Dosya KonusuRamazan

Türk Kültüründe Ramazan – IV

Bu makaleyi 9 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: H. Ömer Özden

RAMAZAN EĞLENCELERİ  

Ramazan orucu, esas itibariyle tüm Müslümanlarca aynı tarzda tutulur. Ama oruç dışındaki tüm uygulamalar, bize aittir, yani Türkleştirilmiştir. Hatta ramazanda kılınan teravihte bile Türk’e ait unsurlar vardır. Bunlar, rekâtlar arasında okunan salât ü selamların bestelenmiş şekilde okunması, ilahiler okunması, ilk on beş gün teravihten hemen sonra hoş geldin ramazan, on beşinden sonra da veda mesajları içeren ilahilerin okunması vs.  

Yine ramazanın Türk kültürüne özgü bir başka yönü de bir ibadet ayı olmasının yanında aynı zamanda Türk mizah ve eğlence oyunlarının bu ayda yoğunlukla uygulanmasıdır. 19. yüzyıldan itibaren İstanbul’da Vezneciler’den Şehzadebaşı’na kadarki alanda Direklerarası diye isimlendirilen yerde ve kısmen de İstanbul’un diğer semtlerinde iftarla sahur arasında çeşitli ramazan eğlenceleri ve sohbetleri düzenlenirmiş.  

Buralarda Türk müziğinden, Doğu ve Batı müziğinden örnekler, çayhanelerde içilen kahve, nargile ve çay esnasında yapılan sohbetler, orta oyunu, tiyatro sahnelerinde sergilenen oyunlar, meddahların ince esprileri, kukla gösterileri, hokkabazların ve palyaçoların güldüren oyunlarıyla iftar sonrası ramazan, adeta bir karnaval havasında geçmiştir. (1) 

Eski ramazan gecelerinin herkes tarafından izlenebilen en kalabalık ve en uygun eğlencesi Karagöz oyunu olmuştur. Karagöz’ün en canlı ve en hararetli oyunları da ramazan gecelerinde oynatılmıştır. İstanbullular ramazan boyunca bu oyunu ve meddahları dinlemek için ‘semaî kahveleri’*ni doldurmuşlardır. (2) 

İstanbul’daki kadar şaşaalı olmasa da diğer vilayetlerimizde de eğlenceler düzenlenmektedir. Erzurum, bir kış memleketi olduğu için Erzurumlular da eskiden iftar sonrasında evlerde yüzük oyunu oynanır, bilmeceler sorup, genç kızlar tarafından Erzurum kadın barları, çeşitli seyirlik oyunlar oynanarak, maniler söylenerek eğlenmeye çalışılır. Bu bilmecelere ve manilere birer örnek vermek yeterli olacaktır:  

“Yuvarlandı yumak oldu, geldi bize konak oldu” (çadır)  

“Üstü çayır biçerem, altı göze içerem.” (koyun)  

“Erzurum evrilesen,  

Çarh ola çevrilesen  

Yarim içinden çıhsın  

Himinden devrilesen.”(3)  

Erzurum’daki kahvehanelerde de semaî kahvelerinde olduğu gibi âşıklar arasında atışmalar, dinî ve edebî sohbetler, halk hikâyeleri ve günümüzde bulunmayan meddah söyleşileri dinlenerek vakit geçirilirdi.(4)  

Mehmet Kaplan bir yazısında, Erzurum’daki kahvehanelerde anlatılan hikâye ve destanlardan söz etmekte, halk hikâyecileri ve meddahlar tarafından her iftar sonrası başka bir kahvede anlatılan halk hikâyelerinin Erzurumlular tarafından nasıl can kulağıyla dinlendiğini ifade etmektedir.(5)  

Günümüzde, ilerleyen teknoloji, bu etkinlikleri neredeyse tüketmiş durumdadır. Yine de iftar sonrası bilimsel, dinî ve kültürel sohbetlerin yapıldığı görülmektedir. 

Ramazanda nükteler ve mizah, meddahların dilinde ustaca biçimlenirken, halk da kendince gülüp eğleneceği nükteler üretirdi. Mesela oruçtan hiç şikâyet etmeyip keşke bitmese de devam etse diyen yaşlı annesine “anne müftülükten bir açıklama yapıldı, ramazan bir ay uzatılmış, bir ay daha oruç tutacağız” tarzında espri yapan oğluna kızan annenin “torpah başlarına, ben daha tutmam” demesi gibi. Bektaşi’ye “baba acaba ramazan bizden memnun gitmiş midir?” diye sorulunca “memnun gitmese her sene on gün erken gelir mi?” diye cevap vermesi gibi.  

