Genel Türk Tarihi

Eski Türklerde Bozkır Kültürü

Bu makaleyi 9 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Büşra Güler

Eski Türklerin yaşantısıyla ilgili bilinen en büyük yanlış, eski Türklerin “göçebe” olduğu bilgisidir. Zira her millet; dil, din, düşünce tarzı ve yaşantı biçimi gibi çeşitli sosyal faktörler ile kendisine ait bir kültürü ortaya koyar. Orta Asya’da tarih sahnesine çıkmış ve tarihe yön vermiş olan Türkler de “bozkır kültürü”nü meydana getirmişlerdir.

Antropologların yaptığı kazılarla birlikte ortaya koyulan çalışmalar Türklerin kültürünün Andronovo kasabası etrafında şekillendiğini ortaya koymuştur. Bu kültür, Türklerin bozkır kültürünün başlangıcı sayılmaktadır. Türklerin bozkır kültürünün temsilcisi olarak kabul edilecek olan ilk devlet de Asya Hun Devleti’dir. Asya Hun Devleti ile ilgili elimizde bulunan en eski tarihi belgeler m.ö. 318 tarihine dayanmaktadır. Her ne kadar m.ö. 550’li yıllarda yaşamış olan kahraman Alp Er Tunga ile ilgili çeşitli tarihi anlatılar ve eserler bulunsa da  [Firdevsî’nin Şehname’si (XI. yy) / Kutadgu Bilig (1069-1070) / Divân-ü Lügat’üt-Türk (1074)] Türklerin tarihinin başlangıcı Hun Devleti olarak kabul edilmektedir.

Bozkır kültüründe yaşayan Türklerin en önemli geçim kaynağı hayvancılıktı. Türklerin besicilik ile uğraşması donucu yaylak-kışlak yaşam biçimini benimsemiş olması, Türklerin göçebe bir toplum olduğunu düşündürmüştür. “Hâlbuki göçebelerin inançları, hukuk ve devlet anlayışları, ahlak telakkileri ve kullandıkları ana kültür materyali ile Türklerdeki aynı sahalara ait unsurlar ve malzeme arasında bağlantı kurmak hayli müşkildir. Türklerde sistemli bir besicilik, inançta tek tanrıcılık, hukukta evrensellik, ailede adalet, mazide tarihîlik, ahlakta şövalyelik (alplık) vb.. var iken, göçebelerde daha çok “asalak” ekonomi, çok tanrıcılık (veya totemcilik), aile çerçevesini aşmayan bir hakimiyet anlayışı (aşiret devleti), tarihsizlik görünmektedir.” (Kafesoğlu, Türk İslam Sentezi, s.52-53)

Andronovo kültürüne mensup olan insanların yani bozkır kültüründe yaşayan Türklerin hayatında önemli yere sahip olanların başında gelen iki unsur “at” ve “demir”dir. Atı ilk evcilleştirenlerin de Türkler olduğu artık kabul edilmiş bir gerçektir. Konuyla ilgili Alman antropolog Prof. Dr. W. Koppers; “Atın ehlîleştirilmesi ve atlı-çoban kültürünün ortaya konması ilk Türklere bağlanabilir. Bu başarı, kavimlerin ve diğer kültürlerin gelişmesinde fevkalade neticeler vermiştir: Tarihî ilişkilerin gösterdiği gibi, büyük devlet esası için gerekli şartlar ancak bu sayede belirebilmiştir.” Bu anlamda Türklerin yaşantısında at; dinî, iktisadî ve sosyal açıdan önemli bir yere sahiptir.  Sürüler halinde yaşayan Türkler atın etini yerler, atı kurban olarak Tanrı’ya sunarlar ve savaş atlarını yabancı kavimlere ihraç ederek gelir sağlarlardı. Türkler ile sürekli ilişkiler içinde bulunan Çinliler, savaş atlarını en çok ithal eden kavimdi. Çin kaynaklarında da Türklerden ithal edilen atların ipek kumaşlarla mübadele edildiği belirtilmektedir. Yine aynı kaynaklar, Gök-Türk çağında Türklerin elinde bulunan 11 cins attan bahsetmektedir ki bu da Türklerin atı ehlileştirme ve eğitme konusunda ne kadar ustalaştığını göstermek için yeterlidir. Konuyla ilgili L. Ligeti şu tespitte bulunmuştur: “Anlaşılıyor ki, m.ö. 4. asra kadar Çin’de tipik Hun atlı kültürü tamamiyle meçhuldü. Geleceğin okçu Hun savaşçısı daha çocuk çağında eğitimlere başlıyor, koyun sırtında biniciliği deniyor, önce sincap, gelincik ve kuşlara, sonra tilki ve tavşanlara ok atarak, atıcılığa alışıyor, büyüdüğü zaman mükemmel bir atlı muharip oluyordu.” 4.-6. yy Batı kaynakları da Türklerin at ile ilişkilerinin daha çocuk yaşta başladığını belirtmektedir. İşte Türklerin sosyal hayatında bu denli önemli yere sahip olan atlar, özellikle Asya Hunları döneminde ad konulan, öldükten sonra törenle gömülen, yeri geldiğinde kutsal sayılan bir varlık olarak görülmekteydi.

