Genel Türk Tarihi

Eski Dönem Çin Tarih Yazımı Hakkında Kısa Bir Eleştiri

Bu makaleyi 14 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Enes Adıgüzel

Tarihle ilgili olan herkes bilir ki eski dönem Türk tarihi hakkında bildiklerimizin büyük bir kısmı Türklerin sürekli etkileşimde oldukları Çinlilerin yazdıklarına dayanır. Çin kaynakları sayesinde tarihimizin büyük bir kısmı aydınlatılmıştır diyebiliriz. Fakat bununla birlikte Çinli tarihçiler azımsanmayacak derecede de aydınlatılması zor durumlar yaratmışlardır. Bu nedenle Çin kaynaklarının da dikkat edilmesi gereken bazı hususları vardır. Bu yazıdaki amacımız da belirli hususlarda eski dönem Çin kaynaklarının tenkidini yapmaktır.

Çin tarih yazımının özellikle yabancıları ele alan bölümleri için bir tür askeri raporlar denilebilir. Bunlar olayları yorumlamak ve detaya girmek yerine “Hunlar şu tarihte akın düzenledi, bu tarihte elçiler gönderdiler, Türkler şu tarihte isyan etti, bu topluluklar şöyle yaşarlar, gelenekleri böyledir” gibi detaydan yoksun kısa bilgiler verirler. Bu durum diğer topluluklar için de geçerlidir. Olayların tarihleri ise başlarında bulunan imparatorların saltanat yıllarına göre düzenlenmiş olup bir olaydan bahsedildiği vakit “x imparator devrinin bilmem kaçıncı yılında” diye tarih düşerler ki bu bir bakıma olayların net tarihini tespit etmeyi zorlaştırmaktadır. Bir diğer zorlaştırıcı unsur da yabancı toplulukların adlarını Çinlilerin kendi telaffuzlarına veya insaflarına göre kaydetmeleridir ki bu durum bugün bile kaynaklarda bahsedilen toplulukların ve kişilerin asıl adlarının ne olduğunu bilmemizi zorlaştırır.[1]

Bunun dışında Çinlilerin sınırlarının ötesindeki yabancılar hakkında tarihe düştükleri notların asıl amacı düşman veya potansiyel düşman olarak gördükleri yabancı kavimler hakkında istihbarat toplayarak onları tanımak ve buna göre stratejiler üretmektir diyebiliriz.[2] Dolayısıyla bir toplulukla ne kadar etkileşime girerlerse Çinliler o topluluğu daha fazla öğrenmek istemiş, onlar hakkında daha fazla detay vermeye başlamıştır. Fakat daha uzakta olan ve daha az etkileşime girdikleri topluluklar hakkında bilgiler daha azdır veya söylentilere dayanır.[3] Bunun dışında Hunlar ve Gök-Türkler gibi kendileriyle etkileşimde bulunan büyük toplulukların ilk zamanları hakkında bilgi sahibi olmayan Çinliler onlar arasında söylenen efsaneleri derleyip bu toplulukların başlangıçlarını efsanelerle ele aldıktan sonra daha net tarihi detaylar vermeye başlamaktadırlar.[4] 2019 Mart ayında Marmara Üniversitesi’nde “Türk Tarihinde Liderler ve Liderlik Stratejileri Ulusal Sempozyumu”nda görevli olarak yer almıştım. Ahmet Taşağıl, Konuralp Ercilasun, Kürşat Yıldırım ve Ali Ahmetbeyoğlu hocalar konuşurken Tufan Gündüz Hoca Mo-tu’nun gençliği hakkında söylenen efsaneyle karışık olayların belki de Çinlilerin kendilerine ibret olması için uydurmuş olabileceğine dair şakayla karışık bir yorum yapmıştı. Oysaki Çinliler, Avrupa Hunları hakkında yazan rivayetçi batı tarihçileri gibi olağanüstü şeyler uydurmak yerine çoğunlukla Türkler veya diğer topluluklar arasında söylenen rivayetleri ele almışlardır. Çünkü tarih yazımları rapor tarzında olduğu için kısaca “yabancıları tanımak, gözlemleri kaleme almak, bilinmeyen hakkında o topluluktan bilgi toplamak” şeklindedir.

Ayrıca yabancılar hakkında Çin kaynaklarında yazılanlar taraflı bir biçimde yazılmışlardır. Mesela Çinliler, Hunları vergiye bağladığı zaman kaynaklarda övünçle anlatırken[5] Hunların Çin’i vergiye bağladığı dönemlerde ise Çinliler Hunlara verdikleri haracı sanki bir hediye sunuluyormuş gibi bahsederler.[6] Hunların zaferlerini “x yerine saldırıp yağmaladılar, sınıra taarruz ettiler” diye kısa bir şekilde geçiştirmişlerdir fakat bunun aksine Çinliler kendi faaliyetlerini ve zaferlerini detaylı bir şekilde kaynaklarda işlemişlerdir.

