Edebiyat

Dünden Bugüne Türk Dili ve Yapısı

Bu makaleyi 23 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: İlknur Baydoğan

Giriş

Bir milleti ayakta tutan, onun varlığını ve devamını sağlayan, milli şuuru besleyen, bir millete mensup olma hazzını veren ve bireylerin birbirleri ile iletişim kurmasını sağlayarak onların birlik olmasını sağlayan dilin insan hayatındaki yeri çok önemlidir. İnsanın geçmişini öğrenmesinde, gününü yaşamasında ve geleceğine yön vermesinde dilin önemli bir araç olduğu muhakkaktır. Dilin sayesinde hem insan çevreyi anlamaya başlar hem de toplumlar arasındaki farkı görmesini sağlar.

Türk dili de bizim için bu açıdan büyük önem arz eder. Dilini kaybetmiş bir toplumun edebiyatı, tarihi, sanatı çöküntüye uğrar. Dünyanın en köklü geçmişe sahip dillerinden biri olan Türkçe kültürümüzü, tarihimizi ve ilmimizi geliştiren yapı taşıdır. Diline sahip çıkmayan, geliştirmeyen, asimile olmaya mahkum eden ve korumayan insanlar ilerleyemez, gelişemez ve yok olmaya mahkumdur. Bu makalede de Türk dilinin yapısını ve değişimini ele alırken yüzyıllardır nasıl korunduğu, geliştirildiğinin yanında günümüzde ne kadar değiştiği,olumlu ve olumsuz yanları anlatılmıştır.

 

Köktürkçe ve Eski Uygurca Dönemi

Türk dili ve yapısını incelemek için öncelikle Türkçenin nasıl oluştuğunu ele almalıyız. Bunun için Türk ismini ilk kullanan Köktürk devletinden başlamak gerekir. Göçebe bir toplum olan Köktürkler Aşina (Hun topluluğu) kabilesine dayanmaktadır. Günümüzde Moğolistan sınırları içerisinde görülen ve tarihte Altay dağlarının eteklerinde yaşayan, Juan-Juan İmparatorluğu’nun himayesinde olan Köktürkler demircilik ve zanaatla ilgilenen ve kendini bu konuda geliştirmiş bir toplumdu. Giderek sayılarını artırtan, güçlenen ve teşkilatlanmakta olan bu toplumun önderliğine Bumin Kağan geçmiş ve devletin kurucusu olarak kabul edilmiştir.

Türk dilinin temel kaynaklarına bakıldığında Türk kelimesinin geçtiği ilk kaynak Orhon Yazıtlarıdır. Türklerin devlet ve teşkilatlanma şekli, Çin ile yaşanan siyasi olaylar, Türk toplumu, gelenek ve görenekler ve en önemlisi Türk dilinin yapısı, oluşumu, fonetik ve morfolojik sistemi hakkında bizlere bilgi verir. Bu yazıtlar Köktürklerin 682’de kurulan ikinci hanedan dönemine aittir. Danimarkalı dilbilimci Vilhelm Ludwing Peter Thomsen ya da Vilhelm Thomsen’ın Türklere ait bengü taşları 25 Kasım 1893 tarihinde okumasıyla Türklerin ilk yazı dili ve alfabesi ortaya çıkmış oldu.

Orhon vadisinde bulunan bengü taşlar ve yazıtların yazılış tarihleri M.S. 8. Yüzyılın başlarına dayanır. Köktürk anıtlarındaki yazılar taş üzerinekazınmıştır. Bunun yanında kayalara boya ile yazılmış olan kaynaklar da mevcuttur. Yazıtların ve bengü taşların sayısı 10’un üzerindedir fakat bunlardan en büyükleri  Vezir Tunyukuk Yazıtı (716), Kültigin Yazıtı (732) ve Bilge Kağan(734) Yazıtı’dır. Yazıtların bulunduğu çevrede yazıtların yanı sıra yüzlerce heykel, balbal ve taş yolları bulunmuştur. Bunlar Türk tarihi açısından da büyük önem arz eder.

