Dosya KonusuRamazan

Ramazan Musahabeleri V

Bu makaleyi 13 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Baha Öztunç

Ramazan sohbetlerinin beşincisinde yine oyun tanıtımlarıyla karşılaşıyoruz. İlginçtir ki gazete okuyucularına Millî ahlâka uygun oyunlar öğretebilmek için Paris’ten kitap sipariş etmiş ancak bekledikleri kitap yerine kağıt oyunlarının tarif edildiği bir kitap gelmişti. Yine de yeni bir oyun ayrıntılı bir şekilde tanıtılır. Akabinde “Volapon” lisanıyla ilgili ilginç ve bir o kadar güzel monolog karşımıza çıkar. Yazı diğer dördünde olduğu gibi fıkralarla sona erer ki bu sayıdaki fıkralar adaletle ilgililerdir.

Asır Gazetesi, 20 Ramazan 1313/5 Mart 1896

Ramazan geceleri için taʻrîfâtını yazdığımız oyunlar birçok cemʻiyetlerde icrâ olunmuş, pek güzel muvaffakiyet görülmüş, eğlenilmiş olduğunu haber aldık. Baʻzı zevât bu oyunların tenevvüʻ (çeşitlenme) ve taʻdadını arzu ediyorlar.

Biz de bu oyunları taʻkîb etmek emelinde idik. Vâ-esefâ ki evdeki Pazar çarşıya uymadı.. Bu oyunlardan ahlâk-ı milliyemize kâbil-i tevfîk olanlarını intihâb ve tercüme etmek emeliyle Fransa’ya salon oyunları nâmıyla bir kitâb sipâriş etmişdik. Kitapçı Tohma/Tahma bizi çok bekletdikden sonra nihâyet ramazân-ı şerifin onuncu günü kitap geldi. Fakat ne kitâb?

Kitabı alıp de kemâl-i istiʻcâl  ile (aceleyle) açtığımızda ne görsekbeğenirsiniz? Bin dürlü kâğıt oyunları resimleriyle dolu! Taʻrîfâtında da bakara, lansigne, yirmi bir, otuz bir, baçka, iskambil, konçine oyunlarının envâʻı… Tamam seksen dürlü kâğıt oyunu!… O kadar intizâr üzerine böyle aldandığımıza mı hiddetlenelim, yoksa istediğimiz kitabı getirtmeğe vakit kalmadığına mı?…

Çâre yok! Kitapçının bize dediği “pardon”u biz de kâri’în-i kirâma ciro etmeğe mecbur olacak, hatırda kalmış olan baʻzı oyunlarla geçinmeğe çalışacağız. Bunlardan biri hakikaten pek hoş olduğu için onu taʻrîf edelim:

Taʻrîf edeceğimiz oyunun icrâsı için cemʻiyetde kaç kişi var ise her birine ?? kesilmiş birer parça kâğıt vermek iktizâ eder. Ortaya bir divitle birkaç kalem çıkarılır. Hızârdan her birine ayrı ayrı birer kalem tedâriki mümkün olursa daha aʻlâ.

Oyunu idâre edecek olan zât hızâra hitâben der ki:

___ Efendiler, elinizdeki kâğıdın bâlâsına bu cemʻiyetde bulunan zevâtın birinin ismini yazacak, yazdığınız isim üzerine kâğıdın ucunu katlayarak okunmayacak bir hâle gelince kâğıdı sağ tarafınızda bulunan zâta vereceksiniz. Bu suretle bütün kâğıtlar bir devir etmiş olacaktır. Sol tarafınızdaki zâtın size verdiği kâğıdın bâlâsına kimin ismini yazdığını merâk edip açmak oyunu bozar. Siz elinizdeki kâğıdı hep aynı kâğıt farz eyleyerek ve benim îrâd edeceğim su’alleri, ismini yazmış olduğunuz zâtı düşünerek- mümkün  olduğu kadar tuhaf olmasına iʻtinâ ile- cevaplarını yazarak, her su’âlin cevâbını yazdıkça elinizdeki kâğıdın ucunu kırarak yazdığınız cümle okunmayacak sûretde sağ tarafınızdaki zâta verecek, solunuzda bulunan zâtın kâğıdını alacaksınız. Fakat tekrâr ederim ki elinize aldığınız kâğıda sizden evvel ne yazılmış olduğuna bakmak câ’iz değildir.

