ÇeviriEskiçağ

Antik Roma’da Aile Hayatı

Bu makaleyi 20 dakikada okuyabilirsiniz

Çeviren: Malik Atay

Yazar, Donald Lincoln Koleji’nde Antik dönem, Ortaçağ ve Amerikan Tarihi dersleri vermektedir. Büyük İskender’i öğrendikten sonra, her zaman tarih öğrencisi olmuştur. Öğrencilerine bilgilerini aktarmaya isteklidir.

Roma ve onun toprakları üzerinden bir kral, bir konsül[1] ya da bir imparator, hangisi olursa olsun Roma Tarihi boyunca süreklilik arzeden bir tek şey vardı, o da aileydi. Diğer topluluklarda olduğu gibi sonsuz şehirde de baba ailenin temel yapısıydı, eğer baba yoksa bile ailenin en büyük oğlu bu görevi devralıyordu. Latinler bunu paterfamilias[2] olarak görüyorlardı. Bir tarihçi, aslında Roma ailesinin Cumhuriyet değerlerini yansıttığını belirtmiştir.

Sınırsız Baba Gücü

Bir Romalı erkeğe göre onun ailesi karısından ve çocuğundan daha fazlasını ifade ediyordu. Hem sosyal durumunu hem de kişisel değerini tanımlıyordu. Evi ya da domus’u[3] itibarını ya da saygınlığını (dignitas[4]) tanımlıyordu. Roma yasalarına göre, baba sınırsız gücü sadece karısının ve çocuğunun üstüne değil ayrıca torunlarının hatta kölelerin bile üstündeydi. Aslında çatısı altında yaşayan herkesin üstünde gücü (patria potestas[5]) vardı. Romalı devlet adamı ve şair[6] Cicero’nun[7] babası vefat edince, erkek kardeşi hatta erkek kardeşinin ailesinin bile sorumluluğunu üstlenmişti. Yasaya göre, babanın yetişkin oğluna vurma hakkı bile vardı (önceden böyle bir şey olmamış olabilir). Bir babanın ataları sosyal hiyerarşide yerini belirleme konusunda çok önemli bir rol oynuyordu. Akrabalıklar kan bağı ile bağlıydı özellikle bir erkeğin (çocukları, ailesi, kardeşleri (cognati[8])) akrabalıklara sıkıca bağlıydı hatta evlilik (adfinitas[9]) ile edinilen akrabalıklar 2’nci derecede olsa bile önemini kaybetmiyordu.

Evlilikler

Tabii ki evlilik olmadan aile olmaz. Çoğu evlilik aşk ile olmuyordu, genelde politik, sosyal ve finansal nedenler ile evlilikler gerçekleşiyordu. Büyük Romalı komutan Pompey[10], Julius Caesar’ın[11] kızı ile politik bağlarını sıklaştırmak için evlenmişti. Aynı şekilde Mark Antony’de[12] Octavian’ın[13] (geleceğin Augustus’u) kız kardeşi Octavia[14] ile Second Triumvirate’yi[15] sıkılaştırmak için evlenmişti. Augustus geleceğin imparatoru olacak olan Tiberius’u[16] mirasçısı olarak yükselmesi için Vipsania’dan[17] boşanmasını emretti ve kızı Julia[18] ile evlenip kendini korumaya alması için. Ne yazık ki Roma’da bir kadın kendi istediği bir bireyle evlenemiyordu. Evlilikler sıklıkla yaşlı erkekler ile oluyordu, tabii sonrasında evlenen kişi dul kalıyordu. Evliliğin ne zaman tamamlandığına dair söz edilmese de, bir kız genellikle 12 ila 15 yaşları arasında evlenir ya da nişanlanırdı, bazen 11 bile oluyordu.

Devlet evlilik sürecinde ya çok az ya da hiç rol oynamıyordu. Çoğu basit ve özel işlerdi tabii pahalı ve daha ayrıntılı evliliklerde oluyordu. Basit olarak eğer çiftler evlenmek isterlerse evlenirlerdi ya da boşanmak isterlerse boşanabilirlerdi. Devamındaysa parti olur ya da olmazdı çiftlerin kararlarına bağlıydı. Tabii ki gelinin babası çeyiz vermeye yükümlüydü ancak eğer boşanırlarsa damat bunu geri vermek zorundaydı. Ve bugünün aksine ayrılığın özel bir sebebi olması gerekmiyordu. Cicero, eşi Terentia[19] ile birkaç yıl evli kaldıktan sonra basit bir şekilde MÖ 46’da hiçbir sebep olmaksızın evlilikleri sona ermişti (bu sürece affectio martalis[20] olarak bilinir).  Kısa süre sonra kendisinden daha genç bir hanımla daha evlenmişti, tabii bu evlilikte sona erdi. MÖ 58’de Cicero Thessalonica’da[21] Roma’dan uzaktaydı ve hanımına hararetli olarak şunları kaleme almıştır:  Terentia, herkes bana nasıl bu kadar cesaretli ve güçlü biri olduğunu söylüyor, nasıl bu kadar bedeninizi yormaya ve başınıza gelen sıkıntıları defettiğinizi anlatıyor. Cesaretiniz, sadık kalmanız, dürüst olmanız ve iyiliklerinizle benim yüzümden acı çekmek zorunda kalmanız beni ne kadar mutsuz ediyor…

