Edebiyat

Yedi Ulu Bir Nefes: Şah Hatâyî

Bu makaleyi 4 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: İbrahim Daş

“Hatâ ettim Hudâ içün bağışla

Muhammed Mustafâ içün bağışla

İmamlar nûr olubdur ey Hatâyî

Ki ol nûr-ı Hudâ içün bağışla”

 

Anne tarafından Akkoyunlu hükümdârı Uzun Hasan’ın torunu olan Şah İsmail(Hatâyî)… Kaos ve bozgun içinde bir çocukluk geçirdiğini gözlemlediğimiz Şah İsmail, Safevî Devleti’nin kurucusudur. Tarihî süreçte Çaldıran Muharebesiyle hafızamızda olumlu/olumsuz yer edinmiştir. Konumuz gereği, diğer Ulular gibi terimsel kavram ve kullanımların haricindeki safî Türkçesine odaklanarak Hatâyî mahlasıyla kaleme aldığı şiirlerine bakmak daha geçerli olacaktır. Evvelâ onun bu mahlası seçme gerekçesi açısından genelde iki yaygın görüş vardır. Biri tarihî kritiği yapıldığında olumlu görünürken bir diğeri daha çok -teşbihte hata olmasın- tevatür olarak görünmektedir. Daha doğrusu sözlü kültürle nakledilmiş, manevî bir yaklaşımdır.

(Hatırımıza Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir’de Bursa bahsinde Evliya Çelebi’nin mübalâğalı anlatımı üzerine söylediğini getirelim, o misal karşılamak gerekmektedir.)

Kısaca bahsetmek gerekirse ilk görüş, Hıtaylar’ın süslemelerinin, motiflerinin etkisinde kendi şiirlerini yazacağı mahlası bu güzelliğe yakıştırmak düşüncesidir. Birtakım araştırmacılar da bunun tarihî tutarlılığına izah yapmışlardır. Bir diğer görüş ise -halk tabakasında daha yaygın olan- Şah İsmail’in, evvela Yezid’in ordusunda bulunupta sonradan Hz. Hüseyin safına geçerek şehit olan Hür’ün kabrini açtırması ve hâlâ sargıdan akan kanı görmesinin ardından “Hata ettin!” ikazını duymasıdır.

 

“Hatâyî hal çağında

Hak gönül alçağında

Bin Ka’be’den yeğrektir

Bir gönül al çağında”

 

Hangimiz bu dörtlüğe âşinâ değilizdir? Bu kadar yalın bir anlatımın, bir sehl-i mümteni örneğinin, Türkçemizin kudretini, kaybedilmeye yüz tutan irfânın bizdeki teşneliğini bize semah dönercesine anlatmasına kayıtsız kalınabilir mi? Bugün çoğu ritüelde Hatâyî, duyulmaması mümkün olmayan bir isimdir. Onu yüzyıllar ötesine taşıyan halkın hafızasıdır, kültürel aktarımdır ve dahi Türkçedir. Bir nefesçik söylemeye niyet ederken dinlemeyenin de kusuruna bakmayan bir anlatımdan bahsetmek ve bütün bunlara “propaganda” gözcülüğünün dışında bir bakış getirmeyi denemek meselemize özet niyetindedir. Erkan Oğur’dan “eksiklik kendi özümde”yi duyarken, işitirken şöyle bir duraklamamak mümkün müdür? Yörüğü, dinlemeye teşvik eden de bu nefesler değil midir?

 

Dehnâme’sinde “Gökten yer üzre yağar yağışlar Kullar günah itse Şah bağışlar” şeklinde bir söylemi vardır. Gelin bunu bir Muharrem Ertaş bozlağına ulaştıralım: ” …Akan ulu sular havada kuşlar/Kul kusur işler Sultan bağışlar”.

Bunun ardından denilebilir ki, Levent Güneş ve Ahmet Aslan’ın sesledirdiği bir Hatâyî nefesinden “için karartıp da dışın düzetme” mısrasının yalınlığında, kaybolmasına ve deforme edilip özünün erozyona uğramasına sebebiyet verilen kültürümüzün inceliğinin gizli olduğunu duymak vaktidir.

 

“Şah Hatâyî’m özün ırma

Gerçekler gönlünü kırma

Her âdeme sırrın verme

Ali’ye selmân olasın”

Comment here