Yazıtların içeriğine bakılacak olursa, genel itibariyle yazıtlar toplum, devlet, teşkilatlanma ve pek çok kültürel unsur hakkında bilgiler ihtiva etmektedir. TunyukukYazıtı’nın birinci taş, batı cephesinde Vezir Tunyukuk : ‘’Ben Bilge Tunyukuk’um. Çin ülkesinde doğdum. Türk milleti Çin’de tutsak idi. Türk milleti hanını bulamayınca Çin’den ayrıldı, han sahibi oldu.’’ diyerek başlayarak devamında da Köktürk döneminin tarihi olaylarına değinir. Bu yazıtı Bilge Kağan döneminde başkomutanlık ve vezirlik yapmış olan ve yazıtta da belirttiği üzere kendisini Bilge Tunyukuk olarak niteleyen, Vezir Tunyukuk tarafından dikilmiştir. Yazıtın içeriğinde Vezir Tunyukuk savaş stratejilerinden, savaş sırasında nasıl beslendiklerinden, zaferlerinden ve Çin’e karşı verdikleri mücadeleden bahseder.

Bilge Kağan Yazıtı ise 716-734 yılları arasında hüküm süren Bilge Kağan’ın ölümünün ardından dikilmiştir. Moğolistan’da Orhon ırmağı yakınlarında bulunmaktadır. Tıpkı Kül Tigin Yazıtı gibi Bilge Kağan Yazıtı’nın da bir yüzü Çince, diğer üç yüzü Türkçedir. [1]  Yazıtın içeriğinde Türklerin Ötüken’de yaşamlarını sürdürürse her şeyin daha iyi olacağı ve Çin’in tatlı sözlerine kanıp Türk halkının yok olacağını ve başka yerlerde yaşam sürerse kötü olacağı gibi konulara değinilmiştir. Kül Tigin Yazıtına göre daha çok hasar görmüştür. Bu durum taşın kalitesi ve yapısına bağlanmaktadır.

Türk tarihi açısından pek çok önemli bilgi barındıran bu yazıtların Türk dili açısından önemi ise yüzyıllar geçtikçe hem göçebe bir toplum olmak hem de farklı milletler etkileşim halinde olmanın dilimize getirdiği farklıları görebilmemiz açısından büyük önem taşır. Bu yazıtları incelemek şu anda kullandığımız Türkçedeki yabancı kelimeler, ek değişimleri ve ses olaylarını anlamak için yardımcı olur.

Yazıtlardaki söz varlığı ve yazım şekli günümüzle elbette büyük farklılıklar göstermektedir. Yazılardaki metinler yukarıdan aşağıya doğru kazınmış ve sözcükler sağdan sola doğru sıralanmıştır. (Üç metin küçük boy bir kitapta söz gelişi Muharrem Ergin’in 1991 yayınında 34 sayfa, Talat Tekin’in 1995 yayınında 30 sayfa tutmaktadır. 30-34 sayfalık üç metinde geçen kelime sayısı 6000 civarındadır.[2]  Anıtlarda tekrar etmeyen kelime sayısı 693 olarak tespit edilmiştir ve yazıtların konusu bakımından normalde kullanılan günlük kelimeler dilde mevcut olsa da yazılı kaynak olarak bakıldığında söz varlığı açısından oldukça küçük rakamlar karşımıza çıkmaktadır.

Bu dönemde Kök Tanrı inancının getirdiği yaşam tarzı, sözlü geleneğin icracısı olan şaman, kam, baksı ve bunların halk tarafından kutsal kişiler olarak kabul edilmeleri aynı zamanda göçebe yaşam tarzının gereklerinden olan avcılık ve toplayıcılık da günlük yaşamda kullanılan kelimeleri etkiler. Bu etki aynı zamanda yazılı ürünlere de yansır. Özellikle 11.yüzyıla gelirken Türklerin İslamiyet’i kabulüyle dilde yaşanan değişimler de buna örnektir.

