ÇeviriEskiçağ

Roma’da Günlük Yaşam

Bu makaleyi 18 dakikada okuyabilirsiniz

Yazar hakkında: Donald Lincoln Koleji’nde Antik dönem, Ortaçağ ve Amerikan Tarihi dersleri vermektedir. Büyük İskender’i öğrendikten sonra, her zaman tarih öğrencisi olmuştur. Öğrencilerine bilgilerini aktarmaya isteklidir.

Not: Yazının orijinal hâlinde kullanılan fotoğrafları bağlantıda bulabilirsiniz.

Çeviren: Malik Aktay

Roma Cumhuriyeti’nin ilk günlerinden itibaren rezil ve kepaze Caligula, Nero ve Commodus gibi İmparatorların geçici saltanı boyunca Roma İmparatorluğu büyümeye devam etti. Sınırları Akdeniz’in tümünü kapsamasının yanı sıra kuzeydeyse Galya ve Britanya’ya kadar uzanmıştı. Tarih imparatorların tiradlarını kullanmasının yanı sıra kahramanların ihmal edilişini de kaydetmiştir. İmparatorluğun görevlileri utanç verici işler yapmasına rağmen, imparatorluk vatandaşların sırtında yükseldi, bu duymadığımız ve görmediğimiz insanlar genelde tarihin karanlık sayfalarında kaybolurlar. Roma Yunan, Suriyeli, Yahudi, Kuzey Afrikalı, Galyalı, Britanyalı ve İberyalılar’la birlikte dünyada herhangi bir şehir gibi Roma’da kozmopolit bir şehirdi. Ortalama bir Roma vatandaşı her sabah uyanır, çalışır, dinlenir ve yerdi. Bu süreç içerisinde erkek ya da kadın sıklıkla telaşlı bir gün geçirir ve bu şekilde yaşamlarını sürdürürdü.

Nüfus Hareketi

Şehirlerin dışında, kasabalarda ve köylerde, insanlar hemen hemen yalın bir hayat yaşıyorlardı. Hayatları kendi emeklerine bağlıydı. Ancak, ortalama bir şehir sakininin farklı ve çoğunlukla rutin bir yaşamı vardı. İmparatorluğun kentsel yaşamı (Roma, Antakya ya da Kartaca) ufak kasabalar ve çiftliklerdeki çoğu insanı daha iyi bir yaşam arayışı için bir mıktanıs gibi çekiyordu. Ancak asla gerçekleşmeyecek sözler ile gelen binlerce insan, şehrin fakir bölgelerinde yaşamak zorunda kaldılar. Yapmak istedikleri işler orada değildi ve sonuç olarak evsiz insanlar şehrin her yerinde belirmeye başladı. Buna rağmen yeni gelen bireyler için mevcut işler vardı fakat bunları elde etmek gerçekten zordu. Köleler öğretmen, doktor, cerrah ve mimar gibi mesleklere sahip oluyorlar ve buralarda çalışabiliyorlardı. Kölelerin çoğunluğu için her çeşit iş mevcutdu. Örnek verebilirsek; Fırınlar, balıkçılar ve marangoz gibi mesleklerde boy gösterdiler. Bazen bitap düşmüş kadınlar varlıklı insanlara ebe, terzi ve kuaför olarak hizmet sunabiliyordu.

