Dosya KonusuRamazan

Ramazan Güreşleri – VIII

Bu makaleyi 20 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Oğuzhan Murat Öztürk

Kurtdereli Mehmet pehlivan yağlı güreşte ismini gelmiş geçmiş en namlı pehlivanlar arasında yazdırmayı başarmışsa da alafranga güreşte ismini önemli isimler arasına yazdırmayı başaramamıştır.

Avrupa’daki başarıları ne Koca Yusuf ne de Kara Ahmet gibi iz bırakıcı olmamıştır. Bunların yanı sıra Kurtdereli Mehmet Türk pehlivanlığına yakışmayacak gençlik hatalarıyla da maluldü. Taksim güreşlerinden 12 yıl önce Fransa’daki turnuvaya katılan Kurtdereli Mehmet rakibi Bulgar güreşçi Petrof’du. Sami Karayel bundan sonrasını şu şekilde anlatıyor:

“Bulgar Pehlivanı, Kurtdereli’yi gördüğü zaman ürkmüştü. Fakat kurnaz Petrof, organizatörlerden aldığı talimat mucibince Kurtdereli’ye karşı fevkalâde mülayim [yumuşak] ve arkadaşça muamelede bulundu. Hatta daha ileri vararak da:

“İkimiz de bir memleketliyiz. Bir vatan çocuğuyuz. Bu herifler için birbirimizi mi yiyeceğiz?.. Paralarını alırız işte o kadar, demişti. Kurtdereli, Petrof’un mülayim ve arkadaşça sözlerine inanmıştı.”[1]

Atıf Kahraman anlattığı versiyonda ise menajer Doublier, Kurtdereli’den pehlivanını iki dakikada yere serip rezil etmemesini rica eder. Petrof da Kurtdereli’ye kendisini en az yarım saat yenmemesi için ricacı olur. Güreşi rahmetli Orhan Koloğlu’nun aktarımıyla Fransız gazetelerinden okuyoruz:

“Bulgar’ın derecesi ne olursa olsun, korkunç Kurtdereli’ye galip gelmesinin imkânsız olduğu görülüyordu. Gelgelelim tuşu o yaptı. Kurtdereli sonucu tartışmıyor, iki omuzunun yere değdiğini kabul ediyor. Ancak Türk’ün reddettiği sonucun samimiyetidir! Kendisi bu konuda bize bir mektup yolladı. Şimdi başından başlayalım:

İki rakip sahneye çıktıklarında halkın Kurtdereli’yi daha fazla alkışladığı görüldü. Güreşe hızlı başladılar. Petrof sadece rakibinin el enselerine dayanmağa çalışıyordu. Bir ara kafa kapmağa çalıştıysa da Kurtdereli bunu atlattı. Bir süre sonra Petrof’un ayakta güreşe dayanamayacağı görüldü. Ve kendisini yüzükoyun yere attı; bütün gücüyle halıya yapışmıştı. Kurtdereli ise onu çevirmeğe çalışıyordu. Türk gayet sâkin, Bulgar ise gittikçe artan sinir ve çırpınma içinde. Kurtdereli rakibini iki defa çevirir gibi oldu. Petrof ikisinde de tehlikeyi zor atlattı. Nihayet Türk rakibini kaldırdı ve terazilemeğe başladı. Petrof kendini tekrar kurtarıcısı halıya atarak sonucu bir hayli tehlikeli görünen arka çaprazından bu şekilde kurtulabildi.