Bazen şakadan hoşlananlar, arkadaşlarını iftara davet eder. Genel olarak iftar davetlerine iftara az bir vakit kala gidilir. İşte o ev sahibi sırf latife olsun, sonraki günlerde bir eğlence malzemesi olsun diye, iftara beş kala gelen arkadaşlarına kapıyı açmayıp evde yokmuş gibi davranır. Her gelen biraz bekleyip geri döner. Ev sahibi pencereden bunları seyrederken keyfinden kabına sığmamakta, katıla katıla gülmektedir.  

Oysa bu şakaya maruz kalan misafirlerden kimisi şaşkın şaşkın iki de bir de geri dönüp bakmakta, davet edildiği halde niye içeri alınmadığını, acaba gününü mü yanlış hatırladığını kendi kendine sorgulayarak yürüyüp bir an önce evine kavuşmaya çalışmaktadır. Kimi bu latifeyi anlamışlığın munisliğiyle elbet bir gün ben de sana aynı şakayı yaparım diye düşünmekte, kimi de asabi bir tip olduğu için hem evine doğru hızla yol alırken hem de arkadaşına söylenip durmaktadır.  

Ertesi gün, bir gün önce evin kapısının önünden misafirlerini geri çeviren zat, yaptığı şakayı her önüne gelene anlatarak eğlenir, fakat aynı misafirlerini o gün akşama tekrar davet ederek gönüllerini alır. Şakalaşmalar, oruçlu iken de bütün hızıyla devam etmekte, kim kimin neyden kızdığını bildiğinden o kişileri kızdırmakta, kimi arkadaşının orucunu kaçırtmak için türlü muziplikler yapmaktadır. 

Kimileri de obur arkadaşlarıyla birlikte davet edildikleri iftarlarda sırf onun yemek yiyişini izleyerek keyif almaktadırlar. Kimileri teravih namazlarında boş durmayıp namaz kılanların ayakkabılarının yerlerini değiştirmekte, kimi caminin içinde muziplikler yapmaktadır. Ama bütün bunlar geçmiş zamanlarda birazcık tebessümle karşılanıp geçilen şakalardır. 

Oysa günümüzde bu tür şakalara aşırı tepkiler verilmekte ve hatta kavgalara dönüşmektedir. Yumurtalı pide yaptırmak gibi hoş bir vakit geçirme telaşı bile, tahammülsüzlük ve anlayışsızlıklardan dolayı kavgaların yaşandığı ortamlara dönüşebilmektedir. Halbuki önceki zamanlarda ramazan ayı, en az kavga ve gürültünün olduğu zamanlar olarak bilinir. 

 

(1) Direklerarası’ndaki eğlenceler ve diğer kültürel etkinlikler için bkz: Bu Şehr-i İstanbul ki, Derleyen, Şemsettin Kutlu, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1972, s. 233-239; Musahipzade Celal, age., s. 94-95; Balıkhane Nazırı Ali Rıza, age., s. 163-166; Okay, Bir Başka İstanbul, s. 170-171; bir yabancı gözüyle İstanbul eğlenceleri için bkz: De Nerval, Gerard, Muhteşem İstanbul, Çeviren: Refik Özdek, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1974, s. 57 vd. 

 

* Semaî kahveleri, 18. yy sonlarıyla 19. yy başlarında açılan ve yaklaşık bir asır boyunca bir çeşit eğlence işlevi gören, bununla kalmayıp edebiyatımızın gelişmesine katkıları bulunan halk kahvehaneleridir. Buralarda müzik eşliğinde destan, koşma, mani, hikâye ve halk âşıkları tarafından semaîler okunur, Karagöz-Hacivat ve meddah gösterileri yapılırdı. Semaî kahvelerinin en belirgin özelliği, normal kahvehane oturma düzeninde değil, işlevine uygun olarak tiyatrovari bir oturma düzenine sahip olmalarıdır.  

 

(2) Akyavaş, A. Ragıp, Âsitâne- Evvel Zaman İçinde İstanbul I, Hazırlayan: Beynun Akyavaş, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2000, s. 360-367.  

 

(3) Bilmece ve manilere daha fazla örnek için bkz: Onat, Erzurum’da Ramazan Adetleri, s. 14-17, 29-44.  

 

(4) Bu eğlenceler hakkında geniş bilgi için bkz: Sezen, age., s. 144.  

(5) Kaplan, Mehmet, “Ramazan Edebiyatı”, Millî Kültür, Ank. 1977, Yıl: 1, C.: 1, S.: 7, s. 39. 

Comment here