Genel Türk Tarihi

Eski Türklerde Ölüm- III

Bu makaleyi 8 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Abdulsamet Dalkıran

Ölü Gömme Ritüeli ve Kurganların Özellikleri

Bir önceki konumuzda Türklerin yoğ (cenaze) merasimlerinden bahsettik. Şimdi ise Türklerin bu merasimlerinin sonunda ölülerini nasıl defin ettiklerinden ve kurganların özelliklerinden bahsedeceğiz. Eski Türklerde çeşitli defin işlemleri görülüyor (ölüyü yakma, mumyalamak, birden fazla ölü gömme ve ölüyü gömme)34 bu kadar çeşitliliğin olmasının ana sebebi kuşkusuz çeşitli Türk boylarının dini inanışlarından gelmektedir. Türklerde ölü ister yakıldıktan sonra külleri gömülsün ister yakılmadan gömülsün ister ise mumyalansın hepsinin koyulduğu mezar (kurgan) genel itibariyle kare veya dikdörtgen şeklinde olup mezarın dört tarafına taşlar koyulurdu.35 Kurganların bu şeklinin Türklerin dünyayı “tört bulung” diye adlandırmasının bir sebebi olarak görebiliriz. Çünkü her bir taş dünyanın bir yönünü simgelerdi. ‘Kurgan’ kelimesi anlam olarak “mezar üzerine yapılan höyük (tepe)” anlamına gelmektedir.36 Bu höyük, mezarın orta kısımlarına taşların yerleştirilmesiyle oluşturuluyordu37 Göktürler çağında yapılan hükümdar kurganlarının içi ölen hükümdarın mücadelelerini gösteren resimlerle süslenmiştir.38 Bu kurganların içine ölen kişi ile beraber nelerin gömüldüğünü ve ne anlam ifade ettiklerine daha sonra değineceğimizden dolayı burada sadece kurganların iç ve dış özelliklerine değinmekle yetinmek durumundayız. Bazı kurganların içine ölen kişinin mücadeleleri resmedilirken dışına da öldürdüğü kişilerin simgesi olan taşlar veya heykeller “balbal” dikilirdi.39 Nitekim Kültigin Abidesi’nde “Kırgız Kağanını balbal olarak diktim”40 yazar. Konumuzdan çıkmamak için balballar hakkındaki çeşitli fikirlere değinmeyeceğiz. Oğuzlarda ise kurganlar odacık şeklinde yapılırdı.41 Kurganların odacık şeklinde yapılması Türklerin öldükten sonra aynı yerde dirilmeye inandığını gösterir. Kurganların özelliklerine değindikten sonra şimdi Türklerde yer alan çeşitli ölü gömme ritüellerine geçebiliriz. E. Esin, Göktürklerde hükümdarın at üstünde, kendine ait eşya ve altın, gümüş, kürk gibi değerli hediyelerle birlikte yakıldığını, ilkbahar veya sonbaharda, küller gömülür, bir tapınak yapılarak veya “bengü taş” (sonsuz taş) denen bir kaya üzerine, ölenin kendisi ve savaşları tasvir edilir ve ağıt yazılırdı (E.Esin, A.g.e. s.49) diye belirtir. Aynı uygulama Kırgızlarda da var olmuştur. Nitekim bu doğrultuda Ögel “Ölülerin etrafını çevirip ağlarlar ve sonra da onu yakarlarmış. Kemiklerini toplar, bir sene sonra da kemiklerin üzerinden atlar ve sonra da mezar yapıp gömerlermiş (Ögel, a.g.e. s. 213) ifadesini kullanır. Çin İmparatoru’nun Göktürk Kağanı İl-Kağan’a yazdığı mektubunda, “Göktürklerin artık ölülerini yakmadıklarını, atalarının yolunda ayrıldıkları için Tanrı’nın gazabına uğrayacaklarını” (Ögel, a.g.e. s. 660) yazıyordu. Bu mektuptan da anlaşılacağı üzere Türklerde ölü yakma ritüelinin geneli kapsamadığı ve bu ritüelden dolayı Tanrı’nın gazabına uğradıkları belirtiliyor. Bu ritüelin Hind etkisinden mi yoksa İran etkisinden mi kaynaklandığı tam olarak bilinmiyor. Bu cihetle de ölü yakma konusunun üzerinde fazla durma gereğini görmemekteyiz. Eski Türklerde, hakanların ve soylu kişilerin cesetlerinin mumyalandığını görmekteyiz. Mumyalama sırasında mide, bağırsak ve ciğerler çıkartılır ve böylece insanın içindeki kötülükler çıkardı. Bunların yerine kokulu otlar, kozalaklar ve topraklar yerleştirilmiştir. Dışarıdan kötü ruhların girmesini engellemek için ise lifler ile beden sarılırdı.(A. Karamürsel, a.g.m.) 1926 senesinde Mengücek Bey’in iki katlı ve yedi köşeli türbesi açıldığında ise burada Mengücek Bey’in cesedinin hala bozulmadığının görülmesi bu geleneğin devamı olsa gerektir. Daha sonraki yıllarda Osmanlı Devleti döneminde, önce I. Murat’ın Kosova Savaşında şehit olması dolayısıyla onun iç organlarını çıkarmak sureti ile mumyalanmış olması ve I. Süleyman’ın Zigetvar Seferi sırasında ölmesinin ardından aynı işlemin ona yapılması Eski Türklerde yer alan mumyalanma geleneğinin uzun bir süre devam ettiğini gösterir mahiyettedir. Altaylarda, Hunlara ait Katanda Kurganında iki ceset’in üçer ayaklı sedye üzerinde gömülmesi,(Ögel, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, s,61) Türklerde birden fazla gömülme şeklinin olduğunu da gösterir. Ekseriyetle Türklerde ölüyü gömme ritüeli uygulanmıştır. Eski Türkler’e ait kurganları incelediğimizde ise ölü ile beraber yiyecek, at ve at koşum takımları, kap kacak, kılıç, hançer vb. ölü’nün hayatında kullandığı eşyaların onunla birlikte gömülmesi Türkler’in dini inanışı ile alakalı olup onların öldükten sonraki yaşam’a inandıklarını gösterir. Bu konuda A. İnan, “Pazırık höyüğünde on atın nişanlarının ayrı ayrı olması on şahsa ait değil, on kavime ait olduğunu gösterir. (A.İnan, İkinci Tarih Kongresi, s. 142)

