Edebiyat

Yedi Ulu Bir Nefes: Kul Himmet

Bu makaleyi 4 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: İbrahim Daş

Türk şiirinin kadim ritmi, varlığının millî mührü olan hece ölçüsünün muntazam temsilcilerinden bir isim, Kul Himmet… O, Pir Sultan’ın çağlayan nefeslerinin takipçisidir. Tokat’ın Almus ilçesinin Görümlü köyünde doğmuş ve sözünü yoluna bağlamayı başararak Safavîlerin Erdebil Tekkesi’ne kadar adını ulaştırmıştır. Uzun dörtlükleri, -onu böylesi coşkun kılan- ikrar verdiği öğretilerin aktarımındaki ihlasa delildir. Bektâşî tertipnâmelerinde, çeşitli cönklerde, geleneksel-yöresel türkülerde Hatâyî ve Pir Sultan ile birlikte adı sanı en çok geçenlerden biridir. Erdebil Tekkesi’ne meyletme açısından kimi manzumeleri birer sevgi, hürmet edâsının ilerisinde propaganda olarak da gösterilmektedir. Bu konu hakkında tutarlıdır ya da değildir demekten ziyâde, gerek konu bütünlüğümüz açısından gerek de onun yalın kalemiyle Türkçe’ye ettiği hizmetle birlikte gönlümüze kazandırdıklarına yönelmek daha uygun olacaktır.

“Yüce dağlar boran coşkun

Kul Himmet aşkına düşkün

Cümle meleklerden üstün

Ben dedem Ali’yi gördüm”

Bilinen birden fazla Kul Himmet olduğu kaynaklarda belirtilmektedir. Bu durum da, yazılmış şiirlerin birbirlerine māl oluşunu kaçınılmaz kılmıştır. Kendisinden sonraki yüzyıllarda Sivas bölgesinde var olan “Kul Himmet Üstadım”dan bahsedilmektedir. Bu durum tıpkı Yûnus Emre’miz ve Âşık Yûnus’umuzun/larımızın birbirine karışmış eserleri gibi görülmelidir. Hüsn-i zann ile yaklaşmak gerekirse Kul Himmet’ten sonraki yüzyıllarda çıkmış Kul Himmet Üstadım’ın, mahlasını tapşırdığı son dörtlükte “Üstadım” demesine bir saygı ve hürmet; vâris ve aktarıcı gözüyle bakmak daha farklı bir yöne bizi sevk edecektir. Yine aynı toprakların insanı 1933 doğumlu Âşık Sâdık Doğanay’ın bize hatırlattığına değinelim: “Gerçek ölmez don değişir paktır efendim”.

“Derviş Himmet aydır onu bilenler

Medhin okur anda varıp gelenler

Delilimiz oldu pirler erenler

Giden gelsin bizimle aşk iline”

Mahlasını tapşırırken, “Kul” sıfatının yanı sıra “Derviş”,

“Sefil” gibi sıfatlara da yer vermiştir. Yukarıda alıntıladığımız dörtlük ve o şiirin tamamı ilk okumada bize göç havasını solutmaktadır. Ancak bu isimlerin arketiplerine, atalarına uzanan kalıtımsal söylemlerden dem vurulmalıdır. Ortak noktalarından biri de konar-göçer tabaka mensubiyetidir. Tutunamamak, yönetimin anlayışına denk gelememek,  onları “aşk ili” özlemine sürüklememiş midir?

“Var bir pîre eriş serseri gezme

Gözet gözün onun yolundan azma

Değme bir dükkâna yükünü çözme

Burda çok bezirgân assı bulmadı..

Sırrını verme hayrata

Senden alır gider yada

Damızlık koysan çiğ süde

Pişmeden tutar mı dersin?”

Comment here