Evler & Apartman Blokları

Başka yerlerde olduğu gibi çiftlikte veya şehirde, günlük yaşam ev merkezliydi, insanlar şehirlere vardığında ilk endişeleri yaşayacak bir yer bulma zorluğuydu. Roma gibi metropollerde yaşamak birinci sınıfdı ve şehre göç etmiş olan insanlar Roma’daki konutlara başlangıçta çok az ilgi göstermişlerdi. Apartmanlar buna en iyi cevaptır. Roma vatandaşlarının çoğu fakir değildi. Apartmanlarda ya da insulae’da¹ yaşıyorlardı. MÖ 150’nin başlarında şehir boyuna 46.000’in üzerinde insulae vardı. Bu apartmanların çoğunluğu köhne ve aşırı kalabalıkdı. Bu da yangın korkusu yaşayan ev halkı içerisinde sürekli endişe oluşturuyordu. Bazı yerler ise Tiber Nehri’nin seline karşı hassas yerlerdi. İlk olarak, düz ya da geniş caddeler tasarlanmasıyla ilgili (Caddeler çoğunlukla asfaltsızdı, 6 ayak kadar dar ya da 15 ayak geniş durabilir) ilgilenildi, eğer bir yangın çıkarsa bu binalara erişim sağlanamazdı. İmparator Nero dönemindeki büyük yangında, sokaklar genişledi ve acil bir durum ortaya çıktığında balkon kullanımı bu olayı iyileştirdi. Bu ‘apartmanlar’ genelde 5 ile 7 kat yüksekliğindeydi ancak, bu apartmanlar güven sağlamıyordu. Yasalar İmparator Augustus ve Trajan döneminde bu apartmanların çok yüksek olmasına izin vermiyordu. Fakat bu yasalar genelde uygulanmıyordu. Fakirlik şehrin her yanında gözüküyordu, eğitim eksikliği ve giyinme tarzları, ayrıca eşitsizlik en bariz şekilde yansıyordu. Bir birey yaşadığı katta kendi gelirine göre hayatını sürdürüyordu. Alt katlar (bir insulae’da zemin kat ya da birinci kat) üst katlara göre daha rahattı. Geniş, oturma odası, yemek odası ve uyku odaları içeriyordu. Camlı pencereleri vardı ve diğer katlara oranla kiralar yılda bir ödeniyordu. Üst katlarsa sıkışık ve bir ailenin zor yaşayabileceği günlük ya da haftalık kira ödenen yerlerdi. Buralarda yaşayan aileler ise sürekli çıkartılma korkusu yaşıyorlardı. Bu insulea’lar doğal ışık görmüyordu, yazları sıcak kışlarıysa soğukdu. Ayrıca (latrina’lar² ve tuvaletlerde bile) ya çok az ya da hiç su akmıyordu. Şehrin kanalizasyon sistemi Cloaco Maxima MÖ 6’ncı yüzyılda ilk çıktığında (alt katlarda su akıyordu ve tuvaletleri vardı) üst katlara pek fayda sağlamıyordu. Çöpler (insan dışkısı da dahil) genellikle sokağa atılırdı. sadece korkunç bir kokuya sebep olmaz ayrıca hastalıkların gelişmesine de sebep olurdu. Çoğunluk için halk tuvaletlerini kullanmak daha uygundu. Sokak lambalarının eksikliği, (geceleri yüksek suç oranlarından dolayı yaya trafiği yoktu) binaların çökme riski ve yangın korkusu üst taraflarda yaşayan bireyler için pek keyif verici gözükmüyor.

Özel Villalar

Bunların aksine, zengin insanların çoğu (şehrin dışında yaşayanlar değil) bir domus’da  yaşıyordu. Bu villalar, en azından Roma’da olanlar, genellikle İmparatorluk sarayına yakın olmak için Palatine Tepesin’de yaşıyorlardı. Diğer mülklerde olduğu gibi (özellikle Pompeii’de ve Herculaneum kentlerinde) bu konutların ön tarafı sıklıkla sahibi tarafından işletilen günlük iş yerleriydi. Bu dükkanların arkasında atrium vardı, misafir veyahut müşteri karşılama yeriydi burası ayrıca bazen özel işlerin yürütüldüğü yerdi. Atrium genelde aile büyüklerinin (ataların) ve hane halkının ufak bir türbesi bulunurdu. Domus’ların genelde üstleri açıktı ve bunun altında dikdörtgen bir havuz bulunuyordu. Yağmurlu günlerde bu su toplanan yerde birikir ve domus’un başka bir yerinde kullanılırdı. Atrium’un her iki yerinde ufak cubiculum denilen odalar vardı ve bu odalar yatak odası, kütüphane ve ofis olarak hizmet vermekteydi. Tabii ki, yemek odası için yer ya da triclinium ve mutfak için geniş alanlar mevcuttu. Domus’un arkasındaysa geniş bir aile bahçesi vardı.

