Dosya KonusuRamazan

Ramazan Musahabeleri – I

Bu makaleyi 10 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: H. Baha Öztunç

Ramazan ayıyla ve bayramlarla ilgili çokça duyduğumuz ve belki de söylediğimiz bir söz vardır; Nerede o eski ramazanlar/ nerede o eski bayramlar. Biz de buradan hareketle eski ramazanları gazetelerin tozlanmış sütunlarından günümüze taşımak, eski ile yeniyi karşılaştırma imkânı vermek istedik okuyucularımıza. Bundan tam 124 sene evvel Şubat 1896’da yaşanan ramazan ayında o dönemin basınında önemli bir yere sahip olan Asır gazetesinin sütunlarından “Ramazan Musâhabeleri” yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Yazı diline hemen hiç dokunmadık. Sadece manasının çok bilinemeyeceğini düşündüğümüz bazı kelimelerin anlamını parantez içinde verdik. Şiirleri de olduğu gibi sadeleştirmeden vermek istedik ki burada ola da sürç ü lisan ettiysek affola. Bu ilk yazımızda ramazan ayının nasıl karşılandığı kısaca anlatıldıktan sonra okuyucuyu eğlendirici anekdotlar verilmekte. Özellikle çocukların karagöz izlemeye gitmeleri ve kadınların akşamları komşu ziyaretlerine gitmeleri biraz da eğlenceli bir dille aktarılmış. Yazının sonunda ise ramazan ayında alkol almayı bırakanlar hakikaten çok mizahi bir dille okurun gözünde canlandırılmak istenmiş. İçinde bulunduğumuz salgın günlerinde sizleri biraz olsun tebessüm ettirebilirsek ne mutlu.

Hepinize iyi ramazanlar dilerim.

Ramazan Musahabeleri

Asır Gazetesi, 2 Ramazan 1313/16 Şubat 1896

Ramazân-ı Şerîf geldi. Elet sevindiniz değil mi? Bu mübârek ayın mahsûsâtından biri de âleme bir teceddüd ve meserret bahş eylemesidir. Daha birkaç gün evvelden evlerde, çarşılarda azîm bir tebddül, halkda büyük bir gayret görülmeye başlar. Evler silinir, süpürülür, yastıklar, koltuklar, keçeler, halılar sopalanır, matbahlara (mutfaklara) kireçler sürülüyor bacaların kurumları alınır. Bakır kaplar kalaylanır. Evin her tarafında “Bal döksen yalanır” taʻbirine musâdık olacak derecede mühim bir nezâfet icrâ olunur.

Kadınların bu gayretine mukâbil erkeklerde de büyük bir semahat görülür çünkü “On bir ay kazan bir ay ye” hükmüne çokdan kanâʻat edilmiş, hazırlanılmışdır. Yağlar, pirinçler, şekerler, şurublar, reçeller, iftâriyeler, hoşâblıklar, ilâ-nihâye her şey’in envâʻından, aʻlâsından olmak üzere bir aylık zahire eve gönderilir, aşçılar büyük bir gayretle işe hazırlanır.

Hemen Allah vücûdlara âfiyet, miʻdelere kuvvet versin.

Ramazanı en çok seven çocuklardır. Kemâl-i gayretle bilâ-fâsıla oruç tutmağa hazırlanırlarsa da “sahurdan kalan bozmaz” hükmüne kolayca kanâʻat ettikleri için gizlice sabah kahvaltısını etmekden, ikindiye doğru istihzara başlanılan iftariyelerle çerezlenmekden geri kalmazlar. İftar eder, sahura kaldırılmaları için validelerine binlerce yalvarır, sahuru da yer, sabah kahvaltısı, ikindi lokması ile taʻâm nöbeti dörde varır. Yine oruçlu olduğunu isbat için her sorana dilini gösterir. İsbat-ı daʻvâ için komşu çocuklarına yeminler eder. Fakat biraz sonra yiyecek hoş bir şey göster ya varsa bir günde üçüncü orucunu bozmağa- bir tavr-ı fedâkârâne ile, hatır kırmamak için- râzı olur.

Ah bu sabâvet (sabîlik/çocukluk) ne hoş âlemdir!

Hele geceleri çıkmak, karagöze gitmek yok mu? İşte çocuklara ramazanı en ziyâde sevdiren de budur.

Ramazan geceleri sokağa çıkılmak memnuniyet ve mesrûriyetinden bahs edilince şübhe etmem ki derhâl kadınlar hatırınıza gelir. Ramazan geceleri kadınların ıyd-i meserretidir (sevinç bayramıdır). İmkânını bulurlarsa her gece sokağa çıkar, gidecek bir komşu bulur. Artık mum bitince konuşulur.

İhtimal ki  “mum bitince” taʻbirinin mevzûʻını esasını bilmezsiniz. Ah bu pek hoşdur. Hanımlar duymasın size gizlice anlatayım.