Çinliler yabancı topluluklar hakkında raporlar yazarken kendilerinde bulunan gelenekleri değil de daha çok onlara ilginç gelen gelenekleri ele almışlardır. Mesela Rouranlar hakkında “elbiselerini, ellerini yıkamazlar, saçlarını düzeltmezler” diye bahseden[7] kaynaklar Rouranların çağdaşı Yüeban Hunları[8] için “günde üç defa yıkanmaktadırlar” demektedir.[9] Bunların yanısıra Türklerdeki tahta çıkış töreni,[10] Hunlarda Yüeçi kralının kafatasından içki kadehi yapılması,[11] kuzeydeki topluluklarının yaşayış tarzları gibi bir Çinli için sıradışı gelen gelenekler daha çok Çin kaynaklarında yer edinmiştir. Şu unutulmamalıdır ki Çinliler kendilerinde olduğu gibi yabancı topluluklarda da olan uygulamalar ve gelenekler hakkında pek malumat vermezler. Mesela Hunlar hakkında bahsettikleri “konargöçer yaşarlar, hayvancılıkla uğraşırlar, suları ve çayırları takip ederler”[12] bilgisine dayanılarak Hunların tarımla uğraşmadıkları hakkında yanlış bir kanaate varılabilir. Oysaki burada olan durum aslında Hunlardaki tarımın Çinlilere göre daha az ve ilkel bir şekilde yapılmış olmasıdır.[13]

Bunların dışında Çinliler, Çinin kuzeyinde bir dönem yaşamış Hun ve Sienpi bakiyelerinin Çin adet ve geleneklerini benimsemesi üzerine onlar hakkında “bunlar artık Çinlileşmişlerdir” demektedir[14] ki bu durum Çin’deki yabancı toplulukların incelenmesini oldukça zorlaştırmaktadır. Çünkü Çinliler bir süre sonra o topluluklardan bir daha farklı bir isim altında bahsetmemeye başlar ve o topluluğun adı tarihten silinerek Çinlilerin arasında karışır. Böylece Çin’e göre Çinli gibi davranan, Çince konuşup Çince isimler alan biri o dönemlerde etnik kökenine bakılmaksızın Çinli olarak telakki edilirdi.[15] Çin’in kuzeyinde kaç topluluğun adı belki de böylece tarihten silinmiştir, kim bilir?

Böylece eski dönemlerde Çinlilerin kendilerine yabancı topluluklar hakkındaki tarih yazımının kısa bir eleştirisini yapmış olduk. Sonuç olarak Türkler ve diğer topluluklar hakkında yazılan malumatların çoğu kendilerini dünyanın merkezinde gören bir zihniyete sahip Çinliler tarafından yazıldığı için dikkat edilmesi gerekmektedir. 

 

 

 

 

 

Kaynakça

Eberhard, W.  – Çin Tarihi, TTK, 2007, Ankara

– Çin’in Şimal Komşuları, TTK, 1996, Ankara

– Muahhar Han Devrinde(MS.25-220) Hun Tarihine Kronolojik Bir Bakış, Belleten Makalesi, Cilt: IV, Sayı: 16, 1940

Erkoç, H.İ. – Türk Mitlerindeki Motifler (VI.-VIII. Yüzyıllar), JOTS, 1/1, 2017: 36-75

Liu Mau-Tsai – Çin Kaynaklarına Göre Doğu Türkleri, Selenge Yayınları, 2019, İstanbul

Onat, A., Orsoy, S., Ercilasun, K. – Han Hanedanlığı Tarihi, Hsiung-nu(Hun) Monografisi, TTK, 2015, Ankara

Otkan, P. – Tarihçinin Kayıtları’na(Shi Ji) Göre Hunlar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018, İstanbul

Ögel, B. – Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi(I) TTK, 2015, Ankara

– Türk Mitolojisi(I), TTK, 2014, Ankara

Taşağıl, A. – Bozkırların İlk İmparatorluğu Hunlar, Yeditepe

[1] Mesela Çin kaynaklarında Hsiung-nu(Xiongnu) diye transkribe edilen “Hun” adına 311 yılında Çin’in tarihi başkentlerinden Luo-yang’a giden bir Soğdlu ticaret heyetine ait mektup sayesinde ulaşılmıştır. Bu mektupta Luo-yang’ın Hunların eline geçtiği belirtilir.(Taşağıl, 2020, s.22)

[2] Örneğin Wang Mang(9-23) devrinde yaşamış Çinli bir general olan Yen Yu önceki yıllara ait tarihi kayıtlardan yola çıkarak Hunlarla savaşmanın zorluklarını ele almaktadır. Böylece Çinlilerin tarih yazımlarını düşmanlarına karşı strateji üretmek için kullandıklarını görmekteyiz.(HHT, 2015, s.85-87)