Aile

Zengin ya da fakir, apartman ya da villa her ne olursa olsun, temel sosyal yapı imparatorluk boyunca aile üstüneydi, Roma Cumhuriyeti’nin erken dönemlerinden beri aile merkezli paterfamilias yapısı tamamen var oldu. Ev halkının başı olan erkek bütün aile üyelerinin ölüm ve yaşam hakkını elinde tutuyordu (hatta geniş ailelerde bile). Ailenin başı olan erkek ailenin tüm bireylerinin hayatı ve ölümü üzerinde güç sahibiydi.( geniş aileler de bile) eğer çocuklar sakatsa veya bozuksa onları reddebilirdi. Ayrıca çocuklarını köle olarak satma hakkına sahipti. Tabii ki bu bütün gücü bir kişinin elinde tutma hakkı (patra potestas) kademeli olarak azaldı. Ancak bu babanın veyahut kocanın elinde duran demir gibi haklar ev hanımının gücünü sınırlamadı. Hane, ev hanımının hükmü altındaydı, Kamu alanında her ne kadar kadının hakkı kısıtlıysa da ev içerisinde çocuklarının eğitimiyle özel öğretmen tutulana kadar ilgilenirdi. Cumhuriyetin sonunda, eşiyle birlikte akşam yemeklerine oturabilir, banyoya girebilir, (tabii başka erkek olmaması kaydıyla) oyunlara ve tiyatroya gidebilirdi. İmparatorluk döneminin başlangıcında , fırıncı, eczacı, esnaf olabiliyordu ve zamanla kadınların hakları geliştirildi. Örnek vermek gerekirse kadın ya da erkek boşanma davası açabiliyorlardı.

Yemek

Herkes yemek yemek zorunda ve bir Romalının gıdası evi gibi onun ekonomik statüsünü gösteriyordu. Ancak yoksullar için aylık tahıl dağıtımının beklenmesi gerekiyordu. Çoğu Romalı için ana yemek öğleden sonra 4’den 6’ya kadardı. Genellikle sabah ve öğlen atıştırmalık şeyler yenirdi, bazen ise sadece ekmek. Buzdolabı olmadığından dolayı alışveriş günlük olarak ufak dükkanlarda, seyyar satıcılarda veyahut forumda (bazen agorada denilir) yapılırdı. Bugün İtalyan yemeği diye düşündüğümüz çoğu yemek Antik Roma’da yoktu. Patates, domates, mısır, biberler, pirinç, şeker, portakal, greyfurt, kayısı ve şeftali orada yoktu. Varlıklı kişiler ithal edilen baharatları yemeklerinde kullanıp keyif alırken, köleler zenginler yastıkların üzerine yatarken onlara hizmet ediyordu. Aşırı derece fakir insanların ya da evsizlerin çoğu kokmuş veya bozulmuş tahılları veya yulaf lapası (kaliteli gıda eksikliğinden dolayı yetersiz beslenme ile muzdarip oluyorlardı ) yiyorlardı. Diğer bireylerin günlük gıdasıysa hububat, ekmek, sebze ve zeytin yağıydı; Et ortalama bir maaşı olan bireye göre oldukça pahalıydı, fakat  bazen tanrılara kurban sunulduktan sonra mevcut oluyordu. ( sadece iç organlar kurban ediliyordu) Şarap yaygın bir içecekti fakat fakir bireyler için su kamu çeşmelerinde mevcut oluyordu.

İş & Eğlence

Varlıklı ve zengin insanlar için gün iş ve eğlence olarak ayrılmıştı. Tabii ki işler sadece sabahları yürütülüyordu. Çoğu Romalı günde 6 saat çalışıyordu, sabahın erken saatlerinde başlayıp öğle sonunda bitiyordu. Bazı dükkanlar ise tam bu saatte tekrar dükkanlarını açıyordu. Şehrin forumu ise genellikle boş oluyordu çünkü bu saatler Romalılar için keyif saati olarak algılanıyordu. Devam eden oyunlar (gladyatör mücadeleleri, araba yarışları ya da güreşler) tiyatrolar, hamamlar gibi. Ayrıca bunlar yoksullar tarafından da seviliyordu (yetkililerin çoğu fakir insanların eğlenmeye ihtiyacı olduğunu hissediyordu). Kriz zamanlarında bile Roma vatandaşları Bread and Circuses’le mutlu tutulmaya çalışılıyordu. Circus Maximus, Colosseum ya da Pompeii Tiyatrosu’nda bulunabilirlerdi.

İmparatorluk boyunca, Antakya, İskenderiye, Kartaca hatta Yeni Kartaca bile Romalılaştırıldı ve bu şehirlerde bir amfitiyatro ve arena bulunmaktaydı. Pompeii şehrinde 3 tane kamuya ait hamam, 2 tiyatro, bir bazilika, bir de amfitiyatro vardı. İmparator Claudius zamanındaysa hiç iş yapılamayan (izin günü) 159 gün vardı. (Romalılarda dinlenme günü yoktu) Mamafih İmparator Marcus Aurelius bunun çok az olduğunu düşünüp en az 230 iş gününe çıkartmaya karar verdi.

