Dosya KonusuRamazan

Ramazan Musahabeleri IV

Bu makaleyi 9 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Baha Öztunç

Ramazan musahabelerinin bu yazısını ilk üç yazının sahibinden farklı biri kaleme almış. Yazar önceki yazıların hep ramazan akşamlarıyla ilgili olduğunu ifade ederek gündüz vakti neler olduğunu yazacağını belirterek söze başlar. Dışarı çıktığında sokakta bir kenarda oturan çocukların durumunu anlatan yazar daha sonra eğlenceli bir şiirle devam eder. Tramvayların ilerleyememesinden halkın şikâyetçi olduğunu ancak kalabalıktan gidecek yol bulamayan tramvayların bu işte pek de suçu olmadığını ifade eden yazar akabinde çok ilginç bir tespit yapar. “şeytan arabası” olarak nitelendirdiği velespit yani bisikletin ve onun sürücüsünün kendine göre tuhaflıklarını, bisikletle kaza yapan birinin tasvirini ayrıntılı ve bir o kadar nükteli bir şekilde anlatır. Tahtakale’nin eski şenlikli günlerinden uzak olduğunu ifade eden yazar yazısına yolda karşılaştığı ilginç satıcılardan bahsederek son verir. Hepinize iyi okumalar dilerim.

 

Asır Gazetesi, 13 Ramazan 1313/27 Şubat 1896

Aynen

Ramazan musahabeleriniz pek hoş gidiyor. Siz hep gece eğlencelerinden bahsetmişsiniz ve ramazan günleri az tuhaflıklar mı oluyor! Bakınız ben de size bir günümün sûret-i güzerânını yazayım.

Ramazan geceleri elbet geç yatarsınız!

Geç yatan geç kalkar ben de geçen Pazar günü sâʻat altıdan sonra kalkabilmişdim. Dışarı çıkınca çocuklar bir kenarda oturmuş yemek yiyorlardı.

___ Ne yapıyorsunuz?.. dedim. Küçüğü,

___ Ağabeyimle tatlı tatlı yemek yiyoruz dedi.

___ Ya bu bağrışma ne?.. yemek mi kötek mi? Yiyorsunuz?… Didim. Küçük çapkın:

___ Allah eksik etmesin ikisinden de var dedi.

___ Ya eldeki kaşık ne?

___ Âlet-i müdâfaʻam.

___ Ya o çatal, bıçak?

___ Ağabeyimin silahları.

___ Bu kavga ne?

___ Boğaz kavgası.

___ Düşman kim!

___ Ağabeyimle ben.

Bu küçük muhâvere (karşılıklı konuşma) bana şâʻir-i şiʻirin makâl Hazret-i Saʻdî’nin latîf bir manzumesini ihtâr etdi. Bakınız manzumeyi şuraya nakledeyim, pek beğenirsiniz.

 

Ağabeyimle Ben

Sofrada hep sebeb-i cenk ve cidâl

Ne çeker sofra başında etfâl

Sofrada nice meşakkatli sefer

O itip kakma, o çmdik ne şeker!

Başımı yer, yemeğe başlaması

Canımı haşlar o et haşlaması

Ona terbiyeli et, tâze börek

Bana da kıyma! Kebab oldu yürek

Evde bir ben olayım sen olma

Yutulur mu bu yalancı dolma!

Ağabey mi? Başıma bir afacan

Sade güllaçları yutsun babacan

Ben kötekler yiyeyim, o biftek

Bir midir biftek ile tekme, kötek

Yutkuna yutkuna oldumdu harab

Çekerim canım o kimyonlu kebab

Ağzımın suları hasretle akar

Ağabeyimse bana dehşetle bakar.

___

Hoş değil mi?

Bilmem bugün bizim tâlih tuhaflıkla mı açılmış evden çıkdım. Tramvay ile içeri geliyordum. Tramvaydn herkes şikâyet eder. Fakat biraz da insaf edelim.

Zavallılar ne yapsınlar? Kira arabalarının kesretine inzimâm eden o maʻhûd görüldüğü yük arabalarından meydan yok ki tramvay rahatça yoluna devâm etsin.

Arabalar sürücülerden mâʻada başımıza bir de velespit dedikleri iki tekerlekli şeytan arabaları çıkdı.

