Edebiyat

Yunus Emre’nin Dilinden “Aşk”

Bu makaleyi 10 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Özge Nur Ünal

Anadolu coğrafyası yüzyıllar boyu pek çok istilaya, etkileşime açık bir coğrafya olmuştur. Bu sahada yetişen ve eser veren en büyük şairlerden biri de Yunus Emre’dir. Hem kendinden sonra gelenlere üstat olmuş hem de çağdaşlarının da takipçisi olduğu şair-i âzamlardan biri olmuştur. Zamandan ve mekândan sıyrılıp asırlar boyu okunmuştur. Şüphesiz eserlerinin günümüze kadar ulaşmasında etkili olan başlıca etkenler dili, üslûbu ve her daim geçerliliğini koruyacak düşüncelere sahip olmasıdır. O İslam temelli tasavvuf ve hoşgörü düşüncesine sahiptir. Başlıca yol göstericisi Kur’an ve sünnettir. Bir şiirinde Tekvir Suresinin 3. ayetine telmih yapar;

“Tağlar yirinden ırıla heybetinden gök yarıla

Yıldızlar bagı kırıla düşe yire perrân ola”

 Manâ olarak şu lafızlara denk gelmektedir: “Güneş dürülüp karardığında, Yıldızlar dökülüp söndüğünde; Dağlar sökülüp yürütüldüğünde…”

Gönül insanı olması dolayısıyla her vakit okunacak derinliğe sahip eserler bırakmıştır.15. yüzyılda ve 21. yüzyılda onu okuyanlar aynı şeyi hissedecek, her okuduğunda yeni anlamlar çıkarabilecektir.

Anadolu’nun Türk yurdu olmasında şairlerin ve mutasavvıfların rolü büyüktür. Yunus Emre de bu mutasavvıfların önde gelenlerindendir. Anadolu’nun pek çok yerinde türbesi vardır. Ancak bugün kaynaklarda resmi belgelerle kanıtlanmış bir türbesi yoktur. Kafkasya, Anadolu, Suriye, Azerbaycan’ı dolaşmıştır. Âşıkpaşazâde onun Sultan Orhan zamanında yaşadığını, Taşköprüzâde Yıldırım Bayezid zamanlarında, Abdülbaki Gölpınarlı 1240 yıllarında, Fuat Köprülü ise 13. yüzyılın sonu 14. yüzyılın başında yaşadığını düşünmektedir. Tüm bunlardan yola çıkarak 13-14. asırda yaşadığı tahmin edilir. Bu yüzyıllar Osmanlı’nın kuruluşu, Selçukluların son yıllarına tekabül eder. Bu tarihi süreçlerde Moğol İstilaları, Haçlı Seferleri, Babai İsyanları boy gösterir. Yunus Emre zor olanı başarmış, bunca karışıklık ve zorluk içinde eserleriyle önce varlığını kanıtlayıp sonra savrulmadan tutunabilmiştir. Kendisi tasavvufta Melâmilik yolunu benimsemiş ve o düstur üzerine mısralar kaleme almıştır:

“Kanaat hırkasın geydim, selamet başını çektim

Melamet gömleğin biçtim, arif olup giyen gelsin”

Yunus Emre Anadolu erenlerinden mutasavvıf bir şairdir. Bu yolun başında gönlü temiz, saf bir kimse; yolun devamında ise kendisini hak yolun adamış, Allah’a teslim olmuş, samimi ve ihlaslı bir derviş olmuştur. Bu hasletlerin sonucunda kemale ermiş, ulvi mertebelere ulaşmış, Hak yolunun takipçisi olmuştur.

Divânındaki şiirleri dini ve mistik şiirlerdir. Tasavvuf düşüncesini iyice hazmetmiş bu doğrultuda şiirler kaleme almıştır. Yunus Emre “gönül kırmamak” konusuna ayrıca bir önem vermiştir. Çünkü kırılan gönülde Allah’ın var olduğunu ve kalp kırmanın Kabe’yi yıkmakla eşdeğer olduğunu bilir.

Risâletu’n Nushiyye, Divânından sonra yazdığı diğer eseridir. Mesnevi şeklinde yazılmış tasavvufi bir nasihatnâme örneğidir. Yunus Emre bu eserini olgunluk döneminde, ömrünün sonlarına doğru yazmıştır. Ahlâk temel unsur olan bu eserde mutasavvıf kimliğiyle de yol gösterici, derviş hüviyetini gözler önüne sermiştir.  Akıl- gönül terkibi ve didaktizm ağır basar, lirik duygulara rastlanmaz.

Divanında ve Risâletu’n Nushiyye’de “Bu dünyanın geçici olduğunu, insanın nefsi ile mücadelesini, bu mücadelede özü unutmadan, kâmil insan olmanın yollarını anlatmaktadır. İnsan ancak bu dünyada Allah’a karşı görevlerini yapabilir. İnsanın kurtuluşu da helâkı da bu dünyada mümkündür.”

