Dosya KonusuRamazan

Türk Mektupları’nda Ramazan

Bu makaleyi 8 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: İbrahim Daş

“Çünkü güneş Ramazan ayı müddetince kimsenin yemek yediğini görmemelidir”.

 

Alman İmparatoru Ferdinand’ın elçisi vasfıyla 1555-1562 yıllarında  Türkiye’de bulunan Busbecq’in hatıratlarında Ramazan, oruç, insan davranışları hakkında “Türk Mektupları’nda” verdiği bilgileri sizler için bir araya getirdik. Keyifle okuyacağınız bu satırlarda dönem ruhunun yansımasını, Busbecq’in hayretle anlattığı oruç ibadetini, Müslümanların şaraptan nasıl dört nala kaçtığını göreceksiniz.

“Oruç devresi başlamazdan evvelki günlerde mutat hayat tarzlarını hiç değiştirmezler, yiyip içmekte yahut bazı haram şeylere nefislerini terk etmekte hiç müsamaha göstermezler. Bilâkis her zamanki yiyeceklerini azaltarak kendilerini oruca hazırlarlar. Çünkü birdenbire vukua gelecek bir değişikliğe tahammül edememekten korkarlar. Bu oruç devresi o suretle tespit edilmiştir ki her sene on dört gün evvel başlar. Çünkü onların kamerî on iki ayı tam bir seneyi doldurmaz. Onun için oruç bir sene bahar iptidasında başlarsa altı sene sonra yaz iptidalarına tesadüf eder. Oruç devresi bir kamerî ay sürer. Yaza tesadüf ederse çekilen zahmet çok ağırdır. Çünkü bütün gün hiçbir şey yemezler. Hattâ su bile içmezler. Evet, akşamüzeri yıldızlar görününceye kadar ağzı çalkalamayı bile tasvip etmezler. Onun için, en uzun, en sıcak ve en tozlu günler, bilhassa çalışarak maişetlerini temin eden kimseler için, en zahmetli günlerdir. Mamafih, güneş doğmadan evvel yemek yemelerine müsaade olunuyor. Yıldızlar güneşin ziyasıyla görünmez bir hale gelmemiş olmak şarttır, «çünkü güneş Ramazan ayı müddetince kimsenin yemek yediğini görmemelidir». Binaenaleyh, Ramazan kışa tesadüf ettiği zaman oruç çok daha kolay oluyor. Bulutlu günlerde bir yanlışlığa meydan kalmamak için camilerde vazifeleri olan ruhanî kimseler minarelerin şerefelerine kandiller koyarlar. Bu, yemek vaktinin geldiğinin herkese kolaylıkla göstermek içindir. «Rahip bu minarelerden yüksek avazla haykırarak halkı duaya çağırır. Bizdeki çan yerine Türkler böyle yaparlar.» Halk bu aydınlıkları görünce camiye giderler, ayetleri dairesinde Allah’a ibadet ettikten sonra evlerine dönerler ve yemeklerini yerler.

Yaz günlerinde onları camiden kalabalık halinde çıkararak oturduğum mahalleye civar bir hana gittiklerini gördüğümü hatırlıyorum. Orada Asya’da Olympos dağından getirilen kar satılıyordu. Bağdaş kurup oturarak karlı su içiyorlardı. Eğer ayakta durmamaları kabil ise, oturmadan bir şey yiyip içmelerini dinleri menetmiştir.  Bu vaziyette ne yaptıklarını uzaktan iyi göremediğim için Türk âdetlerine vakıf olan bazı dostlara onların niçin böyle yaptıklarını sordum. Yiyecekleri şeylere yol açmak için hepsinin soğuk su içtiklerini öğrendim «çünkü böyle yapmayacak olurlarsa hararetten kurumuş olan boğazlarından aşağı bir şey inmezmiş». Aynı zamanda suyun soğukluğu ile açlıklarını tahrik ederlermiş. Ramazan esnasında muayyen bazı şeyler yemek mecburiyeti yoktur. Oruç ahkâmı başka zamanlarda yemesi mübah olan şeylerin hiçbirini Ramazan için haram kılmaz. Oruç tutmaya mâni bir hastalığa tutulursa oruçlarını bozabilirler. Yalnız, iyileştikleri zaman, hastalık sebebiyle kaçırdıkları oruç günlerine müsavi oruç tutmak şarttır. Bundan başka, düşman memleketinde bulundukları ve bir muharebe karip olduğu zaman oruçlarını başka bir zaman talik edebilirler. Açlık yüzünden zayıf düşmüş oldukları bir sırada muharebeye girişmemeleri için böyle yapılır. Bu emre itaat hususunda tereddüt gösterirlerse sultan, bizzat, öğle üzeri, ordunun göreceği bir mevkide yemek yer. Bu suretle herkes aynı veçhile hareket etmeye teşçi edilmiş olur. Senenin sair zamanlarında olduğu gibi, dinî mülahazalar onları şarap tatmaktan meneder. Şarap içerlerse günah irtikâp etmiş olurlar. Bu emre bilhassa Ramazan’da pek riayetkâr davranırlar. Şarabı içmek şöyle dursun. Kokusundan bile içtinap ederler.

Muhammed’in neden dolayı kendi dinine salik olanları şarap içmekten bu kat’î surette menettiğini çok defa sordum. Bana bir defasında şu hikâyeyi anlattılar. Bir gün, Muhammed bir dostunu ziyarete gidiyordu. Yarı yolda bir evde tevakkuf etti. Burada bir düğün vardı. Düğüne iştirak için vukubulan daveti kabul eyledi. Davetlilerin neşesi ve gösterdikleri hüsnükabul onu mütehayyır ve memnun etti. Ellerinden öpüyorlar, müsafaha ediyorlardı. Bu halin sebebini sorunca neşenin şaraptan ileri geldiğini anladı. Avdetinde şarabın pek iyi bir içki olduğunu teslim etmişti. Çünkü insanları gayet sıkı bir muhabbet bağıyla birleştiriyordu. Fakat, ertesi günü avdetinde tekrar o eve girdiği zaman gayet değişik bir vaziyet buldu. Her tarafta müthiş bir kavga nişaneleri görüyordu. Bir insan vücutlarından akan kanlarla kıpkırmızı kesilmişti. Şurada bir bacak, ötede bir kol duruyor, parçalanmış insan azaları yerde yatıyordu. Bu müthiş manzaranın sebebini sorunca, bir gün evvel gördüğü davetlilerin şarapla pek çok sarhoş olarak âdeta çıldırdıklarını ve birbirlerine hücum ederek bu kanlı felâketi meydana getirdiklerini öğrendi. İşte bundan dolayıdır ki Muhammed fikrini değiştirdi ve şarap istimalini tel’in ederek kendi dinine salik olanları onu kat’î surette haram kıldı.

Hâsılı, karargâhta her şey sakindir. Sükût hüküm sürer. Bilhassa Ramazan esnasında. Oralardaki askerî disiplinin ve ecdattan kalma an’anenin işte bu kadar kuvveti vardır.”[1]

[1] Busbecq, Türk Mektupları (çev. Hüseyin Cahit Yalçın), Ötüken Neşriyat, 2018.

Comment here