  1. Köktük Hakanı Bilge Kağan vezirlerinden Mey-lo-çue tarafından zehirlenmiş ve 25 Kasım 734 yılında ölmüştür. Bilge Kağan’ın ölümünden sonra bir yandan 10 yıl boyunca sık sık tahta geçenlerin değişmesi bir yandan iç karışıklıklar ve bir yandan da Basmıl, Karluk ve Uygurlar arasındaki iktidar çekişmesi 2. Köktürk Kağanlığı’nın yıkılmasında etkin rol oynayan sebeplerdir. Bu çekişmeyi Uygurlar kazanmıştır ve Uygurların hakimiyeti başlamıştır. Uygurlar döneminde ise hem yerleşik hayat yaygınlaştı hem de Uygurların yaşadıkları bölgelerin etkisiyle Maniheizm, Budizm , Hristiyanlık ve Müslümanlık gibi köklü dinler kabul görmeye başladı. Bunda en büyük etken yerleşik hayata geçiş, güneye, batıya ve doğuya doğru genişleme hareketleri idi. Kabul gören bu dinler de hem dile hem kültüre hem de edebiyata farklı bakış açıları ve farklı terimler girmesine yol açtı.

 

Karahanlılar Döneminin Türk Diline Etkisi

Karahanlılar kurulan ilk Müslüman Orta Asya Türk devletidir.Karluk,Yağma ve Çiğil Türk toplulukları tarafından kurulmuştur.  Bu devlet Türk İslam tarihinin başlaması açısından büyük önem taşır. Devlet dili olarak Türkçeyi kullanmışlardır ve Türk diline mühim katkıları olan bir dönemdir. Karahanlılar Türk İslam kültür ve medeniyetinin temelini atarak Türk İslam eserlerinin ilk örneklerini oluşturmuşlardır. İslam öncesi Türk devletlerinin yönetim anlayışını sürdürmüşledir. Karahanlılar Türklerin yaşadığı önemli kültür ve medeniyet merkezlerine ev sahipliği yapmışlardır, Arapça ve Farsça ile İslamiyet’in etkisiyle bir araya gelse de bu dillerle tamamen etkileşime girmeyip ve Türk dilinin önemini unutmayıp Türkistan yöresinde yetişen ilim adamlarınca öz Türkçe eserler verildiği görülür.

Orhon ve Eski Uygur Türkçesinin devamı niteliğinde olan Karahanlı Türkçesi için  ’’Hakaniye Türkçesi’’ terimi de kullanılır. Kaşgarlı Mahmud da ‘’ Uygur şehirlerine varıncaya dek Ertiş, Ila, Yamar,Etil ırmakları boyunca oturan halkın dili doğru Türkçedir. Bunların en açık ve en tatlısı Hakaniye-Hakanlılar ülkesi halkının dilidir.’’ sözleriyle hem bunu destekler hem de bu dilin standart Türkçe olduğunu belirtir. Kaşgarlı Mahmud yer yer gramer açıklamaları da yapar. O kadar ki bu açıklamalar bir araya getirilse, eksik de olsa, küçük bir Karahanlı Türkçesi grameri elde edilebilir. Ayrıca çeşitli Türk boylarının ağızları hakkında verilen bilgiler, dönemin diyalektolojisine dair genel bir fikir edinilmesini sağlar.[3]  Bu dilin en belirgin özelliklerini sayacak olursak Uygurca ses özelliklerini devam ettirmesive birincil uzun sesleri hala devam ettirmesi göze çarpar.  Türkologlar tarafından Orta Türkçenin ilk dönemi olarak kabul edilir.Bu dönemden günümüze Türkçe dil ve edebiyat metinleri ulaşmıştır. Bu metinlerin içerikleri Türk dilini geliştirme ve öğretme, iyi ve akıllı olmak için verilen öğütler, din ve ahlak konularında öğreticilik ve İslami kaynakları anlama ve açıklama üzerinedir.