Bu îzâhât üzerine herkes elindeki kâğıdın bâlâsına cemʻiyetde hâzır olunan zevâtdan birisinin ismini yazar. Fakat hep aynı isim olmaması için yazacağı ismi oyunu idâre eden zâtın kulağına söyler. Bu ismi başkasının yazmadığını haber alır. İsimler yazıldığı gibi kâğıtların ucu kırılıp yazı setr olunur. Kâğıd sağ taraftaki zâta verilir.

Baʻdehu oyunu idâre eden zât sırasıyla birtakım su’aller îrâdına başlar ki herkes ismini yazdığı zâtın hâlini düşünerek elindeki kâğıda ona göre mütâlaʻasını yazar. Her suʻâlin cevâbı yazıldıkça kâğıda yazılan söz okunmayacak sûretde ucu kırılıp sağ tarafa verilerek devreder.

Îrâd olunacak su’aller bu kabîl şeylerdir: Nasıl adamdır? İstikbâlen ne olacak? En çok kimi sever? Nerelerde gezer? Dün akşam kiminle görüştü? Nerede görüştü? Maksadı ne idi? Şimdi neler düşünüyor?

Mütemâdiyen devreden kâğıdlar üzerine herkes birer cümle yazınca oyunu îrâd eden zât cümlesini toplar. Birer birer açıp okumağa başlar. Her kâğıdda o kadar mübâyenetler (farklılıklar) o kadar tuhaflıklar husûle gelir ki mütâlaʻası cemʻiyeti kahkahalarla güldürür.

Oyunun tuhaflığını takdir edebilmek bir defʻa tecrübe ve icrasına tevakkuf eder. Güç bir şey değil a! Bir kere tecrübe ediniz.

Size öğretebileceğimiz oyunlar işte burada bitiyor. Gerçi vaʻadimiz vardı. Devâm edecekdik fakat Pâris’ten yanlış kitâb gelince hâlimiz, Paşa ile Bağdat’a giderken mecmûʻasını Fırat Nehri’ne düşürerek geri dönmeye mecbur olan Divan efendisinin hâline benzedi. Akıldan yazabileceğimiz sermâye tükendi. Daha bildiğimiz Millî oyunları ise herkes bilir bunların taʻrîfâtına kalkışmak sahife doldurmakdan başka bir şey’e yaramaz.

Bakınız monolog arzu ederseniz istediğiniz kadar var’ Çünkü kitaplarımız mevcûd. Fakat anladığımıza göre monologlarımız oyunlarımız kadar rağbet ve muvaffakiyet görememiş. Çünkü biz de bir cemʻiyetde kalkıp da bir monolog îrâd edebilecek nâtıka ve cesâret henüz neşv ü nemâ bumamışdır.

Son defʻa tesâdüf ettiğimiz bir monolog pek hoşumuza gittiği için hemen Türkçeye tahvil etdik. Bakalım beğenir misiniz? Îrâdı da kolay. Volapon… Volaponun ne olduğunu elbet bilirsiniz.

Haniya şu Mösyö Volapon nâmındaki zâtın beş on sene evvel îcâd etmiş olduğu lisan. Bu lisanın kavâʻidi gayet basit olduğu, kelimâtı en şümullülerinden intihâb edilerek mahdûd bulunduğu için tahsili gayet muhayyel olacak bütün dünyâ muhâberât-ı ticariye ve siyâsiysi için beyne’l-milel kbûl edecekdi. Yeni meydana çıkdığı vakit büyük bir ehemmiyet almış, Volapon kitabları neşredilmiş Avrupada mektebleri bile açılmışdı.. Bizde bile erbâb-ı maʻârifden bir sâhib-i hamiyet – Allah’a emanet olsun- bir Volapon muʻallimi yazmışdı. Sonraları bunun fiyaskosu meydana çıkdı. Saçma olduğu anlaşıldı. Şimdi eğlenceye hizmet ediyor. Haydi biz de bununla eğlenelim:

Monolog

Volapon

___ Sen Manhir Löpin Puaz…

(Bir miüddet tevakkuftan sonra belki anlaşılmadı diye tekrâr ederek)

___ Sen Manhir Löpin Puaz (tahvil-i lisan ile) Canım anlamıyor musunuz? İşte bu Volapon lisanıdır… Nasıl! Siz Volapon bilmez misiniz? Tiye Yazık!.. Böyle birsürü efendiler, içinizde belki fuzalâdan adamlar bile var. Hâlâ medeniyet-i cedide lisanı olan Volapon’u öğrenememişiniz…

(Müte’essirâne bir tavır ile) yazık hâlimize! Bu asr-i terakkide koca bir cemʻiyet içinde Volapon bilen bir kimse bulunmasın!… Bilir misiniz ki Volapon istikbâl lisanıdır. Lisan-ı umûmî olacakdır. Evet, terakkî, medeniyet lisanı!.. En kolay, en tatlı, en latîf, en sâde, en vâzıh, en serîʻ lisan Volapondur. Volapon öğrendiniz mi beş on fikri bir cümle ile ifâde edebilirsiniz..

