kozmogonisi (Yaradılış) unsurları vardı.

Kozmoloji (Evren Tasavvuru)

 

Türklerin genel dini olan Gök-Tanrı inancı çerçevesinde gelişen kozmoloji anlayışında Gök, gökyüzü, yıldızlar, hava boşluğu, gezegenler, dünyanın şekli ve adlandırılması, hava olaylarının oluştuğu yer, yaşadığımız yer her biri farklı isimlendirilmiş ve hepsine farklı anlamlar yüklenmiştir. Türkler, göğü, bir kubbe, çadır olarak algılamışlardır. Nitekim Oğuz Kağan Destanında “gökyüzü çadırımız olsun” denmiştir. Göğü 9 kat8 olarak betimlemişler ve gök kubbesinin sürekli dönmesine ise “Gök Çıkrığı”9 demişlerdir. Keza bu 9 kat algısı, 9 sayısı şamanların törenlerinde ve hakanın seçilme töreninde de kendini göstermiş olup gezegenlerin sayısını da 9 olarak belirlemişlerdir. Şamanlar, törenlerinde göğe çıkarken yedinci katta Ay’a, sekizinci katta Güneş’e ve dokuzuncu katta da Tanrı’ya ulaşırlar. Hava boşluğuna ise “kalıg”10 derlerdi. Bu kalıgta insan harici diğer canlılar yaşardı. Bu doğrultuda Kaşgarlı, “Kerkes kuşu, yüksek kalıgdan çakar”11 demiştir. DLT’de bu söz, sema, gök anlamlarıyla da karşımıza çıkar. KB’de ise “Kalıg Kuşları”12 diye geçer. Gök cisimlerine gelince İslamlıktan önceki Türk inancına göre güneş, doğunun ay ise, batının sembolü olmuştur. Çeşitli Türk Destanlarında güneş dişi ay ise eril olarak algılanmıştır. Diğer gök cisimleri olan gezegenler ve yıldızlara gelince, eski Türkler, gezegenleri “Ülker” diye isimlendirmiş ve onların sayısını 9 olarak belirlemiştir. Sıcak ve soğuk havaların sebebini gezegenlerin hareketleri sanmışlar. Yıldızlara da birtakım isimler vermiş ve onların ruhlarına inanmışlardır. Nitekim yıldızların hareketlerine göre kurban etme törenlerinin zamanını belirliyorlardı. Bu yıldızların isimleri Divan-ı Lügat ‘it Türk’te Müşteri (Jüpiter) yıldızına, “Erentüz”; Terazi (Mizan) yıldızına” Kara-Kuş”; Ülker (Süreyya) yıldızına, “Ülker”; Yedi Kardeşlere, “Yetigen”; Kutup yıldızına “Temür-Kazzuk”; Merih (Mars) yıldızına da “Bakır-Sokum”, denmiştir.13 Şüphesiz bu yıldızların en önemlisi Kutup Yıldızı olmuştur.

Eski Türkler, kutup yıldızını “göğün direği”14 olarak görmüşler ve şamanlar törenlerinde göğe çıkarken kutup yıldızından geçmek zorundaydı. Bu sebeple “göğün kapısı” adını da almıştır. Eski Türklerde dünya algısı ise iki açıdan olmuştur. Birincisi; bu dünyaya ölümlü (ölüglü) denmiştir. İkinci ise ahrete Ebedi Dünya (Menggü Acun) denmiştir15. Acun kelimesi eski Türkler tarafından dünya kelimesinin karşılığı olmuş olup, yaşayan varlıkların tümüne “Acunlar” dünyalık olmaya ise “Acunluk” dendi. Acun’u kendi devletleri gibi dört köşe olarak algılamışlar ve bu algılayış abidelere de “tört bulung” (Dört Taraf)16 diye yansımıştır.

 

 

1 İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2016, s. 296.

2 İbrahim Kafesoğlu, age. s. 297.

3 Harun, Güngör, “Eski Türklerde Din ve Düşünce”, Türkler Ansiklopedisi, Ed. Hasan Celal Güzel, C. III, s. 261- 282.

4 Harun, Güngör, agm.

5 Tanyu, Hikmet, Türklerin Dini Tarihçesi, Türk Kültür Yayını, 1978, s.20.

6 Kafesoğlu, İbrahim, age, s. 299.

7 Tanyu, Hikmet, age s. 20-21.

8 Ögel, Bahaeddin, Türk Mitolojisi, TTK Yayınları 2014, C. II. s. 186.

9 Ögel, Bahaeddin, age, C. II. s. 196.

10 Ögel, Bahaeddin, age, C. II. s. 194.

11 Mahmud Kaşgari, Divan-ı Lügat ’it Türk, TDK Yayınları, çev. R. Rahmeti Arat, C. III, s.46.

12 Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, İş Bankası Yayınları 2017, çev, Ayşegül Çakan, s. 29.

13 Kaşgari, age C. III, s. 40.

14Ögel, age, C. II. s. 214.

15 Kaşgari, age. C.III. s.378.

16 Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, Boğaziçi Yayınları, s.41.

[*] İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü

Comment here