Onun döneminde henüz Osmanlı Türkçesi yoktur. Farsçadan Türkçeye geçiş dönemi şairlerindendir. Yaşadığı dönemin anlayışı şiirlerinden tespit edilir. Şiirde yerine göre vezinden ötürü Arapça, Farsça, Türkçe kelimelere yer verir. Allah-Çalab, cennet- uçmağ, cehennem- tamu, şirk-ikilik gibi örneklere sık sık rastlanır.

Sufiliğin Anadolu’daki temsilcisi Yunus Emre, Türkistan sahasında ise Ahmet Yesevî’dir. Şair Yunus Emre onu üstat kabul etmiş ve hikmetlerinden beslenmiştir. Ahmet Yesevî de Yunus Emre gibi halka Kur’an ve sünnete dayalı bilgiler vermeyi amaçlamıştır. Bu iki şair şiirlerinde aynı düşünceleri işlemişlerdir.

 

Aşkın kıldı şeydâ mini                                 Aşkın aldı benden beni

Cümle âlem bildi mini                                 Bana seni gerek seni

Kaygum sinsin tüni küni                             Ben yanarım dün ü günü

Minge sin ok kireksin                                 Bana seni gerek seni

Hâca Ahmeddür minim atım                      Yûnusdurur benim adım

Tüni küni yanar otım                                  Gün geldikçe artar odum

İki cihânda ümîdim                                    İki cihanda maksûdum

Minge sin ok kirek sin                               Bana seni gerek seni

 

Yunus Emre’nin şiirlerine aşk penceresinden değinmemiz gerekirse önce “aşk” sözcüğünün köken araştırmasını yapalım. Sözlükte “Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevda,” ve Arapça “عشق”  “şiddetle sevme, şiddetli ve yakıcı sevgi” anlamlarına gelir. Aşk, gündüz sefası veya çitsarmaşığı anlamına gelen aşeka isimli otun adından gelmektedir. Sarmaşığın kuşattığı ağacın suyunu emerek soldurup zayıflatması hatta bazen kurutması gibi aşırı sevgi de sevenin sevdiğinden gayrısı ile ilişkisini kestiği için aşk olarak adlandırılmıştır. Kâinatın temelinde aşk ve sevgi yer almaktadır. Zira tekvinin (yaratılış) sebebi, sevgidir.” * İbn Manzur, Lisânu’l-Arab, Dar-ı Sadr, Beyrut: c. X, s. 251-252; Asım Efendi, Kâmus Tercümesi, İstanbul 1276, III, s. 19. Akt: Aydın KARAER Yunus Emre’nin Dünyasında İnsan-Allah İlişkisi

Sözlerimi Yunus Emre’nin dilinden aşk ile bitirmek istiyorum.

“Yunus Emre âşık olmış, maşuka derdinden ölmiş

Girçek erün kapısında hâlim arz itmege geldüm”

“Âşıkların gönlü, gözü, mâşuk depe gitmiş olur

Ayruk surette ne kalır, nice kılar zühd ü tâat”

İnsan bu âleme gurbet ya da sürgün çekmeye gelmiştir. Yaratandan ayrı kalmış, bu ayrılık insana habibini düşünmeye zorlamıştır. Daima bir tefekkür halinde, aşk dilinde sevgiliyi düşünerek…

“Ben ışksuz olımazan ışk olıcak ben ölmezem

Işkdur hayâtım hâsılu ışkdan gayrısın bilmezem”

 

“Aklum başuma gelmedi ‘ışk şarâbın tatmayınca

Kandalığum bilimedüm girçek ere yitmeyince”

“Niderüz biz hayat suyun, canı yağmaya verdik

Cevherleri sarraflara, madeni yağmaya verdik”

Aşktan pâyesi olmayanların varacağı yer ölümdür. Ölürse tenler ölür canlar ölesi değil… Gerçek âşıklar vardıkları durakta yeni bir başlangıç ile gerçek alemi yaşarlar. Aşk ancak koşulsuz, çıkarsız sevilende yaşanılasıdır.

İy ‘ışk eri aç gözüni, yir yüzine kılgıl nazar

Gör bu latif çiçekleri, bezenüben, Hakk’a gider” bu dizelerde kâinatta yaratılanlardan Allah’ı görmeye işaret etmiştir.

Bizler Yunus Emre gibi “anamızdan âşık doğmuş” ve aşk ehlinin sofrasında bulunanlardanız.

Sözlerimi şu mısralarla bitirmek istiyorum:

“Aşkın odu ciğerimi, yaka geldi, yaka gider

Garip başım bu sevdayı, çeke geldi çeke gider

Kâr etti firak canıma, âşık oldum ol Sultana

Aşk zincirin dost boynuma, taka geldi, taka gider…”

 

KAYNAKÇA:

  • Aydın KARAER Yunus Emre’nin Dünyasında İnsan-Allah İlişkisi
  • Yunus Emre Divânı

Comment here