At kadar demir de Türklerin yaşantısına önemli katkılarda bulunmuş bir unsurdur. Özellikle ekonomik açıdan yerli-çiftçi halklar, demir sayesinde Türklerin siyasi hâkimiyetine girmiştir. Yenisey Nehri bölgesinde ve Salınçak, Onugug havalisinde bolca bulunan demir rezervi sayesinde, burada yaşayan Altaylılar demir işlemede öncü olmuşlardır. Demirin Türkler tarafından işlenmeye başladığı tarih tam olarak bilinmese de, Türklerin at ile çok geniş sahalarda kolayca siyasi hâkimiyet kurmaları açısından ve aynı zamanda demirden yapılan silahların çok geniş bir sahada kullanılmasına bakarak bu tarihin m.ö. 2. Binler olduğu tahmin edilmektedir. Tanrı Dağlarında Kargalı kurganının 1. Katında bulunan demir eşyalar ve bu eşyaların m.ö. 1. yüzyıllara ait olması da önemli bir ayrıntı olarak karşımıza çıkmaktadır. M.ö. kullanılan Hun dilinde, Çin kaynaklarında da geçmekte olan en eski sözcüklerden birinin “demir” olması da Trüklerin ciddi demir istihsal eden bir millet olduğunun kanıtlarındandır.

“Gerçekten Türk siyasi ve sosyal hayatında ata kutluluk derecesinde değer verdiren ve destanlarında, yeminlerinde bağlılığını dile getirdiği demir ve demirciliği aynı kutsal mertebeye yükselten bu kültür, Türklerin atalarını diğer topluluklardan farklı bir dünya görüşü ve yaşayış tarzına götürmüştür. Savaşçılık kabiliyetini iyice güçlendiren demirciliğin yanında, otlak ve su için mücadeleler dolayısıyla metaneti artan bozkırlı, aynı zamanda, huzur içinde yaşayabilmek için insanların karşılıklı saygı hissi ile donanması gerektiğini de öğrenmiş ve kütlelerini sürekli olarak barış halinde tutabilmek için toplulukta herkes tarafından riayeti zarurî bir “hukuk” düşüncesine ulaşmıştır.” (Kafesoğlu; Türk İslam Sentezi, s.60) işte sınır tanımayan bir dünya görüşü sunan bozkır hayatı ve atın Türklere kazandırdığı sürat, aynı zamanda silahlanmasına ve ekonomik açıdan bağımsızlaşmasına büyük katkı sağlayan demir, Trüklerin çevre kavimlere, asalak göçebe toplumlara karşı siyasi bir üstünlük yakalamasına vesile olmuştur. Aynı zamanda Türklerde il “hukuk” ve “devlet” kavramlarının ortaya çıkışını da bu bozkır kültürüne bağlamak yanlış olmayacaktır.

 

KAYNAKÇA

  • İLGEN, Abdülkadir; “Bozkır Göçebelerinde Sosyo-Ekonomik Yapı”, Journal of Social Policy Conferences, 2010
  • KAFESOĞLU, İbrahim; “Türk İslam Sentezi”, Ötüken Neşriyat
  • KOPPERS, Wilhelm; “Etnolojiye Dayanan Cihan Tarihinin Işığı Altında İlk Türklük ve İlk İndo-Germenlik, İstanbul Maarif Matbaası, 1941
  • LIGETI, Lajos; “Attila ve Hunlar”, Asya Hunları, İstanbul, 1962
  • SAVRAN, Hülya; “Türklerde Bozkır Kültürü ve Bu Kültürün Günümüze Çevresel Etkileri”, Türkbilig, s.38:107-117, 2019
  • YILDIRIM, Elvin; “Bozkır Kültürünün Ortaya Çıkışı ve İlk Atlılar”, Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsüsü, İstanbul, 14 Nisan 2018

Comment here