Buna ek olarak, evlilik ayrıntılı ve kutlamalı olarak bir rahip eşliğinde sözleşme yapılırdı. İlk olarak bir hayvan kurban edilirdi ve tanrıların onaylayıp onaylamadıkları okunurdu. Düğün genelde popüler bir ay olan haziranda, gelinin evinde atriumda yapılırdı. Gelin tipik tunik stilinde sarı bir elbise (tunica recta) giyerdi. Yüzük gelinin sol elinin 3’ncü parmağına takıldıktan sonra nedime çiftin ellerini tutar ve antlaşma imzalanırdı. Ardından damadın evinde birkaç gün festival düzenlenirdi. Gelin kapı eşiğinden atlatılır ve damat yemek, şarkı ve danstan sonra, gün tamamlanırdı.

Fayyum Portre üzerine Medusa kolyesi takan kadın.

Kadınların Statüsü

Genek olarak kadınların Roma’da saygı görmedikleri açıktır. Çoğu erken yaşlarda sevdikleri ya da sevmedikleri bir adamla evlendirilirdi. Evlenmemiş kadın çok azdı, babalarından kalan araziyi (mirası) aldıkları halde hüviyetleri çok azdı, hemen hemen çoğunun ismi bile yoktu. Vatandaş olarak görüldükleri halde kamu üzerinde hakları yoktu ya da oy veremezlerdi. Babalarının kontrolünden kocalarının kontrolüne geçerlerdi. Örnek var olmasa da bir koca yasa tarafından eğer hanımı zina yaptıysa idam edebilirdi.

Ayrıca Yunan ve Yakın Doğu toplumlarının aksine Roma’da kadın, kocasıyla halk arasında var olabilirdi. (kamuda görünmelerinin yasaklanmasına rağmen) Tiyatroya katılabilirdi, (gerçi arka sıralarda olsada) halk hamamlarını (tabii ki erkeklerden ayrı olarak) kullabilirdi. Onun görevi, çocuk yapmanın yanı sıra ev halkının başında bulunuyordu. Yemek ve giysi üretiminin yanı sıra (eğirme ve dokuma) hizmetçileri de denetliyordu. Evin ekonomik işlerini yönetti eğer gerekseydi kocasının iş yerinde bile yardım ederdi, ayrıca akşam yemeğinde kocasıyla yemek bile yerdi. Tabii ki zamanla kadının rolü de değişti ve eczacı, fırıncı hatta doktor bile oldu.

Garip bir şekilde Romalı kadınların erkeklere oranla adı ya da praenomen’i yoktu. İsimleri babalarının orta ismi ya da nomen genticium’dan geliyordu. Örneğin Cicero’nun kızının ismi Tullia Tullius’dan geliyorken, Caesar’ın kızı Julia Julius’tan türemiştir, aslında Caesar’ın ilk ismi Gaius Julius Caesar’dır. Yaşlı kadınlar ve onların kızları büyük ve küçük ya da prima ve secunda ayırt etmek için kullanılıyordu.

Çocukların Sosyal Durumu

Evliliğin gerçek amacı, siyaset bir yana, aynı zamanda çocuk ve mirasçı hazırlamaktı. Üzücü bir şekilde çocuk doğumu genç kadınların ölümünün en büyük nedeni oluyordu. Kaynaklar çeşitli olsa da Roma’da doğan çocukların üçte birinden fazlası doğum gününü göremeden öldü. Eğer bir kadın çocuk yapamıyorsa bu kadının bir problemi olduğu düşünülüyordu. Bugün çoğu aileye garip gözükse de Romalı bir anneye çocuk ölürse, kedere kapılmaması, sakin kalması öğretiliyordu. Neredeyse çocukların yarısı 5 yaşına kadar yaşayamıyordu. Kız ya da erkek eğer 10 yaşına kadar hayatta kalırsa, en az 40 ya da 50 yaşına kadar yaşaması bekleniyordu. Bir çocuğun ölümüne neden olan şeyler çok fazlaydı dizanteri, ishal, kolera, sıtma, tifo, akciğer iltihaplanması ve tüberküloz bunlardan bazılarıydı. Bunlara ek olarak yetersiz beslenme, hijyen problemleri ve şehir konutlarının sıkışık yaşamı da dahildi.

