Dosya KonusuRamazan

Ramazan Musahabeleri – VII

Bu makaleyi 11 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Baha Öztunç

Bir evvelki sayıda Paris’ten yanlış gelen kitaptan dolayı oyun anlatamayan gazetenin imdadına Manastır mektupçusunun oğlunun yazdığı bir mektup ve tarif ettiği oyun imdada yetişir. Bir diğerine beyit söylenen ve kendisine söylenen beyitin son harfiyle diğerinin başka bir beyit söylediği oyunu daha basitleştirmek için birbirine bilmece söylemek şekline çevrilebileceğini ifade eden yazar birbirinden ilginç bilmece örnekleri verir. Her zamanki gibi letaif kısmındaki fıkralarla yazıya son verilir.

 

Asır Gazetesi, 27 Ramazan 1313/12 Mart 1896

Ramazan musâhabelerinizi lezzetle okuyor, sabırsızlıkla bekliyorduk. Çünkü: Oyunlar hakikaten cemʻiyetimizi eğlendiriyor, güldürüyordu. Oyunları kesdiniz. Mütemâdiyen hep o üç dört oyunla eğlenebileceğimizi tasavvur etmezsiniz ya! Geçen haftadaki musâhabede hoş bir tiryâki tasvîr etmişsiniz, güldük. Fakat bu ancak yarım sâʻatlik bir eğlence teşkil edebildi. Hani o güzel oyunlar sayesinde- eğlene eğlene geçirdiğimiz uzun sâʻatler.

Hakîkaten ekser kârîlerimiz oyunlardan hoşlanmış, eğlenmişler. Takdîri, taltifi mutazammın aldığımız mektûblarda hep oyunlardan bahsediyorlar. Ezcümle Manastır mektupçusu bey efendi hazretlerinin mahdum-ı âlîleri Şâʻir terzebân (hazırcevap) Mehmed Cemil Bey Efendi’den aldığımız mektûbda güzel bir de oyun tasvîr olunur.

__Hay Allah râzı olsun.

__ Bu kadar acele etmeyiniz! Oyun cidden pek latîf, pek fâ’ideli Fakat icrâsı biraz müşkül. Çünkü bu oyunla eğlenip vakit geçirebilmek için edebiyâtdan epeyce behremend (yetenekli) olmak îcâb ediyor.

Daha iyi ya! Oyun olsun da varsın müşkül olsun. Herkes çalışır muktedir olduğu kadar söyler, eğlenir, vakit geçirir. Hele siz şu oyunu bir tasvîr ediniz.

___ Oyunun tasvîri, taʻrîfi pek sâde: Cemʻiyetden biri müstahzarâtından bir beyit okur. Sağ tarafında bulunan zât okunan beyit hangi harf ile nihâyet bulmuş ise o harf ile bed’en etmek üzere bir beyit okumağa mecbûdur. Bu suretle müteselisilen beyitler okunur. Bunda müstahzaratın sermâyeli olması iktizâ eder. Zîrâ sol tarafında bulunan zâtın nasıl bir beyit okuyacağı, hangi harf ile nihâyet olacağı bilinemez ki insan evvelden zihninde bir beyit tertîb edip okuyuversin. Beyiti düşünüb îrâd edebilmek için de yalnız bir dakika meydan ve müsâʻade verilmişdir. Bir dakika zarfında münâsib bir beyit bulup îrâd edemeyen evvelden mukannin olan cezâyı verir, oyun dâ’iresinden çıkar, diğerleri devam eder. Oyun hitâm bulunca cemʻ olunan cezâlarla tedârik edilen meyveler şekerlemeler getirilir. Cümleye gâlib gelene, en güzel beyitler îrâd edene, ayrıca bir de mükâfât verilir.. Oyun zarif ve edibâne değil mi?

___ Pek istifâdeli, pek güzel, fakat biraz ziyadece ciddî. Biz güle güle eğlenebilecek oyunlardan daha ziyâde hoşlanıyoruz.

___ Bu oyunu gülünecek, tuhaf bir hâle ifrâğ etmek, o suretle icrâ eylemek dahi mümkündür.

___ Nasıl?

___ Beyit yerine herkes sağ tarafındakine bir bilmece sorar. O da bir dakika zarfında bilmeceyi bilir. Hiç olmazsa cemʻiyeti güldürebilecek tuhaf bir sûretde te’vîl ederek garîb bir cevâb verirse o da yanındakine bir bilmece îrâdı hakkını kazanır. O kadar zarîf, o kadar tuhaf bilmeceler vardır ki:..

___ Bilmecenin de tuhafını bulmak müşkül. Bâ-husus ekser bilmeceleri çocukluğumuzdan hepimiz biliyoruz.

___ Biliyor musunuz? Haydi size birkaç bilmece sorayım da cevab veriniz bakayım: Bir gözden kör olmağı arzu eden kimdir?

___ A?

___ Biliniz bakayım da!.. İki gözden kör olanlar bir gözden kör olmayı cana minnet bilmezler mi?

___ Sahih tuhaf.

___ Bir daha sorayım: Gidip geldiği halde yerini değiştirmeyen nedir?

___ Belediyenin istimbotu..

___ Cevab pek tuhaf düşdü. Bunu bir cemʻiyetde îrâd etseniz gülüneceği için cevab diye telakki olunabilir. Fakat bilemediniz! Kapı kanadı değil mi?