[3] Örnek verecek olursak 947-953 yılları arasında Kitanların yanında seyahat eden Hu Qiao, Xian Lu Ji adlı eserinde kuzeyde çok soğuk bir ülkede yaşayan insan vücutlu ama öküz ayaklı bir topluluktan bahseder.(Erkoç, 2017, s. 65) Bu bilgi söylentilere dayanmakta olup muhtemelen bu topluluk hayvan derisinden yapılan bir tür ayakkabı giymekteydi. Çin kaynakları Hunların kuzeyinde bulunan Tinglingler için de “dizlerine kadar kıllarla örtülüdür, at gibi tırnakları vardır” derken(Eberhard, 1996, s.71) aslında onların hayvan derisinden yapılma ve hayvan ayaklarına benzeyen ayakkabıları kastedilmektedir. Fakat söylentiler bunların öküz ayaklı olduklarına dair bir efsane oluşturmuştur.

[4] Hunların ilk dönemleri ve Mo-tu’nun gençliği hakkında efsaneler için bkz. (Otkan, 2018, s,57-66; Ögel, I, 2014, s.8-10) ve Gök-Türklerin ilk dönemleri hakkında efsaneler için bkz. (Liu Mau-Tsai, 2019, s.13-16; Ögel, a.g.e. s.22-28, 30-34)

[5] Çinliler Hunların iyi ilişkiler kurmak için takdim ettikleri malları birçok kez haraç olarak kabul etmişlerdir. İlginçtir ki 166 yılında Roma İmparatorluğu’ndan Çin’e gelen elçilik heyetinin yanlarında getirdikleri hediyeleri de Çinliler haraç olarak kabul etmişlerdir.(Bazı örnekler için bkz. Eberhard, Belleten s.349,359,363,364,375)

[6] Hun İmparatoru Mo-tu’nun(mö. 209-174) mö. 200 yılında Han Hanedanlığı İmparatoru Gaozu’yu(mö. 202-195) Baideng Savaşı’nda mağlup etmesinden sonra Hunlara yıllık ipekli kumaşlar, içki, pirinç ve yiyecek sunmaya başlayan Çinliler kaynaklarda bunları vergi veya haraç olarak belirtmemişlerdir. Ayrıca mö.198’de yapılan Ho-çin antlaşmasından itibaren Hunlara verilmeye başlanan yıllık vergiyi Çin kaynakları hediye olarak anmaktadırlar.(Otkan, a.g.e. s.69-70; HHT, 2015, s.15)

[7] Eberhard, a.g.e. s.100: Rouranlar veya Ruan-Ruanlar bir dönem Gök-Türkler’in kurucu boyu Ashinaların tabi olduğu topluluk olup Bumin Kağan tarafından 552’de ortadan kaldırılmışlardır.

[8] Ögel, II, 2015, s.296-298: Kuzey Hunları 91 yılında Çin akınıyla bozguna uğrayınca Hunların bir kısmı batıya göçüp Kuça’nın kuzeyinde V. yüzyıla kadar süren Yüeban Devleti’ni kurmuşlardır.

[9] Eberhard, a.g.e. s.89

[10] Gök-Türklerde tahta çıkış töreni için bkz. (Liu Mau-Tsai, a.g.e. s.20)

[11] Mo-tu’nun oğlu Kiok’un(mö.174-160) Yüeçi kralını mağlup edip kafatasından içki kadehi yapması hakkında bkz.(Ögel, I, 2015, s.353)

[12] HHT. 2015, s.1

[13] Eberhard, a.g.e. s.6

[14] Örnek verecek olursak Çin’in Şensi bölgesinin kuzeyinde bulunan Yi-ch’ü Hunları mö. 314 yılında Ch’in Hanedanlığı tarafından mağlup edildikten sonra Çin kaynakları onları Güney Çinlileri olarak zikretmeye başlamıştır. Çünkü Yi-ch’ü Hunları o dönem kuzeylerindeki soydaşlarının aksine Çin içlerinde yerleşik hayatı benimseyip şehirler, kaleler ve karakol kuleleri kurmuşlardı. (Ögel, I, s.54; Eberhard, a.g.e. s.132-133) Ayrıca Çin’in kuzeyinde IV. ve VI. yüzyıllarda hüküm süren Hun-Sienpi karışımı bir topluluk olan Tabgaçların büyük bir kısmı da devlet idaresinde ve kültürel anlamda yaşanan Çinlileşmeden dolayı Çinliler arasında eriyip gittiler. Tabgaçların Çinlileşme süreci için bkz. (Eberhard, 2007, s.163,167-171)

[15] Eberhard, 1996, s.7

Comment here