Edebiyat

Bir Söz Kahramanı: Nef’î

Bu makaleyi 5 dakikada okuyabilirsiniz

 

Hazırlayan: Ahmet Kaptan

Nef’î 1572 yılında Erzurum’un Hasankale bölgesinde doğmuştur. Şiirlerini ilk defa okuyan birine narsisizmi aynı kişi ikinci defa okuduğunda şairliği, üçüncü defa okunduğunda ise kendinden başka şair dünya tarihinde başka bir şair yokmuş gibi hissettirmeyi başaran şair, edebiyatımızda sadece dönemi olan 17.yüzyılda değil kendisinden sonra gelenleri de etkileyen nadir şairlerden olmuştur.

               Kendisini bir şairden çok bir söz savaşçısı, sözün padişahı olarak tanımlayan Nef’î şiirleriyle de bunu kanıtlamıştır. Divan şairlerinin ekseriyetle bir meclis şairi olduğu bilinen bir gerçektir. Meclislerini dostalarıyla oluşturan şairler sırtlarını onlara yaslamışlar ve güvenmişlerdir. Alışılmışın aksine Nef’î ise “dil kılıcının” keskin yüzünü hasımlarının başlarına indirdiği gibi dostlarına bu keskin yüzü göstermekten hiç çekinmemiş, dostlarını dost kalmaları konusunda “nazikçe” uyarmıştır.

“Ol saf-der-i düşmen-küş-i nazmum ki husûsâ

Şemşîr-i zebânumdan ahibbâ hazer eyler”[1]

Şair yeteneğinden ve zekasından son derece emin olmakla birlikte, hem geçmişe hem dönemine hem de geleceğe hodri meydan demekten de çekinmemiştir.

“Var mı böyle kasîde dimeğe cür’et ider

Şarkdan garba varınca suhan ehline salâ”[2]

Şiir yazmaya başladığı gençlik yıllarında kendisine zararlı manasına gelen “Darrî” mahlasını seçmesi, hicivlerini topladığı eserine “Sihâm-ı Kazâ” (Kaza Okları) ismini vermesi Nef’î’nin karakterindeki taşkınlığı ve kabına sığmazlığı fazlasıyla ifade etmektedir.

Öylesine keskin bir dile ve yazma aşkına sahiptir ki dönemin padişahı IV. Murat’a hiciv yazmayacağı konusunda söz vermiş olsa da kendini tutamayıp Vezir Bayram Paşa’ya hiciv yazınca IV. Murat’ın meşhur hiddetinden nasibini almış ve sarayın odunluğunda kementle boğulmaktan kurtulamamıştır. Fakat o kadar iyi bir şairdir ki halk arasında onun idamıyla ilgili bir rivayet bulunmaktadır:  Nef’î hem çok iyi bir şair olduğu hem de saray ahalisi tarafından çok sevildiği için infazından vazgeçilmiştir. Padişaha bir belge gönderilecektir ve bu belgeyi de bir siyahî yazmaktadır. Kağıda bir damla mürekkebin damladığını gören Nef’î yine kendini tutamayıp “Mübarek teriniz damladı efendim” diyerek kendi yaşama şansını kendisi engellemiştir.

Şüphesiz ki bir sanatçı yaşadığı çağdan geçmişe ve geleceğe dokunabilen kişidir, bir sanatçının ölümsüzlüğü, ölümsüzlük anlayışı budur. Nef’î de bunu kendisinden ve yeteneğinden hiç kuşku uyandırmadan yapabilmiş nadir sanatçılardan birisidir. Bugün bile okuduğumuzda yüzyıllar öncesinden bize dokunabilmeyi başaran büyük bir şairdir. Bir tam kasideyi okumaya gerek duymadan, bir beyit hatta bir mısra ile bizi olduğumuz yerden alıp götürebilmiş, ya da içimizdeki derdi kederi bize bizden daha iyi anlatabilmiştir.

“Bir âh ile bu âlemi virân ederim ben”

Diyerek gönlümüzde büyüttüğümüz tüm sevdayı, aşkı dile getirmemize yardımcı olan, kendimizi kendimizden daha da iyi anlatabilmemize yardımcı olan Erzenü’r-Rumî, Sipahi Mehmed Bey oğlu Ömer, Nef’î’yi sevgi ve hasretle anıyoruz.


[1] Divan, K. 11/57

[2] Divan, K. 18/79

Comment here