Dosya KonusuRamazan

Teravih Namazı Üzerine Hasbihal

Bu makaleyi 10 dakikada okuyabilirsiniz

 Hazırlayan: Ozan Aydoğan

(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.

(Bakara Suresi 185)

Enes b. Malik ‘ten rivayet edildiğine göre, Recep ayı girdiği zaman Resulullah (sav) şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Recep ve Şaban aylarını hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan ayına ulaştır!”

(ME3939 Taberani, el-Mu’cemü’l-evsat, IV, 189)

 

Bin aydan hayırlı bir aya kavuşmanın daha şükrü içerisindeyiz. Ramazan ayı, Kur’an’ın inmeye başladığı ayrıca oruç ibadetinin farz kılındığı bir aydır. Bu ayda Allah, tüm insanlar için kurtuluş reçetesi olan Kur’an-ı peyderpey indirmeye başlamış ve tüm insanlar üzerine rahmetinin tecellisini göstermiştir. Bu ay içerisinde Müslümanlar, Rableri için dünyevi istek ve arzularından feragatini gösterirler. Onun rızası ve sevgisini umarlar. Ramazan ayı biz Müslümanlar için sadece yeme içme ya da şehevi arzuları engelleme ayı değildir. Ramazan ayı Yunus Emre’nin ‘’Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz’’  sözünün somut bir yansımasıdır. Ramazan ayı sadece bedeni aç bırakmak değildir. Seven için gösterilen bir fedakârlığın sembolüdür. Sevilen sevdiğinden kendisi için gayret emek sarf etmesini ister. Kendisi için zorluklara göğüs gerip germediğini sınamak ister. İşte bu ayda sevilenin seveni dile düşürdüğü ay diyebiliriz. Birçok inanan bu aya ulaşmanın sevinci ile sofralarını, kazançlarını ya da kazancı yoksa güzel sözü eksik etmeyerek ruh haziresine katkıda bulunur. Ramazan ayı, Müslümanın nefsini terbiye edişi ve iradesinin kontrolünü yapması için bir bakım onarım dönemidir. Bu da Ramazan ayının psikolojik, sosyal ve toplumsal olarak kazandırdığı güzel değerlerden sadece bir kısmıdır.

Ramazan ayının gelişi ile birlikte yatsıdan sonra kılınan ve sadece bu aya özel olan sünnet bir namazı da eda etmiş olacağız. Maalesef cemaatle kılmaya alıştığımız bu sünnet namazı Covid-19 salgını nedeniyle Müslümanlar camide değil evde eda etmek mecburiyetinde kalacak. Bu vesileyle her ramazan cemaatle kılmaya alıştığımız teravih namazının bu sene bizler için kıymeti daha iyi anlaşılmış olacaktır. Konumuza dönersek teravih namazı konusunda farklı düşünceler ifade edildiği için toplumumuzda bu namaz konusunda bir takım soru işaretleri mevcuttur. Bu yüzden Teravih namazının ne olduğu, nerede, ne zaman, nasıl ortaya çıktığı, peygamberimizin ve sahabenin bu konuda tatbiki üzere uygulamalarını öğrenir anlamaya çalışırsak teravih namazı konusunda zihnimizde kanaatler teşekkül edebilir.

