Edebiyat

Kandehar Dağlarında Sabah Namazı

Bu makaleyi 5 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Mustafa Can Tiryaki

Dilaver Cebeci’nin bir sabah namazını tasvir ettiği bu şiir, ayetlerin dilimize uygun bir şekilde şiirleştirilmesinin güzel örneklerinden biridir. Şiir, şairin kıbleye dönmesi ile başlar ve güzel bir şekilde ruhun -manevi olarak- Kabe’ye vardığını anlatır.

Ardından niyet şartı yerine getirilir. Alemin, onunla birlikte namaza durduğunu tasvir eder. Daha sonra Türklerin namaz öncesine eklediği bir dua olan “Durdum divana, uydum Kuran’a” duasını ederek kıyama durur.

Şiirsel bir dille verilen besmeleden hemen önce sübhaneke duası eklenir. Duanın tenzih bölümüne istinaden “tenzih kuşları”, tekliğe istinaden de “dümdüz olur kesretin yokuşları” tanımları kullanılır.

Besmele sonrasındaki kısmın Fatiha suresi olduğu çok açıktır. Hamd, sıyanet, kıyamet, rüku, yardım ve dosdoğru yol tanımları bizatihi surenin mealinde geçen kelimeler olup aralardaki kelimeler anlatımı kuvvetlendirmek içindir.

Şair, zammı sure (Namaz kılarken okunulacak kısa sureler) yerine İnşırah suresini tercih etmiştir. “Nurla doldurdun” ibaresi surenin ilk ayetine referanstır.[1] Ardından gelen iki ayet, diğer mısralarla doğrudan uyuşmaktadır. “Belini büken yükünü ortadan kaldırmadık mı? Ve senin şanını yüceltmedik mi?”[2] Burada şanın yüceltilmesi şair tarafından dağlara yoldaş edilmeye benzetilmiştir.[3] Surenin diğer ayetleri surede neredeyse eksiksiz çevrilmiştir. Sure biter, Allah-u ekber denilir, rükuya eğilinir ve kalkılır.

“Rabbim kalbinizden geçeni bilir” cümlesi direkt olarak “Semi Allah-u limen hamiden” in çevirisidir. Devamındaki mısralar şairin şiirleştirmesinin etkin örneklerindendir. Ardından secdeye eğilen şair burada “İşitsin miraca tanık olan yıldızlar” diye başlayan kısmında muhtemelen secde duası edilmektedir.[4] Ayrıca Yasin suresinin 38-39 ve 40. ayetine gönderme yapmaktadır.[5]

Tekrardan kıyama kalkan şair besmele çeker ve yeniden Fatiha suresini okur. Ardından fil suresine geçer. Bilindiği üzere fil suresi peygamberin doğumundan evvel Mekke’de yaşanan bir olayı anlatmaktadır. Şiirde bahsedilen mübarek belde Kabe’dir. Ebabil kuşlarının saldırısı sonucu yok olan ordu da gök ekin yapraklarına benzetilmiştir.

Bundan sonra rüku, kıyam ve secde bölümleri tekrarlanır. Şairimiz artık tahiyyat için oturmuştur.

Tahiyyat selam bölümü ile başlar. Cebeci de selamla başlamış, şiirsel bir anlatımdan sonra peygamberimizi selamlamıştır. Son üç dize tahiyyat- salli barik ve Rabbena olarak bilinen dualardan ögeler barındırmaktadır.

Ayrıca şiirin son 2 dizesi, şairin Kandehar dağlarında savaşan mücahitlerin davalarını birer namaza benzetittiğini bize gösterir. Tahiyyat okunurken kaldırılan şehadet parmağının, kabzayı kavrayan parmak olduğunu hatırlatır. Yine şair, namaz bitiminde sağına ve soluna selam vermez. Bu son dizeler, onun son selamını da temsil eder.

Surelerin savaşı ve Allah’ın yardımlarını temsilen seçilmesi, şiirin adı ve namazın cihat yolunda olanlara dahi farz olması bize bu şiirin Afganistan Savaşı ile alakalı olduğunu göstermektedir. Kandehar bilindiği üzere Afganistan’dadır ve Rus-Afgan mücadelelerinin odak noktalarından biri olmuştur.[6]

 

KAYNAKÇA

 

https://islamansiklopedisi.org.tr/kandehar

https://www.kuranmeali.com/

Diyanet, Kuran Meali, haz. Halil Altuntaş, Muzaffer Şahin, Ankara 2008

 

[1] “Şerh etmedik mi senin içün bağrını?” Elmalılı Hamdi Yazır ve diğer Türkçe mealler için bkz. https://www.kuranmeali.com/AyetKarsilastirma.php?sure=94&ayet=1

[2] İnşırah, 2-3. ayetler

[3] “Kavî kıldın hem bileklerimizi,

Yoldaş ettin baş eğdirmez dağlara,

Sonra, ağır yükü sırtımızdan kaldırdın”

[4] Subhane rabbiyel ala “En yüce olan rabbim her türlü kusurdan uzaktır.”

[5] Karşılaştırın: Yasin Suresi 38-39-40.

“İşitsin mi’râc’a tanık olan yıldızlar,

Kurumuz hurma dalı, ay yörüngesi,

Sırlı boşluklarda kehkeşanlar işitsin.”

[6] Şehir hakkında bilgi için bkz: https://islamansiklopedisi.org.tr/kandehar

Comment here