Genel Türk Tarihi

Eski Türklerde Ölüm- II

Bu makaleyi 10 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Abdulsamet Dalkıran

Bu bölümümüzde kamlığın etimolojisinden bahsetmekten ziyade Eski Türk İnancındaki yerinden bahsedeceğiz. Onların birçok adlandırılması vardı ama biz esas olarak Kutadgu Bilig ve Divan-ı Lügat ‘it Türk eserlerindeki anlamlarından yola çıkarak esas konumuza geçeceğiz. Kaşgarlı, eserinde Kam kelimesini “kâhin”17 olarak belirtir. Nitekim, bu doğrultuda kamların her yılın başında çeşitli ayinler yaparak o yılın nasıl geçeceğini söylemeleri onların bir çeşit kahinlik yaptığını da gösterir. 18 Yusuf Has Hacib’in ölümsüz eserinde ise kamların hem ruhani (cin, peri) hem dünyevi hastalıkları tedavi ettikleri belirtilir ve onlar otacı (şifacı) diye anılır.19 Kutadgu Bilig’de aynı yerde

 

İnsan yaşarken hastalanabilir

hastalığı otacı görürse iyileştirir

Hastalık ölümün koldaşı

Ölüm ise yaşamın karşıtı

 

İfadelerine bakılarak onların görevlerinin ne olduğu hakkında fikir sahibi olunabilir.

Ölüm Kelimesinin Algılanışı

Bu konuda şüphesiz ilk kaynağımız başta Orhun Abideleri olmak üzere dikilen birçok abideler olmuştur. Orhun Abidelerinde çok sayıda “ölüm” kelimesi geçer. Fakat aynı kelime kullanılma yerine göre farklı anlamlar içermektedir. Örnek verecek olursak, “Türk milleti, Çin’in tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok öldün, Türk milleti öleceksin”20 Burada şüphesiz, Türk milletinin bağımsızlığını kaybetmesinden dolayı öldüğünden bahsedilir. İnsanın ölümünden ise “Zamanı Tanrı yaşar, insanoğlu hep ölmek için türemiş”21 Orhun Abideleri’nde 18 yerde “ölüm” kelimesi geçer fakat biz burada sadece iki örnek vermekle yetindik. Görüldüğü gibi Göktürk Çağı’nda, Türkler, bu kelimeyi hem milletin bağımsızlığının yok olması anlamında hem de insanın ölmesi anlamında kullanmıştır. Sonraki yıllarda DLT’de bu kelime, “ölüğ külidi (ölüyü gömdü)”22 şeklinde günümüz anlamında kullanılmış olup on bir yerde “ölü”, yedi yerde de “ölüm” kelimesi geçer. Önce ölüm kelimesinin anlamını ve algılanış şeklini vermemizin ana sebebi Eski Türklerde bu kelimenin tek anlam ifade etmemesi ve bu farklı anlamları belirtme isteğimizden kaynaklanmaktadır. Birinin ölümünden sonra özellikle kağanların ölümünden sonra “yoğ” cenaze merasimleri düzenlenirdi.

 