Bugün yetişkin bir çocuk genellikle evi terk edebilirken Roma’da birkaç nesil bile aynı çatı altında yaşayabiliyorlardı. Hatta yetişkin bir erkek evlendiği takdirde kendi ailesiyle birlikte babanın sorumluluğu altında yaşıyordu. Bu koşulsuz şartlar babanın otoritesinin sadece çocuklarının evliliklerini düzenlemesiyle kalmadı ayrıca bebeklerin (özellikle kız bebeğin)  yaşayıp yaşamayacağını ölüp ölmeyeceğine de izin verme hakkı tanıdı. Antik Sparta’daki[22] gibi çelimsiz, engelli ve istenmeyen çocukların bu tür şeylere uğraması az değildir. Kızlar, özellikle fakir ailelerde evlilikleri için çeyiz hazırlanması gerektiğinden istenmiyordu. Varlıklı ailelerin çocukları, hem erkek hem kız, temel eğitimi evde alırlardı (annenin sorumluluğunda) sıklıkla özel öğretmen tutulurdu (genellikle Yunan olurdu). Bazı erkek çocuklar forumda ortaokula ya da grammaticus’a[23] gidip daha sonraysa Atina gibi yerlerde daha ileri eğitim olan retorik ve felsefe dersleri alırlardı.

Bir Romalı çocuğun (özellikle erkek) vatandaşlığı doğduğu anda verilmiyordu. Baba kolayca doğan çocuğu reddedebilirdi.  Geleneğin zorlamasıyla baba ya da anne çocuğu kollarına alırsa kabul edilirdi. Eğer bunu yapmazsa, bir köle vasıtasıyla yol kenarına bırakılırdı. Romalılar batıl inançlı insanlardı ve  bir babanın geleneksel olarak oğluna bir isim vermesi için en az 9 gün beklemesi lazımdı. 9 gün içerisinde kötü ruhların gideceğine inanıyorlardı. Bir çocuğun geleceği kuşların uçuşlarına bakarak açıkça okunabilirdi. Togasını giyip forumda vatandaş olarak tasdik edilene dek tılsım ya da bulla[24], erkek çocuğun boynuna 14 yaşına kadar şans getirmesi için takılırdı.

Sonuç

Roma, ailenin merkeze alındığı ve babanın rolünü vurgulayan bir toplumdu. Uzun bir zaman sürecinde toplumsal normlar yavaş yavaş değişti ve babanın gücü zayıfladı. Hemcinslerinin aksine Romalı kadınlar bağımsızlıklarını biraz da olsa kazanacaklardı ve onların çocukları ya da en azından zengin olanlar istedikleri birey ile evlenmek konusunda da özgürleştiler. Cumhuriyetin son günlerinde çoğu Romalı kişi (En çok dikkat çekenlerden biri Cicero) Roma’nın çöküşe geçmesinin nedenlerinin ahlaksızlık ve geleneksel değerlerin kaybını iddia etmişti. MÖ 18’de İmparator Augustus, Roma ahlakının çöküşüne karşı çıktı ve evliliği, evlilik sadakatini, ayrıca çocuk doğumunu destekleyecek yasaları yürürlüğe koydu. Bunu takriben İmparatorun etkisi altında pater potesta fikri genişleyecekti ve Augustus vatanın babası ya da pater patriae[25] ünvanı aldı. Bu ilk değildi, Cicero Catiline[26] tertibinden sonra bu ünvanı almıştı, ayrıca Caesar da Munda[27] savaşındaki zaferinden sonra bu ünvanı almaya hak kazanmıştı. Gelecekteki imparatorlar da halkın babası ünvanını almayı benimseyecekti. Erkeğin egemen olduğu toplum düşüncesi Roma’nın çöküşü ile bitmeyecekti. Modern çağa kadar birçok yerde ve kültürde kalacaktı.

Çeviri: https://www.ancient.eu/article/870/ancient-roman-family-life

 

 

 

[1] Antik Roma medeniyetinin cumhuriyet ile yönetildiği dönemdeki en üst düzey yöneticileri ifade eder. Geç antik çağa değin varlığını sürdüren konsüller, İmparatorluk dönemi sonrası sahip olduğu gücü ciddi ölçüde yitirmiştir.

[2] Terim “ailenin babası” veya “aile mülkünün sahibi” için Latince’dir.