Bir kere bunu öğrenince artık başka lisan söylemeğe tenezzül etmezsiniz.. Fransızca, İngilizce, Almanca.. fan fin fan fin.. Bunlar lisan mı?

Yaşasın Volapon!…

___ Meselâ sokakda bir dostunuza tesâdüf ederseniz:

___ Poleş madra, hay hay, hay savayik.. dersiniz. İşte bu kadarcık söz: (aziz dostum, sorma, benden başka kimsesi olmayan zavalı, zengin, büyük vâlidemi ebediyyen kaybettim. Beni teselli etmeğe kalkışma, lüzumsuzdur…) demek olur. Bu: (hay, hay, hay savayik) sözleri şu zaman-ı medeniyetde mirasına oturacağı büyük validesinin vefâtını beyân eden bir insanın hâlini iyi tasvîr etmez mi?

Meselâ müte’essir olduğunuz bir hâli efhâm etmek isterseniz: (kış, kramponağ! margo) dersiniz. (mahcûbâne bir tavır ile) (azizim, beni evlendiriyorlar. Artık âlemlerine vedâʻ etmek, bir kadına esir olmak lâzım gelecek! Efsus/yazık-eyvah?.. Efsus!…) demek olur. İşte bu kadar söz için bir (kış, kramponağ! margo) kifâyet ediyor. Ne belâgat ne îcâz!…

Velapon’un en büyük faydası, en büyük muvaffakiyeti kadınlar yanında, aşk ve muhabbet husûsâtında görülür. Bir kadına tesâdf edip beğenirseniz. (Ah hanımın pek güzelsiniz! Sizi seviyorum) dersiniz. Anlamaz, Fransızca (Jeu Dözem), İngilizce (I Love Yu) Almanca (İh Libezi) dersiniz. Yine bir şey anlamaz.. Kimbilir hangi milletdendir!.. Volapon bilseniz bir kere (bibu, bibi) diyince kadın derhal kızararak, utanarak: (Bluk bluk) der. İşte sadece bu (Bluk bluk) sözü (teşekkür ederim pek naziksiniz. Hissiyâtınızı kendim için bir şeref sayarım) demektir.

Bu (bibu, bibi) sözünü âşıkâne ve müte’essirâne bir tavır ile yavaşça güzel bir kızın kulağına söyleyiniz size öyle latîf bir : (Bluk bluk) der ki gaşî olursunuz.

Volapon lisanını ?? ziyâde hâl-i efhâm eder. Bu (bibu, bibi) cümlesini yerine göre hakkıyla tavır ile söylemek lazım ki muvaffakiyet görülsün… Eğer sevdiğiniz anaç, ateşîn-mizac, hassas kadınlardan ise tavrınızı değişdirir. Serbestâne olarak maʻnîdâr bir sûretde bir (bibu, bibi) dersiniz. O da size gülerek serbestçe (Bluk bluk) der… Derhal ayaklarına kapanırsınız.

Bu fazîletleri görüyorsunuz ya!.. Hemen Volapon öğreniniz zira baʻdema size monologlarımı da hep Volapon lisanıyla söyleyeceğim.

___

Letâ’if

Huzûr-ı mahkemede re’is maznuna (zanlıya) hitâben

___ Sanʻatınız?

___ Mûcid!

___ Ne îcâd etdiniz?

___ Henüz düşünüyorum.

___

Huzûr-ı mahkemede, avukat bir katl fiʻilinin vukûʻını îzâh sırasında ve silahın nasıl atıldığını taʻrîf etmek için bir kolunu uzatrak nişan alıyor gibi bir sûretde re’ise müteveccihen:

___ Şöylece nişan alarak… deyince re’is:

___ Aman! Aman! Diğer tarafa tutunuz.

___Korkmayınız efendim dolu değildir.

___

Bir mahkûmu salb (asılmak) için getirmekde oldukları esnada:

___ Ben bu sokakdan geçmem.

___ Niçin?

___ Şuradaki bakkala borcum var.

Comment here