Dosya KonusuRamazan

Türk Kültüründe Ramazan – I

Bu makaleyi 8 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Ömer Özden

Ramazan Hazırlıkları

Ramazan ayı, gerek resmî olarak gerekse halk tarafından, gereken önem verilerek hazırlıkları yapılıp karşılanan bir aydır. Bu, geçmişte böyle olduğu gibi günümüzde de böyledir. Geçmiş asırlarda devlet tarafından “tenbihname”ler yayımlanarak halkın rahat bir ramazan yaşaması temin edilmeye çalışılırdı. Bu tenbihnamelerde evlerin, işyerlerinin ve kişisel kıyafetlerin temizliklerine dikkat edilmesi, davranışlarda saygı sınırlarının aşılmaması, rahatsız edici tavırlardan sakınılması, fiyatların arttırılmaması, askerî ve inzibat kuvvetleri dışında silah taşınmaması vs. istenmiş, aksine hareket edenler hakkında resmî makamlar tarafından cezai işlem yapılacağı da belirtilmiştir. [1]

Günümüzde de ramazandan hemen önce radyo ve televizyonlar aracılığıyla gerek valiliklerden gerek Diyanet İşleri Başkanlığı ve bağlı kuruluşlarından yapılan açıklamalarla huzurlu bir ramazan geçirebilmek için her türlü tedbirin alındığı, özellikle gıda denetimlerinin sıklaştırılacağı, fahiş fiyatlarla ürün satılmaması, mantar tabancası, maytap gibi patlayıcı maddelerin patlatılmaması yolunda uyarılar yapılmaktadır.

Bu resmî hazırlıkların yanında bir de herkesin kendince yapmış olduğu hazırlıklar bulunmaktadır. Ramazanın başlamasından birkaç hafta önce evlerde muazzam bir temizlik faaliyeti görülür. Bu temizlik, insanın ruhunu ve bedenini temizlemesi beklenen ramazanı temiz evlerle karşılayıp adeta günahlarından ve kirlerinden temizlenecek olan bedenler için hazırlık yapmak anlamını taşır. Evlerin her köşesi temizlenir, alışveriş mağazaları temizlenip, derlenip toparlanır ki ramazana özgü gıdalar için yer ayrılsın.  Erzurum’da da ramazan öncesinde evler temizlenip, ramazanın temiz evlerle karşılanmasına çok dikkat edilir. Buna ramazan temizliği denir. Bu, geçmişte böyle olduğu gibi günümüzde de devam eden bir gelenektir.

Eskiden soğutucu araçlar bulunmadığı için evlerin soğuk ve karanlık olan bir iç bölümünde kiler bulunurdu. Bu kilerlere kışlık erzak ve ramazan ayında tüketilmek üzere alınan gıdalar doldurulurdu. Yaz ramazanları için ayrı hazırlık, kış ramazanları içinse ayrı hazırlık yapılırdı. Eski zamanlarda hazır gıdalar bulunmadığı için bir ay boyunca yenilecek olan her türlü gıda önceden hazırlanırdı. Sahurlar için ev makarnaları, erişteler, keteler, çörekler, pastalar; iftarlarda iftariyelik olarak kullanılmak üzere yaz meyvelerinden veya kış meyvelerinden reçeller, çeşit çeşit turşular, pastırmalar, sucuklar, hurma, incir gibi kuru meyveler ve daha niceleri önceden zevkle hazırlanır ve ramazan boyunca bunlar için emek ve para harcanmamış olur.

Böylece hanımlar, ramazanda fazla yorulmamaya özen göstermiş olurlar. Günümüzde bu hazırlıklar yine yapılmakla birlikte kimi gıdalar büyük çoğunlukla hazır bulunduğu için günlük ve taze olarak alınmaya çalışılmaktadır. Mesela artık evlerde sucuk ve pastırma yapılmamakta, hazır olarak ve günlük alınmaktadır. Yine de büyük evlerde kiler sitemi devam etmektedir.

Ramazanda bu hazırlıkları, hâli vakti yerinde olanlar rahatlıkla yaparlarken, orta hâlliler, yıl boyunca ramazan için biriktirdikleri paralarını huzur içinde harcayarak rahat bir ramazan geçirmeye çalışırlar. Ancak bir de dar gelirliler ve hatta geliri olmayanlar var ki bunlar da karınca kaderince hazırlıklar yaparlar. İşte bu noktada, Türk ahlak ve toplum yapısının temel karakteristiği olan yardımlaşma geleneği ve bu geleneğin bir yansıması olan Türk vakıf sistemi devreye girerek ihtiyaç sahiplerine gerekli yardımı yapar. [2]

Bu, aynı zamanda dinimizin de üzerinde çok durduğu bir husustur. Gerek dinî gerek millî duygularıyla hareket eden, kendisi tokken komşusunun aç olmasına gönlü razı olmayan yardımsever insanlarımız, dar gelirlilerin yardımına Hızır gibi yetişip, yapabilecekleri kadar yardımı hem ramazan öncesinde hem de ramazan boyunca ihtiyaç sahiplerine ulaştırarak onların da rahat bir ramazan geçirmelerini sağlarlar.

Eskiden ramazan öncesi hazırlıklardan biri de ramazanın ilan edilmesi çalışmalarıdır. İllerde kadı veya müftülerin başkanlığında birer heyet kurulur ve yevm-i şek (hilalin görülmesiyle şaban ayının bitip ramazanın başlangıcının tespit edildiği ve emin olunamadığı için şüpheli olduğu söylenen gün) gecesi yüksek bir tepeden ayın durumu gözlenirdi. Bu da bir eğlenceye dönüştürülür ve o gece kadı tarafından heyettekilere ziyafet verilirdi.

Ay görülür görülmez de ramazanın başladığı halka ilan edilir ve o gece sahura kalkılırdı. Bu ilan da camilerin kandillerinin yakılması, top atılması ve davulcuların davullarını çalmalarıyla olurdu.[3]

Şimdi bu ilan, rasathanelerin gözlemleriyle yapılmakta ve hassas aletlerle, ramazanın başlangıç tarihi önceden ve daha sağlıklı olarak tespit edilip takvimlerde gösterilmekte, imsakiyeler hazırlanarak ramazandan önce dağıtılmakta, radyo ve televizyonlardan ilan edilmekte ve böylece eski zamanlardaki o ramazanın ilk günü şüphesi ortadan kalkmış bulunmaktadır.

 

 

 

[1] Bu tenbihnameler için bk.: Olgun, Özlem, Ramazan Kitabı, Kitabevi Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2001, s. 15-23.

[2] Vakıfların Türk kültüründeki önemi ve yeri hakkında geniş bilgi için bk.: Özden, H. Ömer, “Türk Vakıf Kurumunun Duygusal ve Felsefi Temelleri”, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Erzurum, 2004, C: 4, Sayı: 2, s. 339-349.

[3] Balıkhane Nâzırı Ali Rıza, Bir Zamanlar İstanbul, İlaveli notlarla baskıya hazırlayan: Niyazi Ahmet Banoğlu, Tercüman Yayınları, 1001 Temel Eser Dizisi, Sayı 11, tarihsiz; Musahipzade Celal, Eski İstanbul Yaşayışı, Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1946, s. 93; Olgun, Ramazan Kitabı, s. 43-46.

Comment here