Hamamlar

Çalışmayla ve oyunla geçen zor bir günün sonrası, bir Roma vatandaşının rahatlamaya ihtiyacı vardı ve bu dinlenme ihtiyacı hamamlarda geçerdi – hamamlar bütün Romalılar için çok önemli bir durumdu (genellikle haftada 1 veya 2). Bu hamamlar sosyalleşmek ve bazen iş konuşmak için muazzam yerlerdi. MÖ 33’de Roma’da 170 tane hamam vardı fakat MS 400’de ise Trajan, Caracalla ve Diocletian gibi mükemmel hamamlar da dahil olmak üzere 800’ün üzerinde bu tür dinlenme yerlerinin olduğu biliniyor. Bir Roma İmparatoru hamam yaptırarak popülerliğini garantiye alabilirdi. Tipik bir hamam, spor salonu, sağlık merkezi ve yüzme havuzu hatta bazen de (daha zengin misafirler için) bordello içeriyordu. Çoğu kullanım için çok ucuz hatta resmi tatillerde ücretsiz oluyordu. Tipik bir hamamın 3 tane odası oluyordu (bir tepidarium ya da dinlenme odası, bir coldarium ya da sauna ve bir de frigadarium ya da soğutucu oda bulunuyordu.) Köleler zenginlerin ihtiyaçlarını karşılamak ve çeşitli odaların sıcaklıklarını muhafaza etmek için orada hizmet ediyorlardı. En ünlü hamam ise İmparator Diocletian tarafından yaptırılmıştı. 32 dönümü kaplayan, zengin bir bahçe, çeşmeler, heykeller hatta bir koşu parkı ayrıca 3.000 misafiri kapsayan koltuk kapasitesi vardı. Hamamlarda dinlendikten sonra, bir Roma Vatandaşı zengin ya da fakir fark etmeksizin akşam yemeği için evine dönecekti.

Sonuç

Roma’da günlük yaşam tamamen o kişinin ekonomik durumuna bağlıydı. Şehir yoksulluğun ve zenginliğin bir karmaşasıydı sıklıkla yan yana bu durum devam etmiştir. Varlıklı insanlar çocuklarının eğitimi, akşam yemeği servisi ve hamamların ısıtılması gibi olaylarla köle emeğinden faydalandılar. Diğer yandan fakirlerin eğitime erişimi yoktu, çok kötü şartlarda geçimlerini sürdürüyorlardı hatta bazen şehirde dilenerek yaşamlarını idame ettiriyorlardı. Tarihçiler hala imparatorluğun çöküşünü tartışıyorlar, din mi ya da barbarların istilaları mı? Mamafih şehrin fakir tabakasını gösterenler de var. Sefalet, işsizliğin tavan yapması, hastalık ile suç oranlarının yükselmesi Roma İmparatorluğu’nun ölmüne katkı sağlayan faktör olarak kaldı.

Dipnot 1: İnsula, Antik Roma’da çoğu kez caddeler ile çevrilmiş çok katlı bir yapı çeşididir. Alt katlar alışveriş ve eğlence mekanları amaçlı kullanılırken, üst katlar konaklama amaçlı yapılmıştır. Romalılar insula ile çok katlı yapı yapan ilk uygarlık olmuşlardır.

2:  Antik Roma’da kullanılmaya başlayan, bir duvar boyunca yüksekçe bir seki üzerine açılmış deliklerden oluşan genel tuvalet.

 

Bibliyografya; Hardy W.G. The Greek & Roman Worlds. Skenkman, 1970

Hill D. Ancient Rome. Parragon, 2007

Matz D. Daily Life of the Ancient Romans. Greenwood, 2001.

McGeough K. The Romans. Clio, 2004

Polard J. Wonders of the Ancient World. Metro Books, 2008

Roberts P. Life and Death in Pompeii and Herculaneum. Oxford University Press, USA, 2013.

Rodgers N. Roman Empire. Metro, 2008

 

 

Çeviri; https://www.ancient.eu/article/637/roman-daily-life

Not: Yazının orijinal hâlinde kullanılan fotoğrafları bağlantıda bulabilirsiniz.

Comment here