EdebiyatSiyasal Bilimler

SSCB Öncesi Rus Edebiyatı

Bu makaleyi 8 dakikada okuyabilirsiniz

 

Hazırlayan: Namık Yıldızalkan

 SSCB öncesi Rus Edebiyatı’nı tek bir yazıda kaleme almak pek mümkün değildir. Bu dönemin yazar ve eserlerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bundan dolayı bu yazımda birkaç önemli hususa ve dönemin genel çerçevesine değineceğim.  

 Çar I. Aleksandr’ın ölümüyle birlikte Rusya İmparatorluğu’nda tahta kimin geçeceğine dair bir sorun hasıl oldu. Toplumun bir kısmı tahtın varislerinden Nikola’yı desteklerken, diğer bir kısmı ise tahtın diğer varisi olan Konstantin’i destekliyordu. Bu ayrışma ülke içerisinde gerilime neden olduğu gibi devletin bekasını da tehlikeye soktu. Çünkü olaylar sadece tahta kimin çıkacağını belirlemekle kalmayıp,  rejim karşıtı kişilerinde olaya müdahil olmasına sebep oldu. “Bu durumdan, Rusya’da devlet rejimini devirmek isteyen gizli birlikler faydalanmaya karar verdi.”1Askerler ve halk arasında propagandalar yapmaya başlayan bu gizli grup, nihayetinde istediği emellere ulaştı. Nikola, tahta geçmek için hazırlıklar yaparken, Petersburg halkı ve toplumun önde gelen kişileri yeni çara karşı ayaklanmışlardı. Bu ayaklanma aralık ayında gerçekleştiğinden dolayı, burada bulunan eylemcilere Rus dilinde “aralık ayı” anlamına gelen “Dekabristler” adı verildi. Çarlık rejimine karşı ihtilal yapma teşebbüsünde bulunan bu grup, şüphe yok ki Rus edebiyatının gelişiminde ve muhtevasında önemli rol oynamıştır. 1825 yılında gerçekleşen bu isyan, ülkede istibdat rejiminin başlamasına zemin hazırlamıştır. Aynı zamanda bu tarihlerde Avrupa’da meydana gelen devrimler, Rusya’da baskının ve sansürün daha da artmasına neden olmuştur. Şüphe yoktur ki bütün bu yaşananlar edebiyat dünyasını derinden etkilemiştir. ‘Bir avuç aydının bu cesur hareketleri, ideal yolunda kurban gitmeleri, Rusya’da inkılap, açık fikir ve Çarlık rejiminin istibdatına karşı mücadelenin ilk tohumlarını attı.”2 Böylece Rus edebi metinlerinde Çarlık yönetimini ve politikalarını eleştiren muhalif söylemler doğmaya başladı. İstibdat rejiminden dolayı bu tarz söylemleri her ne kadar kaleme almak zor olsa da, kimi yazarlar toplumsal bunalımlar ve sosyal problemlerden yola çıkarak bu sıkıntıları dile getirmekten korkmamışlardır. Bunun en güzel örneklerinden biri I. Nikola döneminin önde gelen ediplerinden biri olan Gogol’un “Palto” adlı eseridir. Bu eserde toplumda var olan birtakım aksaklıklar açıkça belirtilmiş ve okuyuculara sunulmuştur. Bu eserde öykünün başkahramanı Akakiy Akakiyeviç’in karşılaşmış olduğu zorluklar ve sıkıntılar anlatılmaktadır. Akakiyeviç, Rusya’da bir devlet dairesinde görev yapmaktadır. Bilindiği gibi Rusya’da kışlar çok sert ve çetin yaşanmaktadır. Soğuktan korunmak için insanların paltoya ihtiyacı vardır.  Fakat Akakiyeviç aldığı maaşın az olmasından dolayı kıt kanaat geçinen bir memurdur. Yamalı, ince ve eski bir paltoya sahip olan Akakiyeviç, uzun bir süre yeni bir palto alabilmek için çalışır. Ölmeyecek kadar yemek yemekte ve gece gündüz alacağı yeni paltonun hayalini kurmaktadır. Uzun ve zorlu uğraşlar sonrasında yeni paltosuna sahip olur. Palto yüzünden öykünün ilerleyen kısımlarında Akakiyeviç’in başına hiç ummadığı şeyler gelecektir. Gogol bu eserde halkın nasıl zorlu yaşam koşullarına sahip olduğunu, toplumun ekonomik açıdan oldukça zorlu günlerden geçtiğini ve aynı zamanda devlet dairelerinde oluşan yozlaşmayı bizlere aktarmaktadır. Halk, bu eserin Rus toplumunu küçük düşürdüğünü iddia ederek Gogol’a tepki gösterse de ünlü yazar Fyodor Dostoyevski, Gogol’u “ Hepimiz Gogol’un paltosundan çıktık.” diyerek yüceltmiştir. Bir başka örnek olarak Dekabristlerin önde gelenlerinden ve Rus şiirinin babası olarak kabul gören Puşkin’de bu rejime karşı muhalif bir tutum sergilemiş, toplumsal sıkıntıları dile getirmekten kaçınmamıştır. Bu sıkıntıları ve toplumda meydana gelen ve her geçen gün artan  eşitsizliği “Özgürlük (Vol’nost)”  adlı kasidesinde çok sert bir şekilde dile getirmiştir.  