___ Bu da güzel. Başka yok mu, başka?

___ Erkek kediye en ziyâde benzeyen hangi hayvandır?

___ Dişi kedi.

___ Bunu gâlibâ evvelden biliyordunuz. Haydi bunu da bilin bakayım:

___ Ormanda büyüyen şeylerde nağme endâr olan nedir?

___ Ayı

___ Hah hah hah amma isâbet! Ayının nağmesi de işitilir şey değil. Şuna düdük deseniz a.

___ Bak bu daha iyi yakışdı. Bunlar sahih tuhaf! Daha başkası yok mu?

___ Nasıl yok, en elzem, en menfaʻatli taş nedir?

___ Pırlanta!

___ Değil, değirmen taşı. Daha ister misiniz?

Fakat bu biraz uzuncadır: Nedir ol şey ki: kar gibi beyaz, çayır gibi yeşil, süt gibi leziz, zehir gibi acı, odun gibi sert, elma gibi yumuşakdır.

___ İşte bu biraz zorlu!

___ Güyâ diğerlerini kolayca bildiniz de! Bu da yeşil kaplı ceviz.

___ Hay Allah’dan iyilik. Ay daha daha bunlar hoşuma gidiyor.,

___ Neresidir o yer ki: İçine girmediğiniz, girmeye muktedir olamadığınız halde sizi orada gördüm:

___ Koz kabuğu

___ Oraya girebilirseniz? Sizi giremeyeceğiniz bir yerde gördüm.

___ Bildim bildim rü’yânız.

___ O da değil. Âyine. Bu da kolay değil mi? İşte daha bir kolay: Nedir o şey ki: Onu yapan kendi için yapmaz, yapdıran kendisine arzu etmez, kendisi için yapılan aslâ haberdâr olmaz.

___ Tabut.. o soğuk şey!

___ Sıcağını da sorayım. Fırınları niçin memleket içinde yaparlar?

___ Müşteriler orada olduğu için

___ Değil. Daha doğrusu fırın içinde memleket yapılamadığı için.

___ Bu o kadar hoş değil.

___ Peki sözü tatlı bağlamak için size daha bir zarîfânesini sorayım:

Kimdir o peder ki: On iki evlâdı var. Her birinin otuzar çocuğu bulunur. Her çocuk da yarı kara yarı beyazdır.

___ Bunu kolayca bulamazsınız: Bu bir senedir ki, on iki ayı, beher ayın da otuz günü var. İşte size epeyce sermâye. Oyunu böyle bilmecelerle tertîb eder iseniz hem güler hem eğlenirsiniz. Bilmece karihaya güşâyiş verdiği için istifadeden de hâlî değildir. Arzu ederseniz bilmece yerine güzel latîfeler sualin, en latîfelerden cemʻiyeti en ziyâde güldürenn en hoşa gidenin fâ’iline mükâfât vermek suretine koymak dahi mümkündür. İşte oyunlarımızın en son sermâyeleri de bunlar! Zâten ramazan-ı şerîfde hitama erişiyor. İnşallah gelecek seneye kadar size güzel oyunlar hazırlarız.

___

 Letâ’if

Ahıra girmiş idi bir kıptî

Bir yular elde, eşek sirkatine

Tuttular bağladılar ol ip ile

Attılar onu eşek cennetine

___

Derebeyi bir kıptinin salbini emretmiş. Cellâdlık edecek bir âdem bulunamaması üzerine herifi kim salb ederse beş lira vereceğini söylemesiyle: Çingâne:

___ Beş lirayı bana veriniz ben kendi kendimi salb ederim demişdir.

___

Bütün meşguliyetlerin esâsı “Para” olduğu halde onu pek ender olarak ismi ile tesmiye ederler. Ekseriyâ herkes ona müşterekü’l-maʻna birçok isimler verirler, meselâ:

Banker, “sermâyem” nâmını verir.

Genç kız, “cihazım” (çeyizim) der.

Delikanlı, “ümidlerim” ismini takar.

Nefer, “taʻyınım”,

Me’mûr, “maʻâşım”,

Tüccar, “tücâretim”,

Amele, “Gündeliğim”,

Avukat, “Ücretim”,

Doktor, “vizitem”,

Tiyatrocu, “hâsılâtım”,

Zenginler, “servetim”,

Sâhib-i akâr, “îrâdım”,

Tamaʻkâr ve fukarâ, “ihtiyâcım”.

___

Birkaç günden beri hava pek etrâdsız gidiyordu. Efendi hizmetkârına havanın fenalığından şikâyet etmesi üzerine hizmetkâr:

___ Vâ-esefâ ki efendim bu kabahat benimdir.

___ Neden?

___ Evet, geçen gün mizanü’l-havanın tevzîʻini almak için siliyordum. Hatâ’en bozuldu. Size söylemeğe korkdum. Şimdi bunun için hava karma karışık gidiyor.

 

Comment here