 

 

Yukarıdaki resimde Pazırık Kurgan’ın bir bölümünün renklendirilmiş halini görmekteyiz. Görüldüğü üzere kurgan oda şeklinde yapılmış olup ölen kişi’nin atı da onunla birlikte gömülmüştür. Ölen kişi ile birlikte gömülecek hayvanın erkek olması gerekmekteydi ve bu at, onun ahiret yolculuğunda yoldaşı olacaktı. Türk Tarihi’nin ilk çağlarından itibaren birinin ölümünün ardından çeşitli varyasyonlarda sagu (ağıt)’lar söylene gelmiştir. Peki bu ağıtlar arasında bir devamlılık var mıdır? Şimdi bu soru üzerinde duracağız.

 

34 Karamürsel, Alim, “Türklerde Mezar Geleneği, Türkler Ansiklopedisi, c. III, s. 76-79

35 Ciro Lo Muzio, “Erken Dönem Türklerinde Defin İşlemleri”, Türkler Ansiklopedisi, C. III, s.123-128.

36 W. Barthold, “Türklerde ve Moğollarda Defin Merasimi”, Belleten, 43, s.516.

37 Ögel, Bahaeddin, İslamiyet’ten Önce Türk Kültür Tarihi, TTK Yayınları, Ankara 2014, s.139.

38 Esin, Emel, Türklerde Maddi Kültürün Oluşumu, Kabalcı Yayınevi 2006, s.132.

 

 

 

Comment here