[3]  Eski Roma’da özel konuta verilen ad. Küçük evlerden saray tanımına giren yapılara kadar çeşitli boyutlarda olabilirdi. Birçok ailenin barındığı kiralık ev bloklarından oluşan insula’nın tersine domus tek aile konutuydu; başlıca bölümleri atrium ve peristildi.

[4] Onur, statü, kendine saygı kavramlarının karışımıdır.

[5] Paterfamas olarak da yazılan aileler, bir Roma ailesinin başıydı.

[6] Ana metnin bozulmaması için korunmuştur.

[7] Marcus Tullius Cicero, Latin kökenli Romalı devlet adamı, bilgin, hatip ve yazar.

[8] Akrabalık, bireyleri, kan bağları, evlilik ya da evlat edinme yoluyla birbirine bağlayan bir ilişkidir.

[9] Latince evlilik, ilişki gibi anlamlara geliyor.

[10] Pompey, Roma Cumhuriyeti’nin son dönemlerinde askeri ve politik liderdi

[11] Jül Sezar, Romalı askerî ve politik lider. Aynı zamanda iyi bir hatip ve güçlü bir yazar olan Sezar, dünya tarihinin en etkili insanlarından birisi olarak kabul edilir. Eylemleriyle Roma Cumhuriyeti’nin Roma İmparatorluğu’na dönüşmesinde kritik bir rol oynamıştır.

[12] Marcus Antonius, Romalı komutan.

[13] Augustus MÖ 27 – MS 14 yılları arasında hüküm sürmüş Roma İmparatorluğu’nun ilk imparatoru.

[14] Octavia Thurina Minor, Ayrıca Genç Octavia ya da sadece Octavia olarak da bilinir, Roma İmparatoru Augustus’un kız kardeşi.

[15] İkinci Triumvirate, Roma Cumhuriyeti’nin en güçlü üç kişisi arasındaki siyasi ittifaktı: Octavian, Mark Antony ve Lepidus.

[16] Augustus’un 14 yılında ölümünün ardından Roma İmparatorluğu tahtına çıkan ikinci Roma İmparatoru.

[17] Vipsania Agrippina İmparator Tiberius’un ilk karısıydı.

[18] Augustus’un ilk ve tek öz kızı.

[19] Terentia ünlü hatip Marcus Tullius Cicero’nun karısıydı. Cicero’nun siyasi yaşamında hem hayırsever hem de davasının ateşli bir eylemcisi olarak etkili oldu.

[20] Evliliği diğer birleş­melerden ayıran iki unsurdan (diğeri honor matrimonii) sübjektif olam: Eşlerin, hayat boyunca karı koca olarak yaşamak hususun­daki devamlı niyetleri. Evlilik niyeti.

[21] Selanik, MÖ 315’de Makedonya Kralı Cassander tarafından kuruldu. Hızla çok önemli bir merkez ve sınırlı siyasi özerkliği olan Helenistik Dönemde krallığın büyük şehirlerinden biri haline geldi. Selanik’in benzersiz kişiliği çoğunlukla halkından kaynaklanmaktadır.

[22] Sparta, Antik Yunanistan’da önde gelen bir şehir devletiydi. Antik çağda, şehir devleti Lacedaemon olarak biliniyordu (Λακεδαίμων)

[23] Greko-Romen dünyasında, bir çocuk temel Yunanca ve Latince öğrendikten sonra, gramer geleneksel eğitim sisteminin ikinci aşamasından sorumluydu. Dilbilgisinin işi, Homer ve Virgil gibi eski şairleri öğreniyordu.

[24] Madalyon gibi giyilen bir muska olan, doğumdan dokuz gün sonra Antik Roma’daki erkek çocuklara verildi.

[25]  Latincede “Vatanın Babası” anlamına gelen ve Roma İmparatorluğu döneminde verilen bir onur unvanıdır. Ayrıca Parens Patriae şeklinde de kullanılmıştır. Tüm diğer Antik Roma unvanları gibi Pater Patriae unvanı da, Roma Senatosunun kararıyla verilmiştir. İlk olarak Marcus Tullius Cicero’ya verilmiştir.

[26] Lucius Sergius Catilina, Daha çok Roma Cumhuriyetini yıkmayı amaçlayan Catilina Tertibi ile tanınan, MÖ 1. yüzyılda yaşamış Romalı siyasetçi. Roma tarihinin en gizemli figürlerinden biri olan Catilina, çağdaşı tarihçilerin ağır hakaretleri altında özellikle görmezden gelinmiştir.

[27] Munda Muharebesi, 17 Mart MÖ 45 tarihinde Hispania’nın güneyindeki Munda ovasında yapılan muharebe. Bu muharebe Jül Sezar ve Muhafazakar Cumhuriyetçiler arasındaki iç savaşın son çarpışmasıdır.

Comment here