Karahanlılar döneminden günümüze kalan kıymetli eserlerden ilki Yusuf Has Hacib tarafından kaleme alınmış olan Kutadgu Bilig(1069-1070)’tir. Türk dilinin en temel ve Türk dili araştırmalarının en önemli kaynak eserlerindendir. Yusuf Has Hacib bu eserini Karahanlı hükümdarı Tavgaç Buğra Han’a sunmuştur. Kutadgu Bilig bir siyasetname özelliği taşıyan, beyitler halinde oluşturulmuş bir eserdir.içerik olarak toplumu ele alan, toplumun refahını ve mutluluğunu amaçlamış bir üslup ile mutluluğun yollarından bahsedilmiştir. Kutadgu Bilig’in öğüt verici özelliğini de şu beyitlerde görüyoruz:

 

Bu Ay Toldu dedi, işittim bunu

Bir sözüm daha var, cevapla onu

Bu iyilik nedir, nasıldır özü;

Neye benzer iyiliğin mahiyeti

Hükümdarın Ay Toldu’ya cevabı:

Hakan dedi, şudur özellikleri:

Faydalıdır, halka vardır yararı.

Bütün halka hep kılar iyilik;

Fakat minneti kişiye vurmaz yük.

Bir diğer Karahanlı dönemi eseri ise Divan-ı Lugati’t Türk’tür. Bu eser Türk diline büyük katkıları vardır. Eserin tam adı Kitabü Divanı-ı Lugati’t Türk’tür. ‘’Türk dillerini toplayan kitap’’ demektir.[4] Bu eserin yazarı Kaşgarlı Mahmud Bin Hüseyin Bin Muhammed 1072 yılında Abbasi halifesine sunmuştur. Kaşgarlı Mahmud’un bu eserde en çok Oğuz ağzına yer vermiştir ve Oğuzların 22 boyunu damgalarıyla beraber saymıştır. Divan-ı Lugati’t Türk’ün tek nüshası Beyazıt Camii yanındaki bir sahafta Ali Emiri Efendi tarafından 1917 yılında bulunmuştur.[5] Bu eser Türk dilinin ilk sözlüğü olması ve bir dilbilgisi kitabı olma özelliği taşıdığından oldukça önemlidir. Kutadgu Bilig’ten sonra bize kalan ikinci önemli eserdir. Bu sözlük ve dilbilgisi içerikli eserin yazılma amacı Araplara Türkçeyi öğretmek ve Türkçenin Arapçadan geri kalmadığını göstermektir.Türkçenin de zengin, köklü ve yeterlibir dil olduğunu vurgulamak amaçlanmıştır. Kaşgarlı Mahmud,dilbilgisi özellikleri verirken nasıl kendi lehçesinin dışına çıkıp diğer lehçelere de yer vermişse edebi bir malzeme sunarken de aynı başarıyı sunmuştur. Eserini oluştururken nasıl bir yol izlediğini şöyle ifade etmiştir: ‘’Ben onların (yani Türklerin) en uz dillisi, en açık anlatanı, akılca en incesi, soyca en köklüsü, en iyi kargı kullananı olduğum halde onların şehirlerini baştan başa dolaştım. Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil, Yağma, Kırgız boylarının dillerini, kafiyelerini belleyerek faydalandım. Öyle ki bende onlardan her boyun dili en iyi şekilde yer etti. Ben onları en iyi surette sıralamış, en iyi düzenle düzenlemişimdir.’’

Bu dönemde Atabet’ül Hakayık ve Divan-ı Hikmet gibi oldukça kıymetli eserler de vardır. Bunların yanında Kur’an tercümeleri ilk kez bu dönemde yapılmıştır. Bu durum da Türk İslam tarihi ve Türk dili açısından oldukça değerlidir. Kur’an tercümelerinde de Arapça özgün metinler ve Türkçe karşılıkları birlikte verilmiştir.