 Yoğ Merasimleri Öncesi ve Sonrasında Yapılan Ritüeller

Eski Türklerde biri öldüğü zaman “yoğ” denilen cenaze törenleri Bu kelime karşımıza ilk olarak Orhun kitabelerinde, “yoglat” (cenaze töreni yaptırmak)23 DLT’de ise “yoğ” kelimesinin karşılığı olarak “üç veya yedi güne kadar verilen yemek”24 ifadesi veriliyor. Orhun Abidelerinden anladığımız kadarıyla kağan öldüğü zaman çeşitli Türk boylarından “yasçı” (yas tutucu, ağlayıcı)25 isimli kişiler gelip ölenin arkasından üç veya yedi gün yas tutarlardı. Yine kitabelerde yas tutmanın karşılığı olarak “yoğlamak”26 Yukarıda kitabelerde ve DLT’de “yog” sözcüğünün anlamdırılmasını izah ettikten sonra bu merasimlerin uygulanış aşamasını geçebiliriz. Yog törenlerinin ilki DLT’de geçen Alp-Er Tunga’nın ölümünden sonra gerçekleştirilen ritüel olmuştur. “Herkes kurt gibi uluşuyor, yakasını yırtarak bağırıyor, ünü çıkasıya haykırıyor, gözü örülesiye kadar ağlıyor”27 Alp-er Tunga’nın acısıyla onun arkasından gözleri kapanıncaya kadar ağlamak, dövünmek ve bağırmak gibi ritüeller tarihin sonraki yıllarında da görülmektedir. Nitekim Bilge Kağan kardeşi Kül Tigin’in ölümünden şöyle bahseder; “Küçük Kardeşim vefat etti, ben yaslandım. Görür gözüm görmez gibi, bilir bilgim bilmez gibi oldu. Ben yaslandım zamanı Tanrı takdir eder, insanoğlu hep ölmek için türemiş, Böyle yaslandım, gözden yaş gelerek, gönülden feryat ederek yaslandım. İki şad, küçük kardeşim, kardeş oğullarım, oğullarım, beylerim ve kavmimin gözü kaşı olacak diye sakındım.”28 Burada da görüleceği üzere Bilge Kağan, kardeşinin ölümünden sonra muazzam yasa boğulmuştur. Bilge Kağan, babası Kapgan Kağan’ın ölümünün ardından düzenlenen yoğ merasiminden de söyle bahseder; “Baba kağan köpek yılı, onuncu ay, yirmi altıda uçup gitti. Domuz yılı, beşinci ay, yirmi yedide yas töreni yaptırdım. Bukağ vali … babası Lsiün Tay generalin başkanlığında beş yüz yiğit geldi. Kokuluk … altın, gümüş fazla fazla getirdi. Yas töreni kokusunu getirip diki verdi. Sandal ağacı getirip … Bunca millet, saçını, kulağını kesti.”29 Bu örneğimizde de görüldüğü gibi yas törenleri sırasında kan akıtma ritüeli vardır. Göktürklerin çağdaşı olan Çin’deki Tan ailesinin belirttiği ayrıntılar da bu şekilde olmuştur. “Ölüyü çadıra korlar, Oğulları, torunları, erkek kadın başka akrabası atlar ve koyunlar keserler ve çadırın önüne sererler. Ölü bulunan çadırın etrafında at üzerinde yedi defa dolaşırlar. (Göğün katları ile alakalı) Kapının önünde bıçakla yüzlerini kesip ağlarlar. Yüzlerinden kan ve yaş karışık olarak akar. Bu töreni yedi defa tekrar ederler.”30 Bu ayrıntıda gözümüze çarpan nokta atların ve koyunların da kesilmesidir. Türklerin Müslüman olduktan sonra yaşandığı söylenen ve sonraki yıllarda yazılı kaynağa geçirilen Dedem Korkut Kitabında yas sırasında karaların giyildiği ve dövünüldüğü vurgulanmıştır; “Beyrek’in babası kaba sarığını kaldırıp yere çaldı, çekti yakasını yırttı, oğul oğul diye böğürdü, zarılık kıldı. Ak pürçekli anası buldur buldur ağladı, gözünün yaşı döktü, acı tırnak ak yüzüne çaldı, al yanağını çekti, yırttı, kara sacını yoldu. Yedi kız kardaşı ak çıkardılar, karalar giydiler.”31 Günümüzde ise Şii Türklerin Kerbela zamanını yas olarak nitelendirip bu matem gününde kendilerine zincirle vurması kan akıtma geleneğinin devamı olarak görülebilir. Fakat Sünni Türklerde kan akıtma geleneği olmayıp onun yerine dövünürler. İslamiyet’in de etkisiyle bu dövünme eylemi genel olarak abartılmamaktadır. Çünkü fazla dövünmenin yaratıcının iradesine karşı gelme olduğuna inanılır. Orhun abidelerinde geçen “yasçı” sıfatı, günümüzde Anadolu’nun çeşitli yerlerinde özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde az da olsa varlığını sürdürmektedir.

 

Ölü için verilen yemek DLT’de “yogladı”32 kelimesiyle karşılanmış olup günümüz Türklerinde “ölenin arkasından helva, pilav veya sevdiği yemeği yaparak dağıtmak” olarak karşımıza çıkmaktadır. Ölü gömüldükten sonra yenilen yemeğe ise DLT’de “yoğ basan”33 denilmektedir.

 

 

 

17 Mahmud Kaşgari, age. C. III. S. 157.

18 Tanyu, age. s. 19.

19 Hacib, age. s. 327.

20 Ergin, age. s. 37.

21 Ergin, age. s. 59.

22 Kaşgarlı Mahmut, age. C. III, s. 272.

23 Ergin, age. s.107.

24 Kaşgari, age. C. III, s. 143.

25 Ergin, age. s.41.

26 Ergin, age. s.67.

27Kaşgari, age. c. I, s. 189.

28 Orkun, Hüseyin Namık, Eski Türk Yazıtları, Ankara 1994, c. I, s. 50-52.

29 Ergin, age. s.87.

30 Yıldız Kocasavaş, “Eski Türklerde Yas ve  Ölü  Gömme Adetleri,” Türkler Ansiklopedisi, C. III, s. 67-75.

31Orhan Şaik Gökyay, Dede Korkut Hikayeleri, Kabalcı Yayıncılık 2013, s. 90.

32 Kaşgari, age. c. III, s. 309.

33  Kaşgari, age. c. I, s. 398-399.

 

Comment here