Halının güllerini seyreden Petrof, yine Türk’ün altında. Kurtdereli solunda duruyor; bir ara yan çarprazı ile Bulgar’ı kavradı ve çevirmek üzere kaldırdı, fakat bundan vazgeçti. Petrof köprü kurup döndü ve aşağıdan Türk’ün sol kolunu birden yakalayıp çekti. Kurtdereli hızla sırtüstü düşüverdi. Dakika 6, saniye 37 ve salise 2/5.[2]

Gazinodakiler heyecan ve hayret içindeydiler. Kurtdereli önce büyük şaşkınlıkla ayağa kalktı. Sonra korkunç bir hiddete kapıldı. Petrof derhal ortadan yok olmuştu. İyi de yaptı. “O akşam Velo’nun yazı işleri odasında dev Türk, hain rakibini protesto eden yazısını verirken, haksız yenilgisinin sebep olduğu utancın ıstırabıyla bir çocuk gibi ağlıyordu.”[3]

Organizasyon komitesine

“Dün gece Bulgar Petrof ile güreşirken tuş oldum. Halk yenilgimin gerçek sebebini bilmemektedir. İşte hikâyesi:

Güreşten önce Petrof bana gelerek şöhretini yıkmamak ve menfaatlerini kaybettirmemek için güreş sırasında kendisini idare etmemi rica etti. Daha mindere çıkmadan önce yenilgiyi kabul ederek benden güreşi hiç olmazsa 30-35 dakika uzatmamı istedi.

Kabul etmek saflığını gösterdiğim bu anlaşmaya inanarak rakibimi idare ettim. O ise beni, kendisini kolaylıkla altedivereceğim bir anda, gösterdiğim itimattan istifade ederek tuş etti.

Sözlerimi teyit etmek için sadece Petrof’a değil, dünyanın bütün güreşçilerine meydan okuyorum.

Saygılarımla
Türk şampiyonu Kurtdereli”

mektubunu yazan Kurtdereli Bulgar Petrof’la beraber danışıklı güreş yaptıkları için diskalifiye edilecekler, bir diğer güreşçi olan Katrancı Mehmet’in de güreşlerde başarılı olamaması üzerine Fransız gazeteleri şu acı verici satırları yazacaktır:

“Neredeyse artık Türk gibi kuvvetli deyimini kullanamayacağız. İki Türk güreşçisi Paris’teki turnuvada yenilgiden başka bir şey görmediler.”[4]

22 Ekim 1910 tarihinde meşhur Kurtdereli Mehmet Macar Çaya ile üçüncü ve son kez karşı karşıya geliyor. Tribünler tıklım tıklımdır. Çaya’nın kumpanyası her gece 100 altın kazanmaktadır. Seyircinin çoğunu çeken de Kurtdereli Mehmet pehlivandır. Habib Sevük’ün dediğine göre bu Ramazan güreşlerinde Kurtdereli Mehmet Kadir gecesi olan 27. Geceye kadar tam 42 defa sahneye çıkmıştır.[1]

Diğer yazılarda da inceleyeceğimiz güreşi Tercüman-ı Hakikat gazetesi muhabiri Celal Bey’in kaleminden okuyoruz:

 

Kurtdereli Cihan Pehlivanı

 

Heyecanlı bir gece-İntizar-halkımızda spora rağbet-takdim edildi-Çaya ile Kurtdereli-Altın kupayı kim alacak-Musaraa başladı-çaya mı? Kurtdereli mi?-Son saat-Çaya kaçıyor- Ahalinin arasında- Çaya’nın omzu kırılmış mı? Büyük galibiyet-Netice.[2]

 

Kurtdereli Kazandı!

 

Dün gece, İstanbul’un yeni sportmenleri için pek ziyade helecan [çarpıntı] ve heyecanla geçti. Bir buçuk aya karib [yakın] bir zamandan beri spora, güreşe meraklı halkımızın efkarını işgal eden mühim bir hadise dün gece cereyan edecek ve geçenlerde baş, başa kalan iki cihan pehlivanı, şimdiye kadar sırtları yere değmeyen Kurtdereli ile Çaya birbiriyle boy ölçüşecek ve Türkiye baş pehlivanı unvanıyla beraber altın kupayı alacaktı. Onun için dün gece bu musaraayı temaşaya gelen halkta büyük bir asabiyet ve intizar [bekleyiş] hissediliyor ve sirkin sakin duvarlarının ciddi bir fırtınayla sarsılmasından korkuluyordu.