Teravih, sözlükte ‘’rahatlatmak, dinlendirmek’’ anlamındaki terviha kelimesinin çoğulu teravih ramazan ayına özel yatsı namazından sonra eda edilen namazı ifade etmektedir. Hadislerde ‘’Kıyamu şehri ramazan’’ (ramazan ayının namazı)  veya ‘’ihyau leyali ramazan’’ (ramazan gecelerinin ihyası) diye anılmakta olan bu namaza dört rekâtta bir dinlenme amacıyla biraz oturulduğundan dolayı (terviha) teravih denilmiştir. Peygamberimiz  bizzat teravih namazını kıldığı gibi, ‘’Ramazan ayını inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ihya eden kimsenin günahları bağışlanır’’ hadisiyle (Buhârî, “Salâtü’t-terâvîh”, 1; Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn”, 173) teravih  namazını kastettiği yorumu yapılmıştır. İslam alimleri bu namazın kadın erkek tüm Müslümanlara sünnet bir namaz olduğu konusunda görüş birliği içerisindedir. Teravih namazının kılınma şekli konusunda ise Peygamber efendimiz döneminde sahabelerin bu konuda farklı bir algı içerisinde olduğunu görüyoruz. Medine Dönemi’nde ramazan ayında bir gün Peygamberimiz Hz Aişe’ye odanın kapısının önüne hasır sermesini istemişti. Yatsı namazından sonra bu hasırın üzerine geçen Hz. Peygamber’in etrafına sahabeler toplandı ve Hz. Peygamber o gece uzunca bir namaz kıldırdı. Namazdan sonra hasırı orada bırakan Hz. Peygamber ayrılıp odaya girdi. Sabah olunca insanlar Hz. Peygamber’in kıldırdığı bu namaz konusunda konuşmaya başladılar. Akşam olunca yatsı namazını Hz. Peygamber kıldırdıktan sonra odasına girdi. İnsanlar ise dağılmayıp mescitte kaldılar. Resulullah (sav) “Ey Aişe! İnsanların bu durumu da nedir?” diye sordu. O da “Ya Resulallah! İnsanlar dün gece mescitte bulunanlara kıldırdığın namazı işitmişler ve kendilerine de kıldırman için toplandılar.” dedi. Bunun üzerine, “Hasırını dürüp kaldır Ey Aişe!” diyen Resulullah (sav) o geceyi de ibadetle geçirdi, insanlar ise Hz. Peygamber sabahleyin yanlarına çıkıncaya kadar mescitte öylece beklediler. Sonra Peygamberimiz onlara seslenerek “Ey insanlar! Allah’a hamdolsun ki, vallahi ben bu geceyi gaflet içinde geçirmediğim gibi, durumunuzdan da habersiz değildim. Fakat bu namazın size farz kılınmasından endişelendim (ve bu nedenle beklediğiniz namazı kıldırmaya çıkmadım). Siz, gücünüzün yeteceği amelleri yapın! Allah usanmaz, ama siz usanırsınız!” diyerek bu namaz konusunda sahabelere durumu izah etti. Bu konuda çeşitli rivayetler yine aynı konu üzerinde döndüğü için hepsini burada ifade etmeyi gerekli görmüyoruz. Cemaatle mi yoksa bireysel mi kılınan bir namaz olup olmadığı konusunda Hz. Peygamber’in sahabeler ifadesi açıkça görülmektedir. Bu durum Hz. Ömer dönemine kadar bu şekilde uygulanmıştır. Hz. Ömer ise bu konuda cemaatle kılınma emrini vermesi ise tamamen Müslümanların toplumsal bağlarının kuvvetini arttırmaya yöneliktir. Günümüzdeki teravih namazı algısının arka planını Hz. Ömer dönemindeki olayı anlatarak açıklığa kavuşturmak önemlidir. Bu olayı Hz. Ömer’in hilafetinde yaşayan Peygamberimiz döneminde doğduğu kesin bilinen Abdurrahman b. Abd El Kari şöyle anlatmıştır: ‘’Bir Ramazan Gecesi Ömer ile birlikte mescide çıktık. Bir de baktık ki insanların kimisi kendi başına namaz kılıyor, kimisi de başkalarının namazına uyarak kılıyordu. Hz. Ömer “Dağınık şekilde namaz kılan bu insanları tek bir imam arkasında toplarsam sanırım daha iyi olacak.” dedi.  Sonra buna kesin kararını verdi ve ertesi gece Übey b. Kab’ın imamlığı arkasında topladı. Ve böylece teravih namazı cemaatle kılınmaya başladı.’’ Bir başka rivayette insanların artık cemaatle teravih namazını kıldığını görünce Hz. Ömer ‘’Ni’meti’l –Bid’atü hazihi! Ne güzel bir bidat oldu! Fakat şimdi uyuyup gecenin sonunda kalkıp kılanlarınki, şu anda kılanlarınkinden daha faziletlidir’’ diyerek bu konu hakkındaki düşüncesini ifade etmiştir.

Görüldüğü üzere Hz. Peygamber döneminde teravih namazı cemaatle ya da bireysel olarak kılınmıştır. Hz. Peygamber bu konu hakkında açıklamalarıyla bu namazın sünnet bir namaz olduğunu ve güçlerinin yetecek kadar amel yapma konusunda sahabeleri de uyarmıştır. Hz. Ömer’in ise insanların mescitte gördüğü dağınık duruma pratik bir çözüm sunduğu ve bu çözümü de Hz. Peygamber’in uygulamalarının üzerinde kendisini gördüğü için değil bu namazın artık farz bir namaz gibi algılanmayacağını bildiği için böyle bir uygulamaya gitmiştir. Bu ramazan ayında yaşadığımız Covid 19 salgını,  Hz. Ömer’in bu uygulamasının önemini de gözler önüne sereceğine inanıyorum.

 

 

 

Kaynakça:               

1-  Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’an’ı Kerim Meali

 

2-Hadislerle İslam Cilt 2 sf 382 Bab:Ramazan

 

3- Türkiye Diyanet Vakfı Ansiklopedisi Cilt 40 sf: 482 Teravih Bahsi Saffet Köse

 

 

Comment here