Efendim Fâtıma Hanım ramazan gecesi sahur hazırlamak baʻdehu (daha sonra) sokağa çıkak için erkence matbaha gitmeyi kararlaşdırır. Şamdanın mumu  pek kısa olduğu için ihtiyaten eline diğer bir ispermeçet alır, aşağı iner, matbaha gitmek için orta kapı önünden geçilirmiş. Artık orta kapı önünden geçerken komşu hanıma bir hal ve hatır sormak yok mu ya! Başını uzatır:

__ Komşu hanım, hû!.. diye bir seslenir. Komşu hanım derhal orta kapıya gelir. Hal ve hatır sorulur. Gece, daha evvelki gece nerelere gidildiğinden, neler işidildiğinden bir bahisdir açılır. Tatlı tatlı konuşmağa başlarlar. O kadar dalarlar ki mum yanar. Fâtıma Hanım elindeki parmeçeti şamdana yapıştırır. Yine yine konuşurlar. Ramazan gecesi bu! Meydan bol. Mütemadiyen biri söyler bitirmeden diğeri başlar. Sâʻatlerin geçdiğinden haberdâr olmak mümkün değil!

Bir aralık mum yanmaz mı! Karanlıkda kalmak korkusu var. Fâtıma Hanım’da bir telaş!..

___ Hanım ben elimde bir mum almışdım. Acaba nereye koydum diye aranmağa başlar. Komşu hanım da Fâtıma Hanım’ın elinde mumu gördüğüne şehâdet eder.

­­­___ Mum ne oldu?… Muttasıl (ara vermeksizin) aranılır. Bulmak mümkün değil!.. Tesâdüfen o aralık sahurcu davuluyla geçmeğe başlar da hanımlar vaktin ne kadar geçiş, mumun yapışdırılmış olduğunu der-hâtır ederler.

Bereket bu ramazan kadınların en az lakırdı söyledikleri Şubat ayına tesâdüf etmişdir!.

Aman rica ederim şu hasbihâlimizi hanımlar duymasın. Gazetemizi parçalar atarlar..

Hâsılı efendim, ramazanı herkes sever… Vürûdundan ibtidâları biraz canı sıkılanlar varsa da bunlar da pek çok değildir. Bunların kim olduğunu mu merak ediyorsunuz? Söyleyeyeim. Karilerimiz (okuyucularımız) içinde bir çokları bulunması ağleb-i ihtimâldir…

Isrâr ediyorsunuz, pek iyi, haydi kulağınıza gizlice söyleyeyim. Fakat söz, aramızda, başkaları duymasın.

Ayyâşîn..

Ramazan-ı şerifin ulviyetine, kudsiyetine hürmeten on bir ay mest-i müdam (her zaman sarhoş) olan ayyâşîn de ıyş ve işreti terk ile meşgul-i tâʻat ve iʻbâdet olacaklar. İbtilâdan ferâgat kolay şey mi?

Ayyâşînin ramazana kalkmak merâsimini bilir misiniz, pek hoşdur. Son gece parlak bir neş’e ile son kadehden sonra vücûd yalpa ederken temiz su ile ağız çalkamak, meyhâneci ile hesâbları keserek bir helâlleşmek var! Görülecek bir âlemdir.

Ayyâşînin şu son gece vedâʻını dinleyiniz bakınız beğenmez misiniz?

Bizim şâʻir-i şehir hazret-i saʻdînin âsârı şâtirâsındandır.

Vedâʻ

Elvedâ ey mey, muvakkat elvedâ

Elvedâ ey bizim işret elvedâ

Bunca demler sürdük olduk bâdenûş

Sen helâl et hakkını ey meyfürûş

Haydi garson, sun meyi şâd et bizi

Elfirâk ey son kadeh, yâd et bizi

Âlem-i âba vedâʻ etdik bu şeb

Son kadehle işte olduk leb be leb

Elfirâk ey mustabih, ey meygede

Şimdi nevbet geldi artık maʻbede

Âzim beyt-i Hüdâ sâğir keşân

Elde bir teşbih takvâdan nişân

Hoş değil mi? Yâ sabur esmen madâm

Çekdirir bayrama dek şehr-i sıyâm…

Letâ’if

İki Sefih (zevke, eğlenceye düşkün kimse) Arasında

___ Yahu, oruç tutuyor musun?

___Bugün tutabildim.

___ Benden bir gün ziyâde tutmuşsun!

Bir köy câmiʻinde ramazan hocası esnâ-yı vaʻazda ahiret azâbından bahs ederken bütün mescidin ağlamakda olduğu halde kapı başında durmakda olan bir köylünün asla müte’essir olmayarak dinlediğini görünce vâʻiz:

___ Sen niçin müte’essir olmuyorsun?

___ Ben bu köyden değilim hoca efendi!

___ Bir sigaram var kibrit bulamıyorum

___ Bende kibrit var. Ver o sigarayı, vereyim bir kibrit.

Comment here