 

Zabıta bu noktaya nazar-ı dikkate aldığı için bir hadise vuku’nu men zımnında tedabir-i lazimeyi [gerekli tedbirleri] ittihaz etmişti [sağlamıştı]. Sirk henüz saat ikide hınca hınc denecek kadar doldu. Fatih’ten, Cerrahpaşa’dan ve İstanbul’un sair uzak mahalleriyle, Boğaziçi’nden bile koşup gelen ve sirki dolduran bu izdiham memleketimizde spora ne derecelerde rağbet ve merak olduğunu pek … ve vazıh [açık] bir surette gösterir. Bunun için memnunuz ve ümit ederiz ki küşad olunmak [birleştirilmek] üzere bulunan “Osmanlı terbiye-i bedeniyye ve alafranga güreş kulübü” rağbet-i umumiyeye mazhar olacaktır. Yalnız aşağıda zikr edeceğimiz vechle halkımız hiç olmazsa güreş yapılırken biraz daha muhafaza-i sükût eyleseler, jürinin ve hatta pehlivanların işini güçleştirmeseler hem intizam daha ziyade temin edilir hem de kendileri daha ziyade müstefid olurlar. Biliriz ki sporlar da hiss-i merak her şeyden galiptir. İnsan hırsını her zaman yenemez. Lakin bunun da makul dereceyi geçmemesi, intizamı işgal edecek bir renk almaması lazımedendir. Halbuki dün gece bu hudut çoktan tecavüz edildi.

 

Saat beşe kadar ehemmiyetli hiçbir şey olmadı. Ber-mutad at canbazları icra-yı hüner eylediler. Saat beş buçukta pehlivanların takdimi icra edildi.

 

Halk, pehlivanların isimleri zikr edildikçe bermutad [her zamanki gibi] alkışlıyor ve sonra Kurtdereli’nin, İzzet pehlivanın, Çaya’nın bu kahraman cihan pehlivanlarının isimleri zikredildikçe bu alkışlar bir gök gürültüsü şeklini alıyordu. Pehlivanlar içeri çekildiler. İki dakika. Her tarafta bir ölü sükutu. Fırtınadan evvel muhitatı [çevreyi] saran sisli havalara has bir sükut… Sonra jüri reisinin tiz düdüğü. Şimdi bütün halkın nazarları bir cazibe-i ânîye ve merkeziyeye tutulmuş gibi hep vasata, pehlivanların üzerinde kol salladıkları hâlîye in’itaf etmişti[bükülmüştü]. Bu sükût yalnız iki pehlivanın çıplak ve terli omuzlarına ellerin çarpılmasından mütevellit çat, çatlarla ihlal ediliyordu. On dakika imtidad eden [uzayıp giden] bu ilk musaraada pehlivanlar birbirini aldatmakla meşgul oldular, artık tamam kızıştıkları zamanda düdük iki dakika istirahat çaldı. İkinci fasıl da böyle geçti. Çaya ile Kurtdereli birbirlerini birkaç defa oyuna almak istediler muvaffak olamadılar. Bu esnada birbirlerini “Oh… Ha!..” nidalarıyla igzab ve teşbi eden [öfkelendiren] pehlivanların asabiyeti halka da sirayet etmeye, hafif hafif mırıltılar, bazen “yanlış yapıldı… olmadı… fors… doğru değil… ilh” cümleleri dalgalanarak yükselmeye başlamıştı. Üçüncü istirahatin hitamından sonra pehlivanlar birbirlerine sarıldıkları zaman son derece hiddet ve şiddet gösteriyorlar, Kurtdereli’in mahirane ve mutedilane tedafüleri [ustaca ve temkinli savunmaları] Çaya’nın acûl ve çalak taarruzlarını [aceleci ve çevik saldırılarını] def ediyordu. Birden meydanda bir karışıklık oldu. Bir an içinde müthiş bir darbe ile Kurtdereli Çaya’yı arka çaprazına almış ve Çaya kendisini mutlaka yere çarpacak olan bu darbeden kurtulmak için çabalamakta bulunmuştu. Öyle bir zaman geldi ki halkın galeyan-ı fevkaladesi arasında Çaya’nın ve Kurtdereli’nin yerde yuvarlandığı ve sonra ani bir zamanda ikisinin de -daima Kurtdereli üstte- havaleyi aşarak iskemlelerin arasına düştükleri görüldü. Tiyatro bir dakika içinde karıştı. Bir müddet sonra Kurtdereli ve Çaya kalkmışlar ve yine halının, havalenin içine girmişlerdi. Lakin Çaya kolunu tutuyor, kolunun incindiğini iddia ediyordu. Şimdi burada halkı fevkalade galeyana getiren iki mesele tahaddüs etti [ortaya çıktı]. Kurtdereli galip mi? Çaya hakikaten güreşemez mi?