Bilmem dikkat etmiş misinizdir? Bu şeytan arabalarına binenleri şeytan mı çarpıyor ne oluyor. Bunun üzerine binince hepsinin kamburu çıkıyor. Ya ara sıra çıkardığı bed (kötü) sedaya ne buyurursunuz? Ramazan kafasıyla çekilir şey değil.

Bunların kıyâfeti de doğrusu insan kıyâfeti!.

Koskoca herif kısa bir pantol giymiş, bacaklarını sıvamış, kafasına ne şapkaya, ne de külâha benzer bir şey geçirmiş… Ucûbe, kemer altından geçerken bu velespitlerden biri uğurumuza çıkmaz mı? Velespitin tekerleği nasılsa tramvay demiri üzerinden geçerken muvâzenesini kaybederek süvârîsi yere yuvarlandı. Tramvay yolundan kaldı.

Allah eksik etmesin meraklılarımız az değildir. Birçok halk etrâfı sardı. Yardımdan ziyade kahkahalar hükümfermâ oluyordu.

Tramvay mümkün değil ilerleyemediği için ben de ne olduğunu anlamak merakıyla arabadan atladım. Kalabalığa karışdım. Velespitçiyi kaldırmışlar sokaklarda hiç çamur olmadığı halde zavallı tesadüfen kalıpçı dükkânı önünde kalıpçının fes boyası kazanını kaldırım üzerine döktüğü yere düşmemiş mi?

Üst, başı kırmızı bi çamura boyanmış, burnunun ucu, alnı, bu renk-i garîb ile sıvanmışacınacak bir hâle girmiş… Halk ise mütemadiyen gülüyor. En belâlısı zavallı herif bacağını zedelemiş, doğruca yürümeye muktedir olamıyor, topallıyor, binmeye muktedir olamadığı velespitini de yanında sürüklüyordu.

Arkasından birçok çocuklar gürültü ile taʻkîbe başladılar.. Karnaval olmak münasebetiyle oralarda eksik olmayan maskelilerden birkaçı bu zavallıyı da kendi hempalarından zannederek, yanına sokulub bin dürlü soytarılıklar icrasına başladılar. Herkes gülüyordu. Ne yalan söyleyeyim ben de çok güldüm. Gülmeyen bir kimse var ise o da bîçâre velespitçi idi.

Zavallı kızardı, bozardı, sıkıldı, hiddetlendi. Fakat maskaralar hiddetle defʻ olacak belâlardan mı? Velespitçi hiddetlendikçe onlar maskaralığı artırıyor, halkı daha çok güldürüyorlardı. Nihâyet herif o civarda tanıdığı bir eve girip paçayı…. Pardon paçası yoktu.. yakayı kurtardı. Biz de yolumuza devam ettik.

Fakat ne dersiniz? Tahtakale civârının eski zevki, eski şetâreti kalmadı. Oralarını da soğuk bir ciddiyet o maʻhûd Avrupa mukallitliği istilâ eylemiş. Haniya o binişli, uzun değnekli beyaz sakallılar!. Nerede o her adım başında bacaklar arasında patlayan patlangaçlar! Ramazan-ı şerîf geldi geçiyor. Sâʻat on birden sonra hiç bir tiryâki kavgasına tesâdüf ettiniz mi?Herkes kemâl-i ciddiyetle aşağı yukarı geziyor. Geziyor da kimsenin bir patlangaç atmağa eli varmıyor. Ramazan keyfi böyle mi çıkar?

Akşam en ziyâde şâyân-ı hayret olan şey satıcıların garabetidir. Neler satmıyorlar! Herifin birisi koynunu koltuğunu keser aletiyle doldurmuş elinde tuttuğu bir “keser”i burnuma dayayarak:

___ Efendi aʻlâ “keser” beş kuruşa demez mi?

___ Elinin körü! Ramazan akşamı on birden sonra “keser” yutulur mu?

___ Efendim “burgu” da var

Biz “ Lâ Havle”yi çekerek oradan çekildik. Beş-on adım ileride önümüze diğer bir satıcı çıkıyordu ne satıyor bilir misiniz?

Hiç düşünmeyiniz bulamazsınız..

___ Efendim ucuz fare kapanı!

Hiddet topuklarıma indi.

Cevap vermeden çekiliverdim…

Meşhûdâtıma şâyân-ı işʻâr başka bir şey olmadığı için sözü burada kesiyorum. Varakamı Asır’da görürsem yine yazarım. Ayın-Kef.

 

 

Comment here