     “Dünyaya özgürlüğün övgüsünü yapmak, 

     Tahtlardaki ahlaksızlıklara darbe vurmak istiyorum.  

     Dünyanın tiranları! Titreyiniz. 

     Siz ise, metin olun ve kulak kesilin, 

     Ayaklanın, düşmüş köleler! 

     Otokrat cani! 

     Senden, senin tahtından nefret ediyorum.” 

     ***     ***     ***     *** 

     “хочу восеть свободу миру, 

      На тронах поразить порок                     

      Тирана мира! Трепешите! 

      А вы, мучайтесь и внемлите, 

      Восстаньте, паящие рабы! 

      Самовластительный злодей! 

      Тебя, твой трон я ненавижу3.    

     Yukarıda verilen edebi eserlerden de anlaşılacağı üzere, dönemin yazar ve şairleri mevcut rejime rağmen sorunları dile getirmekten korkmamışlardır. Hatta Puşkin ‘in şiirinden yola çıkarak şu yorumda yapılabilir. Edipler vermiş olduğu eserlerde edebi zevkin yanı sıra toplumu da yönlendirme gayreti içerisindedir. İstibdat rejimine karşı kitleleri harekete geçirme çabası güdülmektedir.  

Bu dönemde toplumsal yapıda meydana gelen değişim ve dönüşümler, edebiyatın içinde yer alan akımları da değiştirmiştir. Klasik ve romantik akımların yanı sıra sosyalist ve nihilist akımlarda edebiyatın içine dahil olmuş ve büyük ilgi görmüştür. “Nihilizm terimi Rusya’da ilk olarak 1829 yılında N.Nadejdin’in “Nihilist Topluluğu” adlı çalışmasında “boşluk”, “cehalet” sözcükleriyle eş anlamlı kullanılır. Rusya’da nihilizmin yaygınlık kazanması ise İ.S Turgenyev’in “Babalar ve Oğullar” (Otsı i Deti) adlı eserinin yayınlanması ile gerçekleşir.4 Nihilizm Rusya topraklarında doğmuş bir akım değildir. Batı felsefesinin bir ürünü olan nihilist düşünce ithal yollar ile Rus edebiyatında yer edinmiştir. Aynı zamanda nihilizmin Rusya’daki ilk temsilcisi olan Turgenyev, batı kültüründen ve felsefesinden oldukça etkilenmiş ve eserlerini batılı üslupla kaleme almış bir sanatçıdır. Doğal olarak nihilizm, Rus kültürüne ve edebiyatına oldukça yabancı bir akımdır. Sosyalist akım ise edebiyata nihilizme göre daha geç yer edinmiştir. Sosyalist realizm esasen SSCB döneminde benimsense de, Çarlık döneminde de bir takım çalışmalar yapılmıştır. “Çeşitli örgütler ve dergiler etrafında kümeleşen sanat ve edebiyat adamlarının ortaya koymaya çalıştıkları yeni sanat ve edebiyat anlayışı, sosyalizmin inşası sorununu, proletaryanın mücadelesini ve yeni insanı, çalışmanın merkezine yerleştirerek şu genel esaslar dahilinde vücut bulur: 

Sanat ve Edebiyat  

  1. Gerçeğe dayalı toplumsal gelişme hedefleri belirlemelidir. 
  1. Yeni kavramının ne anlama geldiğini açıklamalıdır. 
  1. Kahramanları yüceltmelidir. 
  1. Çalışanların sosyalizme uygun eğitilmesini hedeflemelidir. 
  1. Gerçeğin ortaya konmasında ve bireylerin ideolojik dönüşümlerinde birliği ve uyumu sağlamalıdır. 
  1. Geleceğe dair mücadeleler tasarlamalıdır. 
  1. Yeni bir rönesans için insanları mücadeleye davet etmelidir. (Robin,1986:88-89) 

Comment here