 

Bunun için birçok gürültüler yapılıyordu. Halk Çaya’nın yenileceğini anlamış üzerine hile yaptığını, koluna bir şey olmadığını, binaenaleyh Kurtdereli’nin galip gelmesi lazım geleceğini iddia eyliyordu.

 

Sonra orada bulunan doktorlar Çaya’yı muayene ettiler, kolunun kırılmış ve çıkmış olmadığı ancak kuvvetinin yüzde onunu kaybedecek kadar incindiği anlaşıldı. Avrupa musaraahanelerinde [güreş organizasyonlarında] bir adet vardır. Böyle musaraalarda musarilerden [güreşlerde güreşçilerden] birinin kol, ayağı veya kafası kırıldı, incindi mi o mağlup öteki galip addedilir. Bunu Avrupa’da uzun müddet bulunan İzzet pehlivan dahi söyledi hatta Kurtdereli Paris’te Gulam Rüstem pehlivanla güreşirken Gulam’ın kolu kırılması üzerine mağlup addedildiği zikr edildi. Fakat Çaya şimdi mağlup olduğunu kabul edemiyor, ölünceye kadar Kurtdereli ile güreşeceğini söylüyordu. Halkta galeyan o dereceye gelmişti ki artık ne heyet-i hâkimenin [hakem heyetinin] ne pehlivanların müddeâsı işitilmiyordu. Herkes kemal-i tehevvürle [büyük bir öfkeyle] bunun bir hile olduğunu ve Çaya’nın mağlup addedilmesi lazım geleceğini ve musaraanın başka geceye tehirine razı olamayacaklarını büyük bir asabiyet ile bağıra bağıra iddia ediyorlardı. Bir aralık Kurtdereli ile Çaya yine tutuştular. Lakin Çaya yalnız sağ kolunu kullanıyordu. Onun için Kurtdereli kendisine has bir tavr-ı merdane [mertçe bir tavırla] ile böyle bir kolunu kullanarak bir pehlivanla güreşemeyeceğini söyledi. Fakat bunu halka anlatmak ne mümkün. Orada bulunan iki bin kafanın her birinden başka bir ses çıkıyor, hatta Kurtdereli’ye olan hırslarını kalplerinde saklayan Hackenschmit ve F. Müller bile Kurtdereli ile güreşeceklerini söylüyorlardı. Nihayet işe zabıta müdahaleye mecbur oldu. Tekrar mağlup olursa 2000 kron vereceğini iddia eyleyen Çaya ile fuzuli arz-ı endam eyleyen öteki iki pehlivan sahneden dışarı çıkarıldı. Ve daha ziyade gürültüye meydan verilmemek için zabıta oyunu tatile mecbur oldu.

 