 

Çağatay Türkçesi Dönemi

Türk yazı dilinin gelişimini gelişimindeki üç dönemden üçüncüsü Çağatay Türkçesi dönemidir. 15. yüzyıldan başlayarak 20. yüzyıla kadar devam eder. Kuzey-doğu Türkçesinin ikinci dönemidir. Harezm Türkçesinin etkisi altında gelişmiştir. Köprülü, Çağataycayı beş temel devreye ayırmıştır ve kapsam olarak da geniş tutmuştur. Bu devirler şöyledir:

1)İlk Çağatay devri: 13. ve 14. yüzyıllarda, önce Türkistan, Horasan ve İran sahalarında, Harezm’de ve sonra Altın Ordu’da gelişen edebi dil.

2)Klasik Çağatay devrinin başlangıcı: 14.yüzyıl sonlarından başlayıp 15.yüzyıl ortalarına kadar Timurlar devrinde Horasan ve Maveraünnehr’in Herat ve Semerkand gibi medeni ve siyasi merkezlerinde gelişen edebi dil.

3)Klasik Çağatay devri: 15.yüzyılın ikinci yarısı içinde ve Nevayi ile başlayan devir.

4)Klasik devrin devamı: 16.yüzyılda Babür ve Şeybaniler devri.

5)Gerileme ve çökme devri: 17. ve 19.yüzyıllar.[6]

Bu dönemde Farsça ve Arapçanın etkilerinin fazla olduğunu görüyoruz. Bu etkiyi Özbek Türkçesinde ve Uygur Türkçesinde aynı zamanda Kıpçak grubuna ait Türk lehçelerinde bolca görmek mümkündür. Özellikle Özbek Türkçesinde Türkçe karşılığı olan pek çok kelimenin Farsçasının kullanıldığına sıklıkla rastlanmaktadır. Bu da günümüzde Türk dillerindeki problemler olarak ele alınabilir.

Çağatay Türkçesi dönemi denildiğinde akla ilk gelen isim Ali Şir Nevai’dir.15.yüzyılın ikinci yarısında çok ses getirmiş eserleriyle ve edebi kişiliğiyle Türk dili açısından büyük yankı uyandırmış kıymetli bir edebiyat ve ilim adamıdır. Ömrü boyunca Türkçeyi yüksek bir sanat dili haline getirmeyi hedeflemiş ve bunu en iyi şekilde sergilemiştir. Kaşgarlı Mahmud’tan sonra Türk diline en fazla hizmet eden kişi olarak tanınır. Türk edebiyatının da ilk hamse yazarıdır. Burada bütün hayatını Türkçenin tanıtımına vakfetmiş olan Ali Şir Nevai’nin Muhakemet-ül Lugateyn adlı eserinden bahsetmek onun Türk dili hakkındaki düşüncelerini yansıtmak açısından yararlıdır. Nevai, eserinde Türkçe kelime haznesinin Farsçaya nazaran daha zengin, güzel ve esnek olduğunu düşündüğünü dile getirmektedir.Türk lehçelerinin anlam karşılamada daha fazla kelime haznesi olduğunu savunmaktadır.

Bu dönemde pek çok dil ve edebiyat eserleri verilmiştir. Bu eserler  tür açısından da zenginlik taşır. Hem dini ahlaki hem biyografik eserler hem de sözlükler yazılmıştır. Çağatay döneminde Abuşka Lugati, Bedayiü’l-Luga, Fazlullah Han Lugati, Kitab-ı  Zeban-ı Türki, Üss-i Lisan-ı Türki gibi pek çok değerli sözlük Türk diline katkı sağlamıştır. Bu dönemlere geldiğimizde hem fonetik açıdan hem de morfolojik açıdan bakıldığında Eski Türkçe döneminden bu yana pek çok değişim olduğu görülmektedir. Karahanlı, Harezm ve Çağatay Türkçeleri yani Orta Türkçe dönemi için bunun yabancı dillerden özellikle bu dönemde Arapça ve Farsçadan kaynaklı olduğu açıkça ortadadır.

