EdebiyatSiyasal Bilimler

Ana Romanından Sosyalist Devrime

Bu makaleyi 6 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Namık Yıldızalkan

1907 yılında Rus yazar Maksim Gorki tarafından yazılmıştır. Romanın başkahramanı Pavel bir fabrika işçisidir. Başlangıçta babası gibi kaba ve dağınık bir kişiliğe sahip olan Pavel, ilerleyen süreçte okuduğu ve edindiği bilgiler doğrultusunda sosyalizmi benimseyerek kibar, bilgili ve toplum tarafından saygı duyulan bir karaktere dönüşür. Pavel ve annesi üzerinden dönemin sosyal yapısına ve işçi problemlerine değinilmiştir. Siyasilerin, fabrika sahiplerinin ve kilisenin durumunu sert bir biçimde eleştirmiştir ve bu kimselerin halk üzerindeki baskılarını açıkça beyan etmekten geri durmamıştır.

Maksim Gorki özgün bir kaleme sahiptir. Geçmiş yazarların işlemiş olduğu konulara daha farklı perspektiflerden bakmıştır. Mesela Dostoyevski, romanlarında batıdan gelen ithal fikir akımlarına karşı çoğu zaman Rus toplumunun inanmış olduğu Ortodoks Hristiyanlık inancını yüceltmekte ve bu inanışı Rus kültürüne entegre etme eğilimi içerisindedir. Hristiyan anarşist olarak bilinen Tolstoy ise eserlerinde kiliseyi eleştirmiş ve Hristiyanlığın yeniden yorumlanması gerektiğini dile getirmiştir.  Ancak Maksim Gorki tam anlamıyla eskiyi ve eski olanı reddetme eğilimindedir. “Biz, senin gönül verdiğin o iyi ve sevgi dolu Tanrı’dan söz etmiyoruz. Bizim sözümüz, papazların cezalandırıcı gibi göstermeye çalıştıkları kendi tanrıları hakkında. Onun adını kullanarak, bütün insanları, kötü niyetli bir zümrenin kölesi olmaya zorluyorlar1”. Kötü niyetli zümreden kastedilenler kapitalistler, kilise ve önde gelen siyasi kimselerdir. Bu alıntıdan da anlaşılacağı gibi Maksim Gorki, ne Dostoyevski gibi Kilise kurumunu savunmakta ne de Tolstoy gibi kilisenin, Hristiyanlığın yeniden yorumlanması savunmaktadır. Gorki, kiliseyi devletin baskı aygıtlarından biri olarak görmektedir.

Sanayileşmenin ve fabrikalaşmanın Rusya’da artış göstermesi, işçi sıkıntılarını beraberinde getirmiştir. Adil olmayan gelir dağılımı ister istemez toplumda gerginliğe ve huzursuzluğa neden olmuştur. Halkın büyük çoğunluğu tarımdan ve fabrikadan elde ettiği gelirler sayesinde hayatını devam ettiriyordu. Ana romanının yayınlandığı tarihten iki yıl önce Rus-Japon savaşının yaşanması halkın ekonomik sıkıntılarını daha da arttırmıştı. Doğal olarak Rusya sınırları içerisinde yaşayan insanlar zorlu günler geçiriyordu. “ ‘Bilir misin Andre.’ dedi. ‘Çok gülen insanlar, çoğu zaman en çok acı çekenlerdir.’ Kısa bir duraksamadan sonra, Kanievli gözlerini kısarak: ‘Yanılıyorsun.’ dedi. ‘Öyle olsaydı Rusya gülmekten katılırdı.2” Maksim Gorki’nin bu satırları Rus halkının ne kadar sıkıntılı süreçlerden geçtiğinin göstergelerinden biridir. “İnsanlar aç ve yoksul. Zamanı gelmeden, kendilerini yiyip bitiren sefalet yüzünden genç yaşta mezarı boyluyorlar. Çocuklar cılız doğuyor ve sonbahar geldiğinde sinekler gibi ölüyorlar. Bütün bunları biliyoruz. Bu felaketlerin sebepleri ortada ve bunları inceleyince kendimize düşen payı alıyoruz. Böyle işte3.” Buradan da anlaşılacağı gibi Rusya halkı ekonomik açıdan bunalımlar yaşıyor ve bu bunalımı dile getiremiyordu. Rejimin uygulamış olduğu herhangi bir politika eleştirilemiyor, eleştirildiği takdirde kötü sonuçlara yol açıyordu. Tüm bu yaşananlar yeni bir devrimin habercisiydi. Bolşevikler ve diğer sosyalist oluşumlar bu baskı rejiminin doğurduğu problemler ve zorluklar üzerinden halkı örgütlüyordu. Gazeteler ve broşürler fabrikalara dağıtılıyor, işçilerin bilinçlenmesi ve birleşmesini sağlıyordu. Tıpkı romandaki Pavel ve annesi Palegeya’nın, fabrikaya gizlice gazeteleri ve bildirgeleri sokması gibi. Gerçek hayatta bu tarz faaliyetlerin sürgün yahut ölüm gibi birtakım cezaları bulunuyordu. Aynı şekilde Pavel ve arkadaşları da bu tarz faaliyetlerden dolayı sürgün cezasına çarptırılmışlardı. Kısaca özetlemek gerekirse, Maksim Gorki bu romanıyla sosyalist devrime giden sürece ışık tutmakta ve dönemin sancılarını bir işçi gözünden bizlere aktarmaktadır.

SONUÇ

1917 yılının Ekim ayında gerçekleşen sosyalist devrimle birlikte edebiyatın muhtevasında ve biçiminde birtakım değişiklikler meydana gelmiştir. Geçmişte olduğu gibi sosyal sıkıntılara değinmek yerine, yeni bir toplum yaratmak için birtakım çalışmalara ağırlık verilmiştir. Halkı bilgilendirmek yerine halkı dönüştürmek ve halka yeni bir kimlik edindirmek için dil ve edebiyat alanlarında önemli politik çalışmalar yapılmıştır. “Özellikle 1920’li yıllardan itibaren Sovyetler’de bir Sovyet Adamı “Homo-Sovyetikus” yaratma çabaları dil-edebiyat ve eğitim politikalarında göze çarpmaktadır.” Yeni Sovyet insanı  Karl Marks ve Engels’in öğretileri doğrultusunda oluşturulmaktaydı. “Rus  devrimci  ve  Marksist  teorisyen  Georgi Valentinovich  Plekhanov’a  göre  “Sovyet  toplumu  sosyalist  ideolojinin gerçeklik  kalıplarıyla  şekillenmelidir.  Çünkü  edebiyat  ve  sanatın  içeriğini gerçeklik oluşturur.

Comment here