Jüri heyetini teşkil eden dört zattan ikisi Çaya’nın mağlubiyetini ve diğer ikisi mağlup olmadığını iddia ediyorlardı. Mağlubiyeti tasdik eden iki zat gerek Avrupa musaraahanelerinde cari olan usulü gerek meşhur pehlivanlardan İzzet’in şehadetini ve gerek Çaya’nın tekrar bir güreş için 2000 kron teklif edişini nazar-ı dikkate alarak Çaya’nın mağlup olduğuna ve Türkiye baş pehlivanlığının Kurtdereli tarafından kazanıldığına karar veriyor ve diğer ikisi aksini iddia ediyordu. Bu karar halka tebliğ edilirken hâlâ münakaşa devam ediyor ve gürültüden hiçbir şey anlaşılmıyordu. Bu sırada Taksim merkez memuru Sudi Bey galeyanı izale, ahalinin hiddetini teskin için cihan pehlivanı Kurtdereli Mehmet pehlivanın Türkiye baş pehlivanlığını ihraz ettiğini ve bugün altın kadehin kendisine teslim olunacağını -sıfat-ı resmiyesine istinaden – söyleyerek mümkün mertebe teskin-i heyecan etti [heyecanı yatıştırdı]. Mamafih neticeyi biz de anlamadık fakat bizim fikrimizce Kurtdereli kazanmış ve Türkiye baş pehlivanı olmuştur. Bakalım bu akşam neler olacak?

 

Bu patırtıların devam ettiği en buhranlı bir dakikada meydan-ı musarraya atılarak Kurtdereli’ye meydan okuyan ve ahalinin ıslık ve yuhaları arasında memurin-i zabıtaca sahneden çıkarılan Frich Muller bu gece İzzet Pehlivanla bir saat güreş edecek. Zaten İzzet pehlivan dün gece de pek merdane bir surette kendisini davet etti ise de zabıta müsaade etmedi. Kendisine bu kadar güvenen Frich Muller’i bu gece inşallah İzzet’in zûr-ı bâzû-yı Rüstem pesendanesi [Rüstem gibi beğenilen pazusunu gücü] altında zemin-i mağlubiyete serilmiş görürüz. A. C.”[3]

 

Kurtdereli Mehmet pehlivan böylelikle Cihan pehlivanı ilan edilmiş ve kendisine Sultan Reşat tarafından Sanayi Madalyası ihsan edilmişti.[4] Üzerinden bir asırdan fazla süre geçmiş olan bu Ramazan güreşinin izini sürmeye devam edeceğiz.

 

[1] Bknz. İsmail Habib Sevük,Türk Güreşi, Garp Âlemindeki Kasırga, Ocak Matbaası, İstanbul, 1949, s. 248.

[2] Bu kelimelerle bugün sosyal medyada ilgi uyandırmak için kullanılan başlıklar gibi habere ilgi uyandırılmaya çalışılıyor.

[3] Tercüman-ı Hakikat 10 Teşrinievvel 1326-23 Ekim 1910, s.3. Metini bulmaktan tam umudumuzu kesmişken metne ulaşıp bugünkü Tükçeye aktaran Filiz Ferhatoğlu’na sonsuz teşekkürler.

[4] Madalyanın üzerinde “.. Mehmed pehlivanın güreş fenninde gösterdiği meharetin nişane-i takdir-i alenisi olmak üzere şerefefzayi mucibince mumaileyhe bir kıt’a Sanayi Madalyası ihsan edildiği” yazmaktaydı.

Bknz. Âtıf Kahraman, Cumhuriyet’e Kadar Türk Güreşi C.1, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1989, s. 381.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[1] Sami Karayel, En Meşhur Türk pehlivanları Kurtdereli Mehmet Pehlivan,

[2] Les Rois s. 154

[3] Les Rois s. 154

[4] Figaro 31.1.1899 Fransız gazeteleri Orhan Koloğlu’nun Müthiş Türkler kitabından nakledilmiştir.

[5] Bknz. İsmail Habib Sevük,Türk Güreşi, Garp Âlemindeki Kasırga, Ocak Matbaası, İstanbul, 1949, s. 248.

[6] Buradaki muhabir Celal aynı zamanda organizasyonda hakemlik görevini de yapan Celal Davut Arıbal’dan başkası değildir.

[7] Madalyanın üzerinde “.. Mehmed pehlivanın güreş fenninde gösterdiği meharetin nişane-i takdir-i alenisi olmak üzere şerefefzayi mucibince mumaileyhe bir kıt’a Sanayi Madalyası ihsan edldiği” yazmaktaydı.

Bknz. Âtıf Kahraman, Cumhuriyet’e Kadar Türk Güreşi C.1, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1989, s. 381.

Comment here