 

Sonuç

    Günümüz Türkçesine gelindiğinde Köktürkçe ve Eski Uygurca dönemine kıyasla pek çok değişim göze çarpar. Karahanlı döneminde Türkçe ne kadar bozulmamış ve korunmuşsa daha sonraki dönemlerde dilimize giren yabancı dil etkisiyle günümüze kadar bu kat ve kat artmıştır. Sosyal ihtiyaçlar, ticaret ve politik ilişkiler sebebi ile dünyanın pek çok ülkesi ile ister istemez iletişim halinde olmak durumundayız ve sosyal çevrenin ihtiyaçları gereği her dönemde revaçta olan bir dil mutlaka küresel etkiye sahip olur. Tıpkı Tanzimat’ın ilan edildiği yıllarda Fransızcanın dilimize olan etkisi gibi…

Türk dili ve edebiyatı açısından yapılan en büyük hatalardan biri modernleşme sürecine girerken kendi öz dilinin zenginliğini görmemek ve her türlü değişime koşulsuz şartsız olumlu bakmaktır. Bu da diğer dilerin Türkçeye çok kolay yaralar açmasına olanak sağlar. Makalede de bahsedildiği gibi Türk dili araştırmacılarının ataları diyebileceğimiz önemli isimlerden Kaşgarlı Mahmud veya Ali Şir Nevai gibi isimler hayatlarını Türkçenin zenginliğini, üstünlüğünü göstermeye adamış ve bunu başarmışken günümüzde bu konu hakkında pek de duyarlı olunmadığı görülür. Türk dillerinin Oğuz grubuna dahil olan Türkiye Türkçesinin Anadolu ağzına bakıldığında Eski ve Orta Türkçe dönemlerindeki çoğu sesin hala korunduğunu fakat konuşma dilinde ve Eski Türkçe yazılı ürünlerde mevcut olan kelime,ses ve eklerin ne alfabemizde ne de gramer kitaplarında olmadığı görülür. Örneğin Anadolu ağızlarında art damak n’si (ŋ) halen konuşma dilinde korunurken Türkçenin alfabesinde korunmamaktadır, sadece konuşma dilinde kalmıştır. Diğer taraftan açık e (ä) sesi de bu duruma örnektir.

Türk dili ve yapısını anlamak için özellikle Orta Türkçe dönemi eserlerini incelemek ve  Türkçenin söz varlığını öğrenmek gerekir. Günümüzde Türkçenin sorunların bir diğeri de Türkçe karşılığı mevcut olduğu halde yabancı kelimelerin kullanımının yaygınlaşmasıdır. Bunun önüne geçmek için yabancı kelimelerin gerekli olmadığı sürece dilimizden atılması gerekir. Türk dili incelenmeli, araştırılmalı ve topluma, okullara, gelecek nesillere aktarılmalıdır.

 

Dipnotlar:

[1] Ölmez, Mehmet, Köktürkçe ve Eski Uygurca Dersleri,(1.baskı, İstanbul 2017),s.101

[2] Ercilasun,A.Bican.Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi. ( 17.baskı. Ankara, 2016)

[3] Ercilasun,A.Bican.Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi. ( 17.baskı. Ankara, 2016)

[4] Ercilasun,A.Bican.Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi. ( 17.baskı. Ankara, 2016),314.

[5] Ercilasun,A.Bican.Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi. ( 17.baskı. Ankara, 2016),316.

[6] Köprülü,M.Fuad, ‘’Çağatay Edebiyatı’’, İslam Ansiklopedisi, 3.cilt,Ankara 1945, s.270-323.

 

KAYNAKÇA

  • Ercilasun, Ahmet Bican, Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi, 17.baskı, 2016 Ankara
  • Ölmez, Mehmet, Köktürkçe ve Eski Uygurca Dersleri, 1.baskı, 2017 İstanbul
  • Köprülü, Fuad,’’ Çağatay Edebiyatı’’İslam Ansiklopedisi, 3.cilt, 1945 Ankara
  • Köprülü, Fuad, